HADİ ÖNDERİMİZİ SEÇELİM!

bünyamin Ergün Pzt, 01/09/2014 - 11:50 tarihinde yazdı

Öyle sanıyorum ki en başta insani, ardından çocukça ve en sonrasında da nefsani bir duygudur insanın kendine model alacağı bir önder arayışı. Çünkü en başta işin kolayına kaçmak ya da "Bana yol göster, göstermezsen de yürüdüğüm yola sövme!" demenin bir yoludur bu arayış. Keyfi boldur, çünkü önder bellenen kişinin tuttuğu yol hayatın tüm cilveleriyle tecrübe edilmiş, tüm hesabı yapılmış, tarlasının etrafına yıllar önce ekilen fidanlar huşu ile salınan çınarlara dönüşmüş, ekinler boy vermiş, ışkınlar filizlenmiş, suyun yolu iyiden iyiye yer etmiştir. Talip, bir kendi tarlasına bakar, bir önderininkine. Çokça düşünmeye gerek kalmadan, kendisinin de önderininki gibi bir tarlası olması hayaliyle "takip"e yeltenir ki kendi tarlası da önderininkine benzesin.

Model aldığı önderini takip eden talebenin atacağı adımlar belli:

1. Tarlasını önderininkine benzetecek.
2. Benzetemeyecek ama benzetmiş görünecek.
3. Önderininkinden daha güzel bir tarla için yorulacak.

Fikirlerine talip olunan aydın, taliplerinin üçüncü şıkka doğru yürümelerini arzu eder. Ne var ki bu olasılık hep zayıftır ve talipler en fazla 2. şıkka kadar ilerleyebilir.

Neden?
En başta dediğimiz gibi en kolayı ilk iki şıktır. Aydın, bir cümleye ulaşabilmek için bir külliyat devirirken, talip aydının söylediği cümleden bir kitap yazabileceğini düşünen kişidir. Aydın, fikirlerini kıra parçalaya engin doruklara çıkmaya çalışırken talip, çıktığı basamaktan aşağıya bakmakla övünen, bu yüksekliğe erişmenin övüncüyle ömrünü harcayandır.

Tabi altını çizmemiz gereken bir husus daha var. Talibin önder ya da model bellediği ilim ehlinin yaşaması ya da ölmüş olması da talibin tutumunu fazlasıyla değiştirir. Zira aydın yaşarken kendini eğip sündürebilir; ancak ölmüş olan bir aydını talibi sündürmez ve enteresandır ki bunun "saygı", "hürmet" ya da "vefa" olduğunu düşünür. Bu noktada talebenin varabileceği en yüksek basamak "taklit" aşamasıdır. Onun gibi düşünebilmek için "Ölüm"ü düşünmeden aydının öldüğü tarihi vicdansızca ezberler. Hayata önderi gibi bakabilmek için "değer"i düşünmeden tüm değerlerini merhametsizce yerle yeksan eder. Eh... Acıtan, bilgi değil, bilgisizliktir. Yani "cehalet".

Peki yaşayan ya da ölmüş bir aydını "kim" sakız gibi sündürüp fikirlerden başka fikirler yeşermesine sebep olabilir? Elbette ki bir başka aydın ya da 3. basamağa gözünü dikmiş bir talip. İşte bu kişi "tespit" eder.

Talip olduğunu söyleyen kişiler aydını ya da aydın adayını aşağıdan çekerken yükselebilmek, doruklara çıkabilmek zor. Bedeliyse ağır. Safra atmak lazım. Safra kim? Önce talip, sonra önder, en sonunda ve hep başında "fikir".

"Teşhis" basamağına genellikle sakindir. Zira etrafta ne talip vardır ne de önder. Çok aşağılardan sesler gelir; ancak aydının bu noktadan sonraki tek umursadığı fikirdeki ve gönüldeki irindir. Aydının bu haline akıl erdirebilen talip aydından daha da iştahlanır, sanki aydının sözleri kendi sözleriymiş, fikirleri kendi fikirleriymiş gibi. Bildiğin, Kraldan çok Kralcıdır. Aydınını öylesine ve ölesiye sahiplenir. Bu hâl, aydın için de talip için de hoştur ve gönül okşar, tabi; ama bir o kadar da boştur. Zira aydın, talipten en başta adam olmasını istemelidir, kendisine benzemesini değil. Aydın, talibin bu durakta inebilmesi için didinmeli, fikri işaret etmelidir. Ne yazık ki talip işaret edilen yere değil, işaret edene bakmaktan kendini alamaz. Zira talip bu şekilde sosyalleşmiş, hayatı anlam kazanmıştır. Aksi hali düşünmek korkunç! Yalnızlık! Yetersizlik! Kimsesizlik! Cevapsızlık!

Aydın ne yapsın? Lambası sönene kadar talibiyle "aydıncılık" oynamaya devam ya da...

Bu yazının "ya da"sı yok. Bir insan ömrünün sonuna kadar "aydın" olamaz. Zira insandır en başında. Fikirleri herşeye yetmez, yetemez? İkrar etmelidir, aydın. Aksi halde egoyu şişirmekten başka işe yaramaz. Ego da bir gün patlar ve içinden çıkanları görünce ilk önce etrafındaki taliplerden olur.

Aydının varabileceği son durak "tedavi". Yıllar süren bir eğitimin ardından tahminen kesintisiz 10 saat sürecek bir beyin ameliyatına girecek cerrah gibidir, aydın. Talip, sedyede yatan hasta, aydın da doktor. Talip, bilinçsiz, kendini görmüyor, bilmiyor. Hasta. Belki görmeyecek de ve ölüp gidecek. Belki iyileşecek; ama ne kadar büyük bir ameliyattan çıktığını, o süre boyunca aydının (cerrahın) beynine kaç çentik attığını hiç bilemeyecek. Ameliyat bitecek, hasta iyileşmek üzere dinlenmeye çekilecek, doktor da çınar ağaçlarının gölgesindeki tarlasında bulunan sıcacık evinde bir bardak tavşan kanı çay içecek.

Peki, hasta ya da talip ne yapacak?

a) Takip
b) Taklit
c) Tespit
ç) Teşhis
d) Tedavi
e) Hiçbiri
f) Hepsi
g) Hepsinden biri
ğ) d şıkkı
h) ğ şıkkı
ı) Hımmm
i) Kopyala/Yapıştır
j) Evlilik
k) Bilmiyorum
l) Kitap?
m) Yok yok, izlemek daha kolay.
n) Kurs
o) Ne diyorduk?
ö) copy/paste
p) Fikri olan var mı?
r) Bir şey yapalım.
s) Küpe taksak?
ş) Gezelim, en iyisi gezmek.
t) Yarın iş var.
u) Okey?
ü) Hem dünyayı kurtarırız...
v) Ben eve gidiyorum, bir şeyler yazacağım.
y) Yok artık!
z) Bi dur ya...
aa) ...
ab) ..
ac) .

Bir kıssa: Vakti zamanında Aristoteles'in öğrencisi ve komutanlar komutanı Büyük İskender, Corint'e gelince ünlü filozof Diogenes'i ziyaret etmek istemiş. Yanına varmış ve bir isteği, arzusu ya da dileği olup olmadığını sormuş. Diogenes "Gölge etme, başka ihsan istemem senden" demiş.

İşte hakiki bir talebe/öğrenci ya da öğrenci/talebe ilişkisi.

kategori: