DİVAN // Francesco Petrarca

bünyamin Ergün Per, 14/06/2012 - 08:37 tarihinde yazdı

Sone CXXXVIII
Laura'nın karşı olmasına karşın şair onu sevmekten vazgeçmez ve onun için ağlar

Aşk beni güzel ve acımasız kollar arasında buldu,
öldürüyorlar beni haksız yere, acı duyacak olursam eğer
katlanır ikiye duyduğum işkence: seçerek her zamanki gibi
daha iyiyi: severek ölmek ve susmayı yeğliyorum;

ateşe verebilir çünkü bu Kadın Ren nehrini en kalın
buz tabakasıyla kaplıyken gözleriyle ve yerler bir eder dağı taşı,
ve güzel olduğu kadar kibirli olan kadın
hoşlanamaz bir başkasının, kendisinden hoşlanmasından.

Koparamadım tüm uğraşlarıma karşın bir parça elmastan,
Ondandır katılığı yüreğinin; geri kalan kısmı bedeninin mermerdir,
Göğsü kalkıp iner, soluk alıp verirken.

küçümsesin beni, umurumda değil, küçümseyeceği kadar;
assın suratını istediği gibi, söküp alamaz benden umutlarımı
ve benim içtenlikli iççekişlerimi.

Sone CXXXIX
Geri çevrilen aşkına karşın, şair onu sevmeyi sürdürür.

Ey kıskançlık, erdem düşmanı, gidersin isteyerek
güzel ilkelere karşı, girersin o daracık yoldan,
öylesine suskun ve güzel göğsüne
ve sokarsın onu olduğundan farklı bir konuma.

Kökünden söküp aldın sağlığımı; çok mutlu bir
aşık gibi gösterdin beni ona; eldeğmemiş,
alçakgönüllü yakarışlarımı kabullenmişti bir zamanlar,
şimdi, nefret edip, yadsıyor galiba.

Sert ve kaba davranışlarıyla iyiliğime ağlayıp,
ağladığımda gülse de, gene de
değiştiremez bir tekini düşüncelerimin.

Günde bin kere beni öldürse de sevmemek elde değil onu,
ondan umar beklememek,
korkutsa da çünkü o Kadın beni, Aşk umut veriyor bana.

Sone CXL
Laura'da tatlılık ve acı bulur. Üzülür ama Aşk'ın başka bir meyve vermediğini bilir.

Bakarken dingin güneşine hayran hayran gözlerinin
bilirim, oradadır, benimkileri renkten renge sokanın,
ıslatanın, kopar yüreğimden yorgun ruhum uzaklaşır,
sığınmak ister koynuna, adına cennet dediği toprağının;

acı ve tatlılıkla dolu olduğunu görür bulunduğu yerin,
ve dünyadaki herşeyin bir örümcek ağına benzediğini,
yakınır bunun için kendi kendisinden ve Aşk'tan: Niçin
böylesine etkin mahmuzları var, niçin frenleri böylesine keskin.

Birbiriyle çelişkili, birbirinden kopmayacak bu iki uçtan ötürü
kalakalmıştır bazen sıcak mı sıcak, bazen buza dönmüş
beklentileriyle; bazen mahzun, bazen mutlu mu mutlu.

Ne ki, düşüncelerin çoğu hüzünlü, azı neşeli ve çoğu kez
pişmanlık içindedir bu yürekli girişiminden ötürü,
böylesi bir meyve ancak böylesi bir kökten doğarmış.

Sone CXLI
Büyük ıstırabı içinde bir başka kadın yerine Laura'dan ötürü acı duymaktan avuntu bulur.

Kötü huylu yıldız, doğruysa eğer gök cisimlerinin etkisi,
kimilerinin inandığı gibi, ben senin işaretinin altında doğdum,
ve acımasız beşik, orada yattım doğduğumda,
ve acımasız toprak, orada attım adımlarımı arka arkaya;

ve acımasız gözleriyle, sırtındaki yayıyla,
benden bir tek hedef tahtası olduğum için hoşlanan o Kadın,
açtı yüreğimde yara; ondan ötürüdür dertlendiğim senden Aşk,
sağlığıma kavuşabilirim gene aynı silahlarla.

Ama sen eğeleniyorsun benim acılarımla; keyif vermiyor, oysa,
o Kadına; vermiyor çünkü o kadar çok acı bana,
yara ok yarasıdır, şiş yarası değil.

Yanıp tutuşmak gene de avutur beni o Kadın için,
bir başkasından keyif almaktan çok ve sen yemin et,
söz ver bana, başı için altın uçlu okunun, ben de inanayım sana.

Sone CXLIR
Aşık olduğu yer ve zaman aklına geldiğinde gençleştiğini duyumsar.

Anımsadığımda o yer ve zamanı,
aklımı yitirmiştim o yer ve zamanda,
ve Aşk'ın attığı düğümü, bağlamıştı beni sımsıkıya,
öyle ki acılar tatlı ve ağlamak bir oyun gibi geliyordu bana.

Kükürt ve samandandır bedenim tümüyle, yüreğim bir kor ateş,
o içtenlikli sözcükler kulağımın dibinde, içimi yakan;
öyle ki keyif alır,
ve onunla yaşarım, bir başka şey umurumda değil.

O Güneş'tir yalnızca gözlerimde ışıldar;
titrek ışıklarıyla daha, ısıtır beni o günden bu yana,
akşamlarımda, tıpkı bir zamanlar olduğu gibi;

Ve beni aydınlatır ta uzaklardan ve beni yakar,
ve anılarım her zaman taze ve sağlam, işaret eder
bana sürekli o düğümün atıldığı yeri ve zamanı.

Sone CXLIII
Laura'ya dönük düşüncesiyle Adrenna ormanını geçmektedir (1333 yazı) ve izlenimini arkadaşı kardinal Giovanni Colanna'ya yazar.

Yabanıl ve konuksevmez ormanlar içindeyim,
silahlı adamların bile büyük bir korkuyla adım attığı,
ben oysa güvendeyim, korkutmaz çünkü beni başka bir şey,
ışıklarında Aşk'ın gücünü taşıyan Güneş'imin dışında;

ve şarkı söylüyorum yürürken, ne aptallık benimki değil mi!
Karşımda duruyor o Kadın, uzaklaştıramadı gözlerimden
Gökler bile ve görüyor gibi oluyorum onu kadınlar ve
kızlarla birlikte, oysa, gördüklerim çamlar ve kayınağaçları.

İşitir gibi oluyorum onu, dallar ve rüzgarlar ve
yaprakların hışırtısıyla ve kuşların yakınmalarını duyarken
ve suların uğultusunu yeşil otları yararken.

Olmadım hiç bu kadar mutlu, olağanüstü bir sessizlik
ve gölgenin ormanın dehşet veren yalnızlığından ötürü;
ne ki, Güneş'imden daha çok uzakta duyumsuyorum kendimi.

Sone CXLIV
Laura'nın kentini görünce Ardenna ormanlarında karşılaştığı tehlikeleri unutur. Önceki sonenin devamıdır ve Petrarca'nın en iyi soneleri arasında yer alır.

Binlerce yeşil alan ve binlerce ırmak gösterdi bana
bir günde Ardenna ormanlarında geçerken Aşk,
sağlamıştır hep izleyenlerine ayak ve kalplere kanat,
uçsunlar diye daha yaşarken gökteki üçüncü daireye.

Güzeldi dolaşmak yalnız başıma silahsız oralarda, oysa,
vuruyordu, Mars, eli tetikte, gözünün yaşına bakmadan insanı,
nerdeyse dümensiz ve direksiz bir kayık gibi, ben, denizde;
hüzünlü ve bir tek onun düşüncesiyle baş başa.

Ulaştım gene de tehlikelerle dolu bir günün sonunda,
aklımdan çıkarmadan nereden geldiğimi ve hangi kanatlarımla,
ve korku duyuyorum içimde bu gözükaralığımdan ötürü;

ne ki, o güzel ülke ve keyif verici nehir
gidermişti tasalarını, içtenlikli konukseverliğiyle, yüreğimin;
dönüktü yüzü o anda ışığının geldiği yere.

Sone CXL
Yaşamın acısına dayanamayıp ölümü bekler.

Sevda beni hem kamçılar, hem durdurur,
güven verir ve korkutur, yakar ve dondurur,
beğenir ve aşağılar, hem çağırır beni kendine, hem de kovar,
kimi zaman ümit, kimi zaman içağrısı verir,

Zavallı yüreğimi bir yere, bir göğe alıp götürür;
gelgeç gönül aşkın izini kaybettiğinde
ve en yüce arzusu sanki artık hoşuna gitmez;
aklım bir tek bu hayalle dopdolu!

Çözülüp gözlerden akan gözyaşları değil,
dost bir düşünce aklıma bu dünyanın ötesini gösterir,
mutlu olmayı ümit ettiği yere çabucak gitmek için;

sonra, bir güç çekip alır aklımı güzel düşüncelerden,
istemeye istemeye başka yoldur izlemesi gereken;
kabullenerek benim ve aklımın ölümünü.
Çeviren : Elif Ongun KALEMCİ

Sone CXLVI
Aşkın gazabına uğramıştır. Avunmak için dine sığınmak ister ama yapamaz.

Geri, (*) kimi zaman bana kızdığında,
benim tatlı düşmanım, (**) öylesine kibirlidir ki,
bir avuntu yeter bana, ben ölmeyeyim diye,
yalnızca onun sayesinde ayakta kalır ruhum.

Her defasında çevirince gözlerini kızgınlıkla kadınım,
ışığından soyutlamak ister yaşamımı, gösterince
alçak gönüllülükle dolu gözlerimi, öylesine gerçek,
çeker geriye ister istemez her türlü kızgınlığını,

Ve bu dediğim olmazsa eğer, giderim gene de
görmeye kadınımı, tıpkı Medusa'nın yüzünü görmek gibi,
dönüştürdü mermere ona bakan insanı.

Sen de öyle yap o zaman, bana kalırsa,
çünkü yoktur başka bir yolu ve kaçmak çare değil,
Efendimizin (***) kanatları önünden.

(*) Geri: Şairin arkadaşı
(**) Düşmanım: Laura
(**) Efendimiz: Aşk

Sone CXLVII
Po nehrinin üzerindedir. Nehir onu Laura'dan bedensel olarak uzaklaştırmakta ama ruhsal olarak değil.

Po, götürebilirsin istersen bedenimi uzaklara
güçlü ve hızlı akan dalgalarınla;
ne ki, onun içinde gizlenen ruhum
aldırmaz ne senin ne de bir başkasının gücüne;

ruhum değiştirmez rotasını bu yandan o yana,
dosdoğru tutkusuna doğru, pupa yelken
çırpar kanatlarını altın saçlısına doğru,
yüklenir rüzgarlara, dalgalara, yelkenlere ve küreklere.

Kralların kralı, kibirli, yüce nehir,
koşarsın günü bize bağışladığı yere güneşin,
dönerken arkanı batıda en parlak ışığa.

Çekip gidiyorsun dalgalarınla benim ölümlü yanımı götürerek,
öteki yanım, oysa, takmıştır aşkın sunduğu kanatlarını,
dönüyor uçaraktan tatlı günlerinde sığındığı yere.

Sone CXLVIII
Beklemediği bir anda Aşkın defne ağacının altına gerdiği ağa düşer.

Aşk germişti otlar arasına sevimli bir ağ
altından ve incidendi ipleri, dalın altındaki,
her zaman yeşil kalan benim çok sevdiğim ağacın,
kalsam da altında keyifli olmaktan çok hüzünlü gölgelerin;

oltasına taktığı yemi ektiği ve biçtiği tohumdandı,
tatlı ve acı, korktuğum ve arzuladığım;
ve ezgileri olmamıştı hiç böyle mutlu ve dingin,
Adem'in gözlerini dünyaya açtığı günden beri.

ve güneşi gölgede bırakan aydınlık gözleri,
yanıyordu ışıl ışıl etrafta ve tutuyordu ipin tomarını,
fildişinden ve kardan öte beyazlıktaki elinde.

İşte böyle düştüm ağa; ve beni derleyip topladılar burada,
incelikli davranışlar ve meleklere özgü sözler,
ve zevk, tutku ve umut.

Sone CXLIX
Aşk ateşi yakar ama kıskanç değildir. Çünkü tüm erkeklere kaygısızdır Laura.

Aşk yakar yüreğimi sımsıcak bir tutkuyla,
buz gibi korkuyla tutar baskı altında,
düşürür aklımı kuşkuya hangisi daha büyük diye,
umut mu yoksa korku mu; ateş mi yoksa buz mu!

En sıcak günde üşüdüm, en soğuk günde yandım,
tutku ve tuhaf kuşkularım oldu sürekli
tıpkı gösterişsiz bir giysi içinde ya da bir peçe arkasında,
gizlenmiş kadın kılığında bir erkek varmış gibi.

Bu kederden ilki tam bana göredir,
Yanmak gece ve gündüz; ne denil büyüktür bu tatlı acı,
Sığmaz düşüncelere, ne sözcüklere, ne de dizelere:

Yoktur ötekinin bende yeri, benim güzel ateşim çünkü,
her erkeğe eşit uzaklıktadır, ve kim uçmak isterse
ışığının zirvesine, boşuna açmış olur kanatlarını.

Sone CL
Laura'nın tatlı bakışı ve sözleri ona öldürürcesine işkence etmektedir ama onu ayakta tutanlar gene onlardır.

Tatlı bakışları eğer o kadının beni öldürüyorsa,
ve tatlı sözcükleri bilgece,
ve Aşk üzerimde öylesine etkiliyse,
bir tek sözcüğü ya da gülümsemesiyle,

yandım! N'olacak benim halim, ya benden ötürü
ya da kötü yazgımdan, uzaklaşırsa o kadın
acıma duygusundan, meydan okuyacaktır bana
o zaman ölümle, beni ona karşı savunmuşken?

Titriyorsam eğer ve buz kesmişse yüreğim,
yüzünün değiştiğini gördüğümdendir,
bu korkularımın kaynağı eski deneyimlerimdir.

Kadın tutarsızdır doğası gereği:
iyi bilirim, bu nedenle, kısa sürer
bir kadının yüreğindeki aşk ateşi.

Sone CLI
Laura hastadır. Şair yaşamından kaygı duyar.

Aşk, doğa ve alçakgönüllü güzel ruh,
en yüce erdemin yer tuttuğu ve saltanat sürdüğü yer,
yemin etmişler bana karşı; elinden geleni yapıyor Aşk,
tümden yok olayım diye, sürdürüyor bildiği yolu;

doğa pamuk ipliğine bağlamış yaşamını o kadının,
gelemez en ufak bir sarsıntıya;
öylesine yorgun ki kalbi atmak istemez artık bu dünyada,
böylesine zorlu ve miskin.

İşte, böyle terk ediyor yavaş yavaş kadınımın ruhu
incelikli, sevimli ve güzel bedenini,
bir zamanların gerçek güzellikler aynası,

ve eğer Acıma tanrıçası önünü kesmezse ölümün,
Tanrım, görüyorum sonunu boş umutlarımın
Beni yaşama bağladığına inandığım.

Sone CLII
Laura, şaire göre, anka kuşu kadar güzel ve yeteneklidir.

Altın sarısı tüylü bu anka kuşu
bir gerdanlık oluşturur sevimli, incelikli o bembeyaz
boynunda, öylesine bir doğallıkla ki,
göreni tatlılığa boğar, benimse yüreğimi yakar;

doğal bir taç oluşturur etrafına, ışık saçan
etrafına saçlarıyla ve Aşk'ın çakmak taşı sessizce
kapar onlardan bir kıvılcım
en soğuk günlerimde içimi ateşe boğan,

çiçek işlemeli mavi eteğiyle kırmızı giysisi
örter güzel omuzlarını:
görülmedik bir güzellikte, bir giysi, yepyeni, ve tek.

Ünlü görünür ve saklar anka kuşunu Arabistan'ın
kokulu dağları arasına, oysa,
benim anka kuşum bizim buralarda yükseklerden uçar.

Sone CLIII
Vergilius ve Homeros Laura'yı görmüş olsalardı, şarkılarında ondan başka kimseden söz etmezlerdi.

Vergilius ve Homeros görmüş olsalardı eğer
o Güneş'i benim gördüğüm, gözlerimle,
harcarlardı tüm güçlerini onu ünlendirmek için
biri ötekinin biçemine biçem katarken:

rahatsız olurdu bundan, üzülürdü Aeneas,
Akhilleus, Odysseus ve öteki yarı insan yarı tanrılar
ve elli altı yaşında dünyayı öylesine güzel yöneten
Aegisthus'nun kurban ettiği insan(*)

O eskil çiçek, (**) erdemli insan, becerikli silah kullanırken,
aynı yazgıyı paylaştı bu yeni çiçekle(***)
soyluluk ve güzellikte sınır yoktur üstüne!

Ennius ondan söz etti kasabada şarkılarında,
oysa ben o çiçeği anlattım; beğenir, umarım, aklımı
ve övgülerimi kendisine yakıştırdığım!

(*) Agememnone.
(**) O eskil çiçek: Scipione Africano.
(***) Yeni çiçek: Laura.

Sone CLIV
Önceki sonenin çizgisinde yazdıklarının yeterli olmayacağını düşünür Laura için.

Ulaşınca Büyük İskender ünlü gömütüne,
acımasız Akhilleus'un, içini çekti ve şöyle dedi:
“Ey talihli adam, kim vardı senin vardığın üne
ve kim senden söz etti böylesine güzel sözlerle!”

Ne ki, bu benim beyaz ve arı güvercinimin, bilmem,
yaşadı mı dünyada bir başka benzeri daha,
bu kırık dökük biçemim yeter mi ki onu anlatmaya:
böyledir, işte, herkese kendi yazgısı, düşermiş payına!

Değerli, oysa, Homeros ve Orpheus'un dizelerine
ya da çoban şairin, (*) Mantova ondan şeref duymakta daha,
keşke yalnızca o kadından söz etselerdi ezgilerinde;

Farklı bir yazgı onunki ve bir tek bunda suçludur yazgısı,
böyle bir şaire görev vermiştir çünkü, benim gibi; adına
takılmıştır aklı; ne ki, düşürdü değerini belki şarkılarıyla.

(*) Vergilius.

Sone CLV
Laura'nın memleketini karanlığa boğmasın diye Güneş'e yalvarmaktadır.

Ey kutsal güneş, benim sevdiğim o ağaç var ya, hani senin
sevgilindi bir zamanlar; şimdi duruyor tek başına, yeşil mi yeşil,
yoktur bir benzeri, Adem gördüğünden beri güzellerin güzelini(*),
kendisinin ve bizim başımıza gelenlerin nedeni.

Sen ve ben ona hayran: yalvarıyor ve çağırıyorum seni,
ey güneş, oysa sen hep kaçıyor ve boğuyorsun karanlığa
etraftaki tepeleri ve günü götürüyorsun beraberinde,
ve kaçtıkça çekip alıyorsun benden o en çok arzu ettiğim şeyi.

O gösterişsiz tependen (**) bir gölge iniyordu,
orada bir kıvılcım yanıyordu beni mutlu mutlu yakan,
küçücük bir dal vardı, şimdiki o koskocaman defne ağacının yerinde,

giderek büyüyor o gölge, ben konuştukça ve kapatıyor gözümün önünü,
ve göremez oluyorum o mutlu ülkeyi,
orada yaşıyor yüreğim, sevdiği Kadınla birlikte.

(*) Havva.
(**) Lavura'nın doğduğu tepe.

Sone CLVI
Gemi fırtınaya kapılmıştır. Dümende düşmanı vardır. Limana ulaşamayacağı korkusunu taşır.

Gemim geçiyor, unuttuklarımla dopdolu
fırtınalı denizden, geceyarısı, kışın,
Scylla ve Charybdis arasından; ve dümende
beyefendi(*) oturuyor, benim can düşmanım

her kürek çekişimde bir düşünce vardı kafamda, zararlı;
fırtına ve sonrasını umursamaz gibiyim:
yırtar yelkenimi iççekişlerim, umutlarım ve boş arzularımın sonsuz, ıslak rüzgarı.

Gözyaşı yağmuru, öfkeyle örülmüş sis perdesi,
ıslatmış ve gevşetmiştir önceden yorgun halatları,
yanılgılarımdır, cehaletimle harmanlanmış, örgüleri.

yok olmuşlar gibi benim iki tane herzamanki fenerim;
işe yaramıyorlar dalgalar arasında akıl ve beceri,
kırılmaya başladı umudum, sığınamayacak mıyım yoksa limana!

(*) Aşk.

Sone CLVII
Bir görüntü Laura'nın ölümünü haber vermektedir.

Bembeyaz bir ceylan gördüm yeşil
otlar üzerinde, iki tanem boynuzu vardı altından,
iki ırmak arasında, bir defne ağacının gölgesinde,
güneş çekilirken, ilkbaharda.

Öylesine güzel ve ağırbaşlı bir duruşu vardı ki
ben bıraktım elimdeki her türlü işi,
tıpkı bir gömü arayan cimri gibi
bildim yürek darlığıma keyif katmasını.

“Kimse bana dokunmasın, özgür kıldı Sezar'ım,
öyle istedi canı” diyordu, boynunu saran
gerdanlıktaki elmas ve yakutla işlenmiş yazı.

Güneş artık öğle vaktini gösteriyordu,
ve gözlerim yorgun ama doygun değildi bakmaktan,
o kaybolduğunda, bense sulara gömüldüğüm zaman.

Sone CLVIII
Tüm mutluluğu Laura'nın güzelliğini izlemekten geçiyor.

Tanrıyı görmek nasıl ki sonsuz yaşam demektir,
ne ötesi arzulanır ne de arzulamak olanaklı,
ben de öyle, Kadınım, seni görmek mutlu eder beni
bu kısacık yaşamımda ki pamuk ipliğine bağlı.

Görmedim hiç seni böyle güzel, şimdiki kadar,
gözümün yüreğime yansıttığına bakarsam eğer,
tatlı düşüncemin mutlu anı,
en uçtaki umudum, her arzumu geride bırakan.

Ve böylesine hızlı olmasa kaçışı keşke,
istemem başka bir şey, eğer söylenenler doğruysa,
korkuyla beslenen yaratıklar varken,

kimileri su, kimileri ateşle doyuyorsa ve doyuruyorlarsa
zevk ve damak tatlarını tatsız şeylerle,
ben niçin doymayayım ki senin bana hayat veren varlığınla?

Sone CLIX
Aşk'a yalvarır, kendisiyle birlikte Laura'ınn yürüyüşünü izlemesini ister.

Ey Aşk, izleyelim birlikte onu vereni bize;
doğaüstü, soylu ve yüce.
Bak, gör, ne biçim bir tatlılık var içinde,
ve göklerin yolladığı ışığı yeryüzüne!

Bak, gör, nasıl da süslenmiş inci ve altınla, boyamış
erguvan rengine seçkin bedenini, görülmedik hiçbir yerde,
nasıl da tatlı tatlı atar adımlarını, çevirir gözlerini,
bu gölgeli vadide, tepelerle çevrili.

Yeşil otlar ve binbir renk çiçekler
dağılmışlar sağa sola siyah ve eski meşe çalısının altında,
yalvarıyorlar ona bassın diye ya da sıyırıp geçsin ayaklarıyla;

ve gökler aydınlatır tepemizde parlak ve belli belirsiz kıvılcımlarla,
ne denli keyif aldıkları belli,
dinginleşmiş olmaktan ötürü böylesine güzel gözlerle.

Sone CLX
Laura'nın görünüşünden daha görkemli bir şey düşünülemez.

Besliyorum aklımı öylesine soylu bir yiyecekle ki
kıskanıyorum Zeus'u yediği ve içtiğinden ötürü;
yetiyor, bakmam çünkü, yağsın diye ruhuma unutkanlık,
içiyorum son damlasına kadar Lethe'nin(*) sularını.

Her duyduğum şeyi kulağımla, yazıyorum yüreğimin başına,
iççekişlerime her keresinde neden olsun diye,
keyfine varıyorum iki mutluluğu birden, bakarken yüzüne,
çalıp götürmüştü onu benden Aşk, bilmem nereye;

çünkü değer bulmuştu o ses, sonunda, göklerin yanında,
yankılanıyordu öylesine güzel ve sevimli sözcüklerle,
bilmezdi ne olduğunu onu duymayan kimse kulağıyla.

Tanrım, bir karıştan daha küçük bir yüzde
görmek olanaklı herkes için, neler yapabildiklerini
akıl, sanat, doğa ve göklerin bu dünyada.

(*) Lehte: Cehennemdeki ırmak. Unutkanlık aşılıyor.

Sone CLXI
Laura'nın memleketine yaklaştığında aşkının gücünü gözden geçirir.

Soylu rüzgar dağıtır bulutları tepelerin başından,
çiçek açar onunla gölgeli ormanlarda,
tanır, bilirim tatlı tatlı esintisini rüzgarın,
aşk ateşine yanmam doğaldır ulaşırken şöhrete, şana.

Bir yer ararken yorgun kalbimi dinlendirmek için
kaçarım doğduğum tatlı Toscana topraklarından;
ışık tutmak için karanlık ve huzur bulmaz düşüncelerime,
güneşi arar ve bulurum, umarım, bugün:

Bulurum o güneşte öylesine tatlılıklar o kadar çok ki
Aşk tutar elimden, götürür beni ona mutlaka;
gözlerimi kamaştırır o kadar ki fırsat ararım kaçmak için.

Silahlarım değil, kanatlarım olsun isterim kurtulmak için,
ne ki, ölüm armağan eder bana gökler, bu ışıktan ötürü,
çünkü uzaktayken parça parça oluyor, yanıyorum yakınındayken.

Sone CLXII
Ölüm ya da Laura onu ancak aşk yarasından kurtarabilirler.

Gün be gün değişiyor yüzümün rengi ve derim,
ne ki sürdürüyorum takılmayı oltalara tatlı yiyeceklerle süslü,
kalamıyorum yeşil ve ökseli dallarından ayrı o ağacın,
ne soğuk umurunda onun ne de sıcak.

Deniz susuz, gök yıldızlardan yoksun kalmalıdır
korkmayayım ve sevdalanmayayım diye sürekli
o güzel gölgesine ve duyumsayıp sevmeyeyim diye
o derin aşk yarasını, saklamayı bilmediğim.

Ummadım hiç soluk alacağımı içağrılarımdan,
kemiksiz, sinirsiz ve etsiz kalıncaya kadar,
ey benim can düşmanım, acı birazcık bana.

Olmayacaklar olur önceden,
o kadın ve ölümün dışında birileri sağaltsın diye yaramı
ve Aşk, o güzel gözleriyle, yüreğimde bir iz bıraksın diye.

Sone CLXIII
Laura'nın güzelliğinden söz eder, günceldeki durumunu aşık olduğu zamanki durumuyla kıyaslar.

Dingin hava yeşil yapraklar arasından
gelir çarpar yüzüme uğuldayarak,
anımsatır bana Aşk'ın bende açtığı ilk yaraları öylesine derin ve tatlı;

gösterir bana o güzel yüzü, başkasının sakladığı,
kızgınlık ve kıskançlığın benden gizli tuttuğu;
ve saçlarını, altın ve inciyle tutturulmuş kimi zaman,
kimi zaman kendi halinde ve işlenmiş altından sarı,

dağıtırdı, kadınım, öylesine bir tatlılıkla saçlarını,
ve toparladı o kadar sevimli bir tarzda ki
aklım yerinden oynar düşündükçe tüm bunları;

toplamıştı zamanla saçlarını başında sıkı sıkı örüklerle,
ve bağlamıştı sapasağlam kementlerle yüreğimi,
o bağlardan yüreğimi ancak ölüm çözebilirdi.

Sone CLXIV
Laura'nın varlığı onu değiştirir, anısını rengini kaçırır.

Göksel hava yeşil defne ağacının dalları arasından eser,
Aşk bu yerde Apollon'u sol yanından vurmuştu,
ve benim de boynuma sevimli bir boyunduruk taktı
o kadar ki geç kaldım özgürlüğümü yeniden kazanmakta,

Medusa'nın yaşlı moritanlıya yaptığını yaptı bana,
hani dağa taşa çevirmişti ya onu;
çözemem ne yazık ki boynumdaki o sevimli bağı,
daha parlaktı saçları güneş, altın ve kehribardan.

sarı saçları ve örgüleridir, diyorum, böylesine
mutlulukla ruhumu bağlayan ve çeviren etrafını,
yoktur bir başka silahım alçakgönüllü tavrımdan başka.

Bir tek gölgesi yeter, buz kesmesi için yüreğimin,
ve yüzüm bembeyaz olsun korkudan:
bakması yeter sihirli gözleriyle, onları mermere çevirmek için.

DİVAN
Francesco PETRARCA
Çeviren; Necdet ADABAĞ
T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları
2001, 1. Baskı, Sf. 170-189