HAYYAM / bugünün diliyle // A. KADİR

bünyamin Ergün Per, 24/11/2011 - 09:04 tarihinde yazdı


Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilseydim,
canına okurdum şu feleğin, canına.
Bir dünya kurardım, gönlümce, yepyeni,
ey insan, derdim, ey insan,
dile benden ne dilersen.

Bir sabah Hüseyin Karakan geldi bizim eve. Bugüne dek yayımlanmış bütün şiir diliyle Hayyam çevirilerinden seçme bir antoloji hazırlamaktaymış. Ben de birkaç yıl önce Hayyam'dan bir dörtlük çevirmiştim. Bir kitabıma da koymuştum onu. O şiirden sözetti Karakan, senin bir o var, beş altı tane daha koymak isterim, bana on beş güne kadar yap, dedi. O günlerde Azra Erhat'la Odysseia çevirisine başlamıştık, vaktim yoktu. Sonra, ha deyince de olmazdı ya bu iş. Hık mık ettim, söz veremedim, kendisini kırmak da istemiyordum. O da anladı halimi, yaparsın yaparsın, oldu bu iş, dedi. Nitekim oldu, beş altı dörtlük yenileştirdim, verdim kendisine, antolojiye koydu.

Tam o sıralarda, Azra Erhat önemli başka bir işe koyuldu. Odysseia çevirisine ara vermek zorunda kaldık. Hayyam da beni hayli sarmıştı, fırsat bu fırsat dedim, daldım Hayyam'a. İki yılda zor çıktım içinden.

Gene başladılar ordan buradan. Hayyam kimdi? Zevk ve safa şairiydi. Hem bu iş yapılmış, olmuş bitmişti bizde. Çok vardı Hayyam çevirisi.

Bizde bir sürü Hayyam çevirisi vardı sahiden. Şiir diliyle, düz, anlaşılır, anlaşılmaz, başarılı, başarısız (şiir diliyle olanların en başarılısı bence S. Eyuboğlu'nunkiler). Ama bu bir sürü dediğimiz kaç tane? Kaç yılda kaç tane? Bir Alman profesör ne diyor: Yalnız 1913 yılında, yalnız İngiliz dilinde birbirinden ayrı 120 basımı yapılmış Hayyam'ın, lâf değil, bir yılda 120 basımı. Bizde şimdiye kadar bunun sekizde biri yapılmış mıdır? Burada tam sırasıyken şunu diyeyim: Mevlânâ'yı yenileştirirken bir iki sözümona eleştirmeci aynı şeyi söyledi. Mevlânâ da kimdi? Onunla uğraşılır mıydı? "Bugünün diliyle Mevlânâ"yı yapılmadığım vakit, kitabı adamakıllı öven ilk yazıyı bunu söyleyenlerden biri yazdı.

Abdullah Cevdet "Rubaiyatı Hayyam"da şöyle diyor aşağı yukarı: Hayyam'ın dörtlüklerinin her basımında, insan, içinden çıkılması pek güç bir sorun karşısında kalıyor. Hayyam'ın dörtlükleri diye toplanan şiirler sahiden Hayyam'ın mıdır? Hangileri Hayyam'ın, Hangileri Hayyam'ın değil? Bunları saptamak için elde kesin bir tartı ve ölçü yok. Birbirine çok benzeyen dörtlükler var, bunların bir kısmının öykünme olduğu, bir yolu bulunup Hayyam'ın dörtlükleri arasına sokulduğu düşünülebilir. Hayyam'ın dörtlükleri arasında öz bakımından birbirine karşıt, birbirini çelen dörtlükler de çok. Ama bu, hangisiHayyam'ın olduğu, hangisi Hayyam'ın olmadığı ayırımında bize bir ölçüt veremez. Ayrı ayrı her dörtlüğün yazıldığı tarihi bilemediğimiz için işin içinden çıkamayız. Bir insanın yaşamında ne kadar büyük değişiklikler geçirdiğini de görmüyor muyuz? Hayyam'ın cennete ve cehenneme inandığı bir dönemden sonra, cennete ve cehenneme inanmadığı bir dönemi olamaz mı?

Cehenneme hani kim gitmiş?
Hani, cennetten dönen kim?

Hayyam'ı türkçeye çevirenlerin bellibaşları arasında dörtlükleri üzerinde tam bir anlaşma yok. Hayyam'ın olduğu söylenen dörtlükler 400'le 600 arası değişiyor. Hüseyin Dâniş ile Rıza Tevfik'in "Rubaiyatı Ömer Hayyam"ında 397 dörtlük var. Asaf Halet Çelebi'ye göre Hayyam'ın bütün dörtlükleri 400'ü geçmez. Abdülbâki Gölpınarlı'nın "Hayyam â€" Rubailer" kitabında ise 476 dörtlük var. Rüştü Şardağ'ın "Ömer Hayyam"ın Rubaileri"nde 252 dörtlük var. Avrupa ve Amerika'da Hayyam'ın büyük bir ün kazanmasını sağlayan İngiliz şairi Fitz Gerald'ın büyük bir başarı ile ve çok serbestçe çevirdiği dörtlüklerin çoğu Hayyam'ın değilmiş.

Ben daha çok Abdullah Cevdet'in, Asaf Halet Çelebi'nin, Abdülbâki Gölpınarlı'nın çevirilerinden yararlanarak yüz dörtlük seçtim, yenileştirdim. Bu dörtlükleri seçerken, birbirlerine benzememelerine çalıştım. Bunların içinde Hayyam'ın olmayanlar var mı, yok mu bilemem. Hayyam'ın olmayan bir iki tane belki çıkar.

Ömer Hayyam'ın doğduğu tarih bilinmiyor. 1025-1050 arasında Nişabur'da doğduğu söyleniyor. Ölümü 1121-1122'dir. Babası bir çadırcıymış. Bu yüzden Ömer, o çağın geleneğine göre bir takma ad almak zorunda kalınca, "Hayyam" yani "Çadırcı" adını almış. Bu sadece takma ad bile onu halktan yana bir adam olduğunu gösterir bize.

Sağlam bir eğitim görmüş Hayyam. Kur'an, Hadis, felsefe, matematik, astronomi biliminde üstüne yokmuş. Yunan felsefesiyle bile dostluğu olmuş. Bir gün gelmiş herkesten ayrı düşünmüş, ayrı şeylere inanmış. Melikşah'ın çevresini alan, ona övgüler yazmakla çimlenen dalkavuk şairlere benzemeyince yadırganmış Hayyam. Düşmanları çoğalmış, o da kapamış kapısını herkese.

Şu zamanda bir sürü dostun olacak da ne olacak?
Şöyle uzaktan bir selam, nasılsın iyi misin, o kadar.

Ters, huysuz, geçimsiz bir adam olmuş herkese göre. Oysa, dostluğa çok önem verirmiş, dostluk bulamamış, tok sözlü olduğu gibi görünmüş, bakmış hep yalan dolan, hep ikiyüzlülük. Dostluğun, vefanın, mertliğin damlasını bulmak meseleymiş zaten o zaman. Çekilmiş bir köşeye Hayyam, ama kendini düşündüğü, kendini sevdiği için değil. Ordan da insanları sevişmeye, birleşmeye çağırmış. Zorlamış insanları ayıran demir kapıları.

Bu Müslümanlık, bu gavurluk neden,
aşk içinde erimek varken.

Hayyam, insana önem verir. İnsanın özgürlüğüne önem verir. Alçakgönüllülüğü, olduğu gibi görünmeyi, fikir ve vicdan özgürlüğüne bağlanmayı, yiğit bir yürek taşımayı, yalandan ve ikiyüzlülükten iğrenmeyi, insanın insana kulluk etmeden yaşamasını öğütler.

Bir ekmek kapısı aç bana,
bir geçim yolu bulayım
kula kulluk etmeden.

Hayyam söylüyor bunu. Bu ses onikinci yüzyıl insanının sesi. Sonra biz, rahat rahat oturmuşuz, ona zevk ve safa, "iyş ü nûş" şairi demiş çıkmışız. Nedir şarap Hayyam'da, hep şarap der durur. Onu çevirenlerin çoğu, onun şaraba düşkün bir sarhoş, gece gündüz içer bir adam olmadığında birleşiyorlar. Asaf Halet Çelebi diyor ki: "Görünüşe bakıp da rubailer hakkında hüküm vermek icabetseydi Hayyam'ın derbeder, sefil ve biçare bir sarhoş olduğunu kabul etmek gerekecekti. Halbuki bir şairin hayatı, gayet derlitoplu, ilim sahasında otorite sahibi hatta büyük bir ilim kurulunun başında, matematik ve astronomi alanında zamanımıza kadar ehemmiyetini muhafaza etmiş bir eser sahibi, ağır başlı, değerli bir insan olduğunu gösteriyor. Böyle bir insanın sarhoş saçmalarıyla uğraşamayacağı besbellidir. Şu halde şiirlerinde geçen şarap, bir sembol, kötümserliğe karşı bir panzehir, hür insanların düşüncelerini saran bir huzur hissinin timsali sayılmalıdır."

"Bugünden kendini yok sayacaksın, kendi buyruğunda bey gibi yaşayacaksın" diyor Hayyam. "Geçmişi düşünmeyeceksin, gelecekten korkmayacaksın". Hayyam bunları bize, günümüzü gün etmek için mi söylüyor? Hiç sanmam. İnsanoğluna yaşamanın yollarını açıyor bir bakıma. Karanlıklar içinde yolunu şaşırmış insana yol gösteriyor. Yüz bin yıl sonraki geleceği bile düşünüyor Hayyam:

Yüz bin yıl sonra, yerin altından
otlar gibi, yeşil yeşil, çıkma umudu.

Onun meyhane dediği yer, yobazların hiç anlayamayacağı bir yer, insanın insanca yaşayabileceği bir yer. Çok çekmiş Hayyam yobazlardan, dar kafalılardan. Düzenbazlıklardan uzak yer aramış kendine. Yalnız kendine mi? Hayyam, istediği gibi yaşayamamış, dünyaya nereden geldiğini, bu dünyada işinin ne olduğunu anlayamamış insanların acısıyla yaşamış bir ozan.

Kapısız, damsız şu yuvarlakta
bir sürü insanız, başıboş, kimsesiz.
Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik.
bu dünyadan istediğimiz gibi gidemeyiz.

Böyle bir önsöz yazılmasaydı da olurdu. Asıl bundan sonrası önemli benim için. Asıl işi kıvırabildim mi? Koca Hayyam'a yaraşır bir çeviri yapabildim mi? Halkımın güzel, tatlı dilini sevgili Hayyam'ın ağzına dökebildim mi?

Tertemiz, ak yüreğini dünyaya bir gökyüzü gibi açmak, insanoğlu için varını yoğunu cömertçe harcamak, galiba yalnız Hayyam gibilere, büyük ozanlara, büyük sanatçılara vergi.

Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilseydim,
canına okurdum şu feleğin, canına.
Bir dünya kurardım, gönlümce, yepyeni,
ey insan, derdim, ey insan,
dile benden ne dilersen.

HAYYAM
Bugünün Diliyle
Yenileştiren A. Kadir
Say Yayınları
8. Basım 1989