HAYAT ÜÇ AŞAMA
Dünyaya geldik önce. Yüksek bir haykırışla merhaba dedik sonsuz boşluğa. Soyuttan somuta geçtik. Bu ilk aşamaydı bizler için. Çünkü, bence üç aşamalık bir açıklaması vardır hayattan bahsedişimizin. İlkin doğarız ve çok az zamanımız kalmıştır. Hayır aklınıza gelenin değil, ölmüyoruz daha. İlk aşamanın bitmesidir bahsettiğim. Kimine göre bu evre bebeklik evresidir, kimi ise ayaklarımızın yere sağlamca basmasını bekler-gerçek anlamda-. Lakin bence bu kadar abartılmamalıdır bu evre. Sebebi şudur ki, her şeyin farkında olmak bu kadar zaman almaz. Gözümüzü ilk açtığımızda başlar her şey ve karşı konulmaz bir ilerleyiş süregelir ardından. Tek olumlu yanı, nazımız geçmektedir herkese. Bir ağlama ile istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. Kolayca inandırıcı olabiliriz bu konuda, çünkü kimse dikkat edip bakmaz gözyaşlarımızın akıp akmadığına… Çıkan o dayanılmaz ses, tüm engelleri yıkacaktır. İlk evrede bu fırsatçılığımızı gerektiğinden fazla kullanırız; biliriz ki bundan sonra inandırıcı olmak için gözyaşlarına muhtaç olacağız…
Gözümüzü dünyaya açtıktan hemen sonra ise ikinci evre başlar hayatımızda. Yeni bir aşama, en zor ve en uzun aşama. İlk evrede geçirebileceğimiz yalnızca on iki saatimiz vardır. On iki saatin sonuna geldiğimizde hiçbir şeyin farkında olmadan ilk günün yorgunluğuyla derin bir uykuya açarız gözlerimizi, ikinci evre başlıyor…
Şimdi rüya görmeye başlıyoruz. Ertesi günle başlayıp sürekli böyle devam edecek olan bir rüya bu. Birinci evrenin izlerini taşıyacağız bir müddet. Örneğin, bir süre daha ağlayarak emir komuta zincirinde ilk halkaya sahip olacağız. Tüm ailenin ağzımızdan çıkacak bir kelimeyi heyecanla bekleyeceği günler gelecek daha sonra. Biraz kendimizi eğlendirmek, biraz da onların meraklı bakışlarını daha fazla izlemek için öğrendiğimiz halde geciktireceğiz “anne” demeyi. Bir müddet araştırmalarla geçecek. Anne ve babamız ilk onları söylememiz halinde önümüze sereceklerini vaat edecek öncelikle. Böylece fırsatçılık ve çıkarcılık neymiş öğreneceğiz. Her şeye basitten başlayacağız. Yürümeye başlayacağız mesela. Sonra koşup bir yerlere yetişmeye çalışacağız. Yedi-sekiz yaşlarında bir çanta tutuşturacaklar elimize. Böylece dört duvar arasından çıkıp farklı simalara tanık olacağız. Çok şaşıracağımız olaylar bekliyor olacak bizi, çoğunda başrol oynadığımız.
Daha sonra senaryosu anında yazılacak olan, doğaçlama bir yapıtta başrolü bir başkasıyla paylaşacağımızı öğreneceğiz. Başlarda çok garip karşılayıp, zamanla müptelası olacağız. Gün geçtikçe yapıtı hayatımızla eşitleyip, başrolü paylaştığımız kişiyi hayatımızın başrolü yapacağız. Aniden olacak tüm bunlar. Hiçbirinin farkında bile olmadan hızlı sürükleneceğiz gönül nehrinin sularında. Kader kavramından haberdar olacağız ve bundan sonraki cümlenin başında kullanacağım kelime grubunu getireceğiz çoğu cümlemizin başına. !Kadere bakın ki!, başlarken bize imzalatılan sözleşmede atladığımız bir madde takılacak sonradan gözümüze. Başrolünde olduğumuz yapıt, bir gün bitmek üzere hazırlanmış olacak. Ki biz bunun farkında olduğumuzda artık bu yapıtın başrolünde tek başımıza olduğumuzu anlayacağız. Toparlanması zor bir süreç geçirecek ruhumuz. Ama mutlaka toparlanacak. Çünkü, Kays El Mecnun ve Leylâ binti Meh-dî b. Sa'di'l-Âmirî aşkı bir daha hiç tekrarlanmayacak.
İkinci evrenin sonlarına yaklaşırken hayattan dersler almaya başlayacağız. Yıllar boyunca yaptığımız hataları bir daha tekrarlamamak için yepyeni bir ömür arzulayacağız ama bunu birilerine söylemekten hep kaçınacağız.
İkinci evre bittiğinde, üçüncü evrenin gelişi diğerleri gibi neşeli olmayacak. Çünkü ilk evrede geçirdiğimiz on iki saatten sonra daldığımız uykudan uyanma vakti artık. Uyanmak için kapıya yaklaşıp derin bir nefes almayı eksik etmeyeceğiz. Başımızdakiler bu nefes almayı “gözlerini açtı” diye sevinçle karşılayacaklar. Biz ise, aldığımız derin nefesten sonra kapıyı bir daha hiç açılmamacasına kilitleyeceğiz. Üçüncü evrenin sonunda, ömür boyu hayal ettiğimiz ferahlık hâkim olacak bünyemizde. Bu ferahlığın içinde gideceğiz gerçek evimize.
Bilinenin aksine, ebedi uykuya dalarak değil. Ömürlük uykudan uyanarak…
İkinci evreyi yaşıyoruz.
Unutmayın bir rüya alemindeyiz. Bu alemde başkalarına hissettirdiğimiz her somutluk, bizim başarımız.
Huzurlu günler dileğiyle…
-
- Anıl yazıları
- yorum için giriş / kayıt




üçüncü aşama
Sözler risalesinden aklımda kalanlar. Üstad doğumu bir asker alımına, yaşamayı askerlik dönemine, ölümü ise bir asker terhisine benzetir ve o asker öyle bir askerlik yaparki komutanına (Allah'ha iteatkar)silahini (imanını)elinden bırakmayan ve askerlik bitincede yeni askerlere bırakır yerini ki gelsinler onlarda vazifelerini yapsınlar yeni vazifedarlara yer açmaktır aslında terhisi (ölümü) :). Terhisatı kötü değildir askerliğini(kulluğunu)hakkıyla yapmış ve o artık memnun bir memurdur der.
Nasılki o er kaldığı yerin, kullandığı eşyaların kendisine ait olmadığını biliyor bir dönem sonra herşeyi iade edecek, aynen öylede biz dahi birer askeriz.Ölüm o askere sevimli,telaşsız,ferah görünür. Biliyorki onu bekleyenler var.Evet bizimde terhisatımız gerçekleşecek acaba bizi ne bekliyor?...
bizi ne bekliyor?
bizi neyin beklediğini sanırım ardımızdaki "geçmiş aynası"na baktığımızda görebileceğiz... ne yazıktır ki; geçmiş aynasında, geçmişimize müdahale edemeyeceğiz...
Rüya
Yaşam bir rüyaysa kabuslar nerede?O rüyadan uyandığımızda mı karşımıza çıkacak o kabuslar? Neyse kabusları bir yana bırakalım. Kökü geçmişe sımsıkı sarılmış geleceğe umutla bakan bir yaşam ağacı...Herkesin gönlünde yeşermesi dileğiyle
ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında