AYNALAR ve İNSANLAR // Mehmet ALAGAŞ

bünyamin Ergün Pzt, 21/05/2012 - 11:00 tarihinde yazdı

Lunaparka hiç gittiniz mi?

Bu gibi yerlerde kahkaha aynaları vardır. Değişik eğilimlerdeki bu anlara, insanları olduklarından çok farklı gösterirler. Fiziki durumlarının ne olduğunu, ne olmadığını bilen insanlar, bu aynalara baktıkları zaman ister istemez gülerler. Çünkü her bir aynanın karşısına geçtikleri zaman, kendilerini olduklarından uzun, olduklarından kısa, olduklarından şişman veya olduklarından zayıf görmektedirler.

Kendini bilen insanların bu farklı görüntüler karşısında gülmeleri veya gülümsemeleri tabi ki doğaldır. Kahkaha aynaları arasında insanları güldürmeyen sadece bir ayna vardır. Dümdüz olan bu ayna, insanları olduğu gibi göstermektedir. İnsanlar bu aynanın karşısında genellikle gülmezler.

Hem neden gülsünler ki?

Bu aynanın karşısında güldükleri zaman kendi hallerine gülmüş olacaklardır! Nitekim bu aynanın karşısında gülmek bir yana, aynanın ciddiyetini ve doğruluğunu bilerek kendilerine çeki düzen verirler. Doğru bir ayna karşısında, doğru bir tavırdır bu..

Günümüz toplumunda eli kalem tutan veya eline kalem tutuşturulan yazarlar da, insanları veya olaylar karşısında birer ayna olmaktadırlar. Yazarların dünya görüşlerine ve gözettikleri menfaatlere göre değişebilen bu aynalar çok çeşitlidir. Egemen güçlerin basın-yayın sultasından kurtulamayan insanlar, kendilerini ve kendileriyle ilgili olayları söz konusu egemen güçlere uşaklık eden yazarların aynalarında görürler.

Ne olduklarını ve ne olmadıklarını bilmedikleri için aynadaki görüntüleri gerçek sanırlar! Aynı şeytana uşaklık eden değişik yazarların aynalarında kendileri gibi makamsızları bir karış, makama oturanları ise iki arşın görmeye alıştıklarından, bu gerçekleri de (!) kabullenmişlerdir artık!

Bundan böyle hadlerini bilmeleri ve egemen güçlere karşı kulluklarını ifa etmeleri gerekmektedir. Çünkü aynalardan yansıyan görüntü, barış ve huzur içinde kölelik yapmayı, kölelik yapmalarını gerekli kılmaktadır.

Tabi ki yaptıkları bu kölelik, dünya selameti içindir.

Ahiret selameti için, Allah'a inanan insanlar olarak Müslümanlığı kabul etmeleri yani Müslüman olmaları gerekmektedir. Çünkü Müslüman olarak ebedi cennet hayatını garantiye aldıkları (!) zaman, hem gönülleri rahatlayacak ve hem de adi dünya hayatında çektikleri kölelik sıkıntılarını göğüslemeleri kolay olacaktır!

Egemen güçler onların bu durumunu gördükleri için, onların bu ihtiyacını da karşılamakta gecikmezler. Sarık ve cübbe giyerek kürsülerde oturan bel'amlar, firavunların menfaatlerine zarar vermeyecek bir dini anlatmaya başlamışlardır artık!

Çağdaş Müslümanlığın nasıl ve nice olması gerektiği, büyük bir cür'etle ve büyük bir yaygarayla her tarafta yankılanmaktadır. Bunların anlattıkları dine göre,

bir insan sadece Allah'a inanmakla mü'min,
cum'a namazına gitmekle muttaki,
beş vakit namaz kılmakla evliye olmaktadır!

Nasıl Müslüman olduklarını görebilmek için, bel'amların tuttuğu bu aynalara bakan insanlar, tabi ki uhrevi endişelerden kurtularak rahatlamaktadırlar. Bu aynalara baktıkları zaman, ne güzel Müslüman olduklarını görmekteler ve Müslümanlıkları ile kıvanç duymaktadırlar!

Kendilerini ve kendilerini ilgilendiren olayları böylesi aynalarda görmeye alışık olan ve aynalarda gördüklerini gerçek zanneden bu insanlar -nadir de olsa- dümdüz bir ayna ile karşılaştıkları zaman tabi ki şaşırmaktadırlar!

Hem neden aşırmasınlar ki!
Dümdüz olan bu aynada,
koskocaman firavunlar ile kendileri aynı boyda gözükmektedir!

Büyük büyük adamları sıradan bir insan gibi gösteren bu ayna ürkütmüştür onları. Ayrıca bu aynadaki kendi görüntüleri, diğer aynalarda gördükleri gibi müslümanca bir görüntü de değildir.

Fakat bu şaşkınlıkları uzun sürmez.

Kendilerini diğer aynalarda görüp, diğer aynalarda tanıdıkları için, bu aynadaki görüntülerin gerçekleri yansıtmadığını (!) anlayıverirler!

Rahatlamışlardır artık..

Aynadaki görüntü kendileri olmadığına, kendilerini yansıtmadığına göre endişelenmelerine hiç gerek yoktur.

Bu aynadaki görüntüler, başkalarına aittir nasıl olsa!

Birbirlerini dürterek ve aynadaki görüntüleri göstererek gülmeye başlarlar. Olayları ve insanları hiç alışık olmadıkları bir biçimde gösteren bu ayna, hoşlarına gitmiştir onların. Gülmeye, tekrar tekrar gülmeye devam ederler.

Tabi ki kendi hallerine değil, başkalarına güldüklerini zannetmektedirler!
Sanki Lunapark'taki kahkaha aynalarına gelmişlerdir..
Fakat ne var ki kendilerini güldüren ayna,
kendilerini olduğu gibi gösteren dümdüz bir aynadır!

"Aynalar ve insanlar" ismini taşıyan bu kitapta, birçok fıkra, kıssa veya değişik nüktelerle karşılaşabileceksiniz. Bu yazılanların insanlarla ve yaşanılan olaylarla elbetteki ilgisi olacaktır. Gerçek hayatla ilgisi olan ve gerçeklerin bazı boyutlarını yansıtmayı amaçlayan bu görüntülere, lütfen itidalli ve düşünerek yaklaşınız.

Nefislerine hoş gelen görüntüleri hep başkalarına nispet ederek, başkalarına güldüğünü zanneden, fakat aslında kendi haline gülen insanlardan olmayınız.

Dikkat ediniz,
lütfen dikkat ediniz.,

Önünüzdeki ayna, yaşanılan durumu olduğu gibi gösteren, düz, dümdüz bir aynadır!

AYNALAR ve İNSANLAR
Mehmet ALAGAŞ
İnsan Dergisi Yayınları
2. Baskı, Mayıs 1992, Sf. 11-14


Kalemin Ucundaki Umud
Fiil çekimlerini okul yıllarında öğrenmiştim. Tabi ki ara sıra yine aklıma geliyor ve başlıyorum bir fiili çekmeye. Ne bileyim, şiirimsi bir tekerleme gibi geliyor bana.

"Şiir" deyince hatırladım!

ağabeydin Toprak kardeşimizin fiil çekimiyle ilgili güzel bir şiiri vardı. Şöyle diyordu kardeşimiz.,

Ben çalışıyorum/ Sen çalışıyorsun/ O çalışıyor..
Biz çalışıyoruz/ Siz çalışıyorsunuz/ Onlar yiyorlar!.

"Onlar kim?" diyerek abes bir soru yöneltmiyoruz Abidin’e ve daha önce de belirttiğimiz gibi, dayılara pek dokunmadan sözümüze devam ediyoruz.

Evet, fiil çekiminden bahsediyorduk. Herhangi bir fiili çekerken, gayet tabi olarak çektiğim fiilin manasını da düşünüyorum. Mesela "Yaşamak" fiili, bende genel olarak İslam’ı yaşamak anlamını çağrıştırmakta! Nitekim bu anlamı çağrıştırdığından.,

"Yaşıyorum/ Yaşıyorsun/ Yaşıyor..

Yaşıyoruz/ Yaşıyorsunuz/ Yaşıyorlar" diyerek, bu fiili gönül rahatlığıyla çekemiyorum. İçim sıkılıyor, yalan söylüyormuşum hissine kapılıyorum sanki! Tabi ki her fiile karşı bu tedirginliğim veya bu kalbi rahatsızlığım yok. Mesela "Oturmak" veya "Beklemek" veya "Umudlanmak" fiillerini rahat çekebiliyorum.,

Oturuyorum/ Oturuyorsun/ Oturuyor..
Oturuyoruz/ Oturuyorsunuz/ Oturuyorlar...

"Yazmak" fiili ise gayet rahat çektiğim fiillerden. Bu fiili çekerken, apaçık bir gerçeği, apaçık ifadelerle anlatıyorum sanki.,

"Yazıyorum/ Yazıyorsun/ Yazıyor...
Yazıyoruz/ Yazıyorsunuz/ Yazıyorlar...

Peki bunca yazılanlar ne oluyor? Yazılanların ne olduğunu da başka bir fiil çekimiyle izah edeyim.,

Belki okuyorum/ Belki okuyorsun/ Belki okuyor..
Belki okuyoruz/ Belki okuyorsunuz/ Belki okuyorlar..
Okuyup da ne oluyor? Eee, başladık aynı fiil çekimine devam ediyoruz.,
Belki anlıyorum/ Belki anlıyorsun/ Belki anlıyor..
Belki anlıyoruz/ Belki anlıyorsunuz/ Belki anlıyorlar.
Anlayınca ne oluyor?
Belki yaşıyorum/ Belki yaşıyorsun/ Belki yaşıyor..
Belki yaşıyoruz/ Belki yaşıyorsunuz/ Belki yaşıyorlar
Yaşayınca ne olacak?
Yazılanlar, okunanlar, anlaşılanlar doğru ise, şayet doğru ise.,
Kurtulacağım/ Kurtulacaksın/ Kurtulacak..
Kurtulacağız/ Kurtulacaksınız/ Kurtulacaklar...

Allah’a şükür,
yazmakla kurtulmak arasında nihayet bir bağlantı kurabildik!

Gerçi biraz uzun oldu ama olsun, ne çıkar!

Bundan böyle bizlere "Neden yazıyorsun?" diyenlere, göğsümüzü gere gere "Kurtulmak ve kurtarmak için" diyebiliriz.

"Hiç olur mu?" demeyin, umud dünyası bu neden olmasın ki!.

Yazdığımız ve yazmaya çalıştığımız, genelde İslam’ın gerçekleri olduğuna göre.,

bu yazdıklarımız belki okunacak,
yazdıklarımızı belki okuyanlar arasında, belki anlayanlar olacak,
yazdıklarımızı belki okuyup, belki anlayanlar arasında, belki yaşayanlar olacak
ve işte bunlar,
bu üç belki engelini aşabilen yiğitler kurtulacak, kurtulabilecekler öyle değil mi?

Artık sözü uzatmaya gerek yok!

Bu satırları okuyup, belki anlayanlar, kalemimizin ucundaki incecik umudu da,

belki görmüşlerdir!

AYNALAR ve İNSANLAR
Mehmet ALAGAŞ
İnsan Dergisi Yayınları
2. Baskı, Mayıs 1992, Sf. 20-22


Yol mu kapalı, göz mü kapalı?
Almanya'dan veya diğer Avrupa ülkelerinden karayoluyla Türkiye'ye gelen kardeşlerimiz bilirler. Özellikle izin zamanlarında, bu yollarda oldukça uzun konvoylar oluşur.

Bazen iki-üç kilometre uzunluğuna varan bu konvoylar, trafik sıkışıklığına göre yarım saatlik yolu, ancak beş-altı saatte katedebilirler.

Bazen ise konvoy tamamen durur. Tekrar hareket edebilmek için yolun açılmasını beklemekten başka çare yoktur. Nitekim kontaklar kapatılır, el frenleri çekilir ve başlanır beklemeye.. Bu arada karnı aç olanlar arabada veya yol kenarında yemek hazırlığına girişirler. Karnı tok olan yorgun yolcular ise genelde uyumayı tercih ederler.

İşte böyle bir konvoyda bulunan bir arkadaşımız da uyumayı tercih etmişti. Çünkü böylesi duraksamalar, şoförlerin dinlenebilmesi için en iyi fırsatlardır. Nitekim arkadaki arabaların şoförleri de bu fırsatı ganimet bilmiş ve onlar da uyumuşlardı. Olayın bundan sonraki durumunu ise arkadaşımız şöyle anlatıyor.,

- Abi, ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Fakat kısa bir süre olmasa gerek. çünkü gözlerimi açtığımda, önümdeki bomboş ve ıssız bir yol uzanıyordu. Arkadakilerin bana küfredeceğini düşünerek hemen arabayı çalıştırdım ve bastım gaza. Bir, birbuçuk saat tam topuk gitmeme rağmen, önümdeki konvoyun kuyruğuna yetişemedim. İşin garip tarafı yolda uzun bir çay ve kahvaltı molası vermeme rağmen arkamdan gelen hiçbir araba yoktu. Herhalde benim arkamdaki şoförler daha uyanmamıştı!.

Bu olayı dinlediğim zaman üç-beş kilometre uzunluğundaki bu konvoyda bulunan insanları düşündüm!. Hiç şüphesiz ki bu konvoyda uyumayanlar, uyanık olanlar da vardı. Bu uyanık insanlar,

elleri direksiyonda,
ayakları gaz pedalında yolun açılmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı!.

Yolda herhangi bir tıkanıklığın olmadığını, yolun açık olduğu tabi ki bu uyanık insanların hiç aklına gelmezdi. Çünkü bu uyanık insanlara göre, şayet yol açık olsa, öndeki arabalar mutlaka ve mutlaka hareket ederlerdi!.

Bu uyanık insanlar,
öndeki yolun açık, fakat öndeki gözlerin kapalı olduğunu nereden bileceklerdi ki?.

Tabi ki bu olayı sizlere, hoşunuza gitmesi için anlatmadım. Çünkü sizler de birbirini takip eden, birbirinin peşi sıra giden bir konvoyda bulunuyorsunuz. Sevdiklerinizi, saygı duyduklarınızı, yetkin ve yeterli gördüklerinizi geçirmişsiniz bu konvoyun başına!.

Bunlar durdukları zaman, konvoy da duruyor, siz de duruyorsunuz..
Ve gönülleriniz rahat
ve herhangi bir endişeniz, herhangi bir kuşkunuz yok..

Çünkü öndekiler durduğuna göre, mutlaka ve mutlaka yol kapalıdır!. Yol açık olsa hiç gitmezler mi? Hiç hareket etmezler mi?

Sizler uyanık olduğunuza göre, sizlerin önündekiler haydi haydi uyanıktır değil mi?

İşte bu kanaatinize, sadece bir kelime ilave etmek istiyorum.,

- Acaba!..

AYNALAR ve İNSANLAR
Mehmet ALAGAŞ
İnsan Dergisi Yayınları
2. Baskı, Mayıs 1992, Sf. 89-91