BİLGİÇ, BİLGİN ve BİLGE

bünyamin Ergün Ça, 03/12/2014 - 10:27 tarihinde yazdı

― Aklıma takılan bir mesele var.

― Nedir?

― İnsanların ömürleri boyunca sevilmek için uğraşmasını, buna hususiyetle vakit ayırmalarını, sevilmedikleri zaman üzülmelerini, sevildikleri zamansa kendilerini dünyanın merkezinde hissetmelerini anlamakta güçlük çekiyorum.

― Acaba anlamakta güçlük çektiğin bu meselede bir karışıklık bulunuyor olabilir mi?

― Gayet basit bir soru olduğunu sanıyorum; ama yine de söyle bakalım, nasıl bir karışıklık bulunuyor?

― Başımıza en çok dert açanlar zaten bu tip meseleler değil mi? Yani basit görmemiz nedeniyle doğru yaklaşmadığımız meseleler.

― Doğru yaklaşıp yaklaşmadığımı nasıl bilebilirim ki?

― Bunu ancak kavramlara hakkıyla sokularak bilebiliriz. Sorunu ele alalım. İnsanların ömrü boyunca sevilmek için uğraşmasını anlamakta güçlük çektiğini söylüyorsun.

― Evet.

― Pekâlâ, bir insanın bir duyguyu ömrü boyunca hayatının merkezine koyması mümkün mü? Yani biri sabah uyanır uyanmaz sevgiyi düşünür mü? Banyo yaparken, yemek yerken, çalışırken...

― Pek mümkün görünmüyor.

― O halde insanın ömrü boyunca herhangi bir duyguyu hayatının merkezinde tutması mümkün değil.

― Sanıyorum haklısın.

― Şüpheyi senden uzaklaştırmak için biraz daha derine inelim mi?

― İnelim.

― Birey, sevgiyi, sevgiden mahrum kaldığını düşündüğü zamanlarda arzular, aynı diğer duygularda olduğu gibi. Ancak şurası bir gerçek ki bu durum bizi hiçbir yere götürmez. Zira birey siluetini fikirler evreninde görmek istediği gibi duygular evreninde de görmek ister. Ne zaman ki ikisinde de görür, işte o zaman doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ve iyi ile kötüyü layığıyla ayrıştırabilir. Bu halde de daima doğruyu, güzeli ve iyiyi seçer. Seçer, çünkü kavuştuğu erdem bu üç niteliği nasıl yaşayabileceğini; yanlış, çirkin ve kötüyü de aklederek onlardan uzak kalmasını sağlar.

Tüm bunlara rağmen birey farkında olmasa bile “beğenilme” tutkusundan kendisini alamaz. Doğru, güzel ve iyi’nin yan etkisidir “beğenilme”dir. Ne zaman ki bunlardan biriyle karşılaşacak olursa bir başkasına iletmeyi, ilettiği ölçüde de beğenilmeyi arzular. Beğenilmediği zaman kaygı duyar. Kaygısı artarsa da umutsuzluğa düşer ve yanlışı, çirkini ya da kötüyü akletmeyi değil yaşamayı tercih edebilir.

― Bu, mekanik bir çözümleme değil mi?

― Değil. Mekanik çözümlemeyi kafa tembelliği doğurur. Bizse fikir çarklarımızı zorlayabildiğimiz kadar zorluyoruz.

― Doğrusu, dostum, kendimi çok da zorlanmış hissetmiyorum. Bu sebeple çözümlemendeki mekanik tat beni memnun etmiyor.

― O zaman sana şöyle bir soru sorayım da bak bakalım, aklının çarkları işliyor mu?

― Elbette.

― Bireyi öyle bir çerçeveye hapset ki beğenilme arzusu gütmesin.

― Bu mümkün mü?

― Mümkün olup olmadığını çözümlemelerimiz söylesin, biz değil.

― Bence mümkün değil.

― O zaman savaş esnasında bir kadını hayal et. Ordular kanlı bir şekilde çarpışırken çarpışmanın ortasında kalan hangi kadın güzelleşmek için uğraşır?

― Uğraşmaz elbette.

― Yaralı birini gördüğün zaman onun vücudunun güzelliğiyle mi ilgilenirsin yoksa onu tedavi etmeyi mi?

― Tedavi etmeyi.

― Evinin yandığını gören biri çığlık çığlığa haykırırken ona meyve verebilir misin?

― Elbette veremem.

― O zaman şunu söyleyebilir miyiz? Kimi haller vardır ki bireyin her türlü arzu ve ihtiyaçlarını öteleyebilir.

― Haklısın; ancak bunlar uç örnekler.

― Bu örneklerden uzaklaşıp fikir evrenindeki yolculuğumuza devam edelim o zaman. Öyle sanıyorum ki bilgi bireyi üç farklı aşamaya taşır. “Bilgiç”, “Bilgin” ve “Bilge”. Bilgiç, fikir evrenindeki siluetini görmeyi başarmış; ancak duygu evreninde görememiş kişidir. Bu sebeple fikir evreninde gördüğü her şeyi bir başkasına taşıyarak farkında olmadan beğenilmeyi arzular.

Bilginse siluetini hem fikir hem de duygu evreninde görebilmiş kişidir. Bu kişi de beğenilmeyi arzular; ama sevilmeyi arzulamaz. Sevilmesi gereken tek şeyin bilgi olduğunu düşünür.

Bilgeyse fikir evrenini baştan sona ağır adımlarla geçebilmiş; fakat fikir evrenini değil duygu evrenini mesken tutmayı tercih etmiş bir kişidir. Bilgelerin fikre mecazen yaklaşmasının en büyük nedeni budur. Çocukların akıllarına takılan sorulara kimi zamanlarda bilgece yanıt vermesinin sebebi de onların bilgiç ve bilgin olmamasıdır.

Sanat ve zanaatçıların da eserlerinde beğenilme ihtiyacı gütmesinin en büyük sebebi yine bilgelikten uzak tutkularıdır. Gütme kelimesini özellikle kullandım. Bu zümrenin güttüğü duygular kitleleri peşlerinden sürükleyebilecek kadar etkili olabiliyor.

― Söylediklerini can kulağıyla dinliyorum.

― Yaşadığımız çağda daha çok bilgiçlerin, onlardan biraz daha azıyla da bilginlerin fazla olması nedeniyle toplum nezdinde beğenilmenin amaç, sevgininse hedef olması gerektiği düşünülüyor. Hâlbuki bilgeler fazla olsaydı o zaman sevginin hedef, beğenilmeninse araç olması gerektiğini anlayabilir ve bu şekilde de beğenilme arzusundan rahatlıkla uzaklaşabilirdik. Uzaklaştığımız zaman da sevgiye çok daha fazla mesai harcar, böylelikle de birbirimizi yanlış, çirkin ve kötü değil, doğru, güzel ve iyi sevebilirdik. Lâkin bu paydayı toplumsal denklikte görmek şimdilik mümkün görünmüyor.

― Bunu nasıl sağlayabiliriz?

― Onu da bir sonraki sohbetimize erteleyelim.

― Erteleyelim.

kategori: