yaşamak

İNSANIZ VE HÂLİYLE ZAYIFIZ

anlamak*

İnsan zaafları ile birlikte insandır, hatta zaafları ile daha çok insandır. Zaaf dediğin gayet insani bir şeydir. Zaaftan kasıt yanlış anlaşılmamalı; seni yanlış yola saptıran şeyler zaafların değildir. Zaaf, yani zayıflık, kuvvetsizlik insanın özünde olan bir şeydir zaten. Kul olmak zaten zayıflığı da beraberinde getirir.

Dünya insanı kusursuz olması için zorluyor ve bunun için insanın var gücünü kullanmasını salık veriyor.

Şekilde şemalde kusursuzluk, aldığın evde/bindiğin arabada kusursuzluk, çalıştığın işte/yaptığın şeyde kusursuzluk, evleneceğin kişide kusursuzluk... hasılı yaşayacağın yaşamda kusursuzluk aramanı istiyor. Bu arada çevrendekiler de aynı kusursuzluğu senden bekliyor/istiyor ve tabii sen de çevrendekilerden aynı kusursuzluğu bekliyorsun. İnsanın hiç bir sorunu olmasa bile bu kusursuzluk algısından ötürü, bir sürü sorunu oluyor farkında olmadan. devamı »»

GECE YÜRÜYÜŞÜ VE AKLIMIN RAHMİNDEKİ NUTFE

anlamak*

Ninovalılara...

Ey!

Akleden kalbimin rahmine yapışıp kalan umut nutfesi, hayatım!
Ey, doğduğundan beri başkalarının ve belki de benim başarısız, hoyrat kürtajlarına maruz kalıp sakatlandığı halde varlığımın bağrına yapışmaktan vazgeçmeyen; umut!

Çocukluğumu kurban ettim sana. Parça parça pay edip sundum. Sonra sonra yürüdüğüm engebeli yollarda anı, yorulmadan kurtarabileceğim takatim ve canımla besledim seni. Yorulmayı göze aldım, yoruldum. Yokuşlarda, senin kendi varlığının hakkını vereceğin, gelecek bir güne dek hassas ve kırılgan varlığını beslemekten bitap düşüp, nefesim kesildi. Dostlarım rahimlerinde meyvaya durduğunda bile ben elimi kalbimin üzerine bastırıp seni sevdim, ey umut. Kalbimi her tekmeleyişinde ve geceleri sancınla uykumu kaçırıp, nefesimi her kesişinde varlığına şükrettim tüm burkulmalarımdan öte. Çünkü; sana doğru giderek artan bir meyille yaratılmış/t/ım. devamı »»

''İN'' SUYA YAZILAR

anlamak*

Diğerlerine benzeyen kadar çok kalabalıklar...
-Keskin bir geceyarısı...
-Küçük ve yalın benzeyişler...
-Anlaşılır ama anlatılmaz duygular...

Karanlığın bir sesi olmalı,
Adımların telaşı...

Kent olduğu yerde, gökyüzü, yıldızlar, insanlarda öyle,
Ama bir fırtınanın ardından yağmur kadar serpilmiş bir su kütlesinin parçalanmışlığını anlatmak İstanbul'da.

Bir şiir gibi; hayır! şiir bir illüzyondan ibarettir. Herşeye rağmen kalıyor bu kentte.
Yada nesir; düz olan herşey ezberleri anlatıyor yaşanmışlığa, unutmuşluğa. devamı »»

SEVENLER BİLENLERDİR

anlamak*

Kişi bildiğinin aşığı bilmediğinin düşmanı imiş. Sevmek için tanımak, bilmek, bağlanmak, keşfetmek gerekir. Peki biz ne kadar tanıyoruz O'nu ne kadar biliyoruz ne kadar Onunlayız. Ne derece istiyoruz!!! Evet evet ne derece istiyoruz? İsteyipte şuana kadar neyi elde edemedik ne imkansızdı ki bizim için, hiçbirşey. İstediğimiz her ne ise sıkıntı çektik fedakarlık gösterdik ve elde ettik...

O'nu gerçekten istedik mi, isteyebildik mi? Hayır. Çok yoğunduk değil mi, işlerimiz, okulumuz, ailemiz, işimiz gücümüz vardı evlilik yaşıda gelmişti evlenmek vardı, daha vakit vardı başka bahara erteledik. Yarınlara senedimiz varmışçasına hiç ölmeyecekmiş gibi hala aynı zırvalamalar. Sanki sadece okul iş evlilikten ibaretti yaşamımız. Ey ahmak nefsim hadi uyan artık, kendine gel, geç artık şu benliğinden, geç artık şu dünyadan! devamı »»

TEKRAR MERHABA EY SEVGİLİ OKUR!

anlamak*

Bunca yıllık münasebetimizden sonra -her ne kadar ara sıra arayı soğutsak da- epeyce samimileştik; ama doğrusunu söylemek gerekirse şu güne kadar sen maçı hep 1-0 galip götürüyorsun. Zira ne senin gibi kahramanca okuyanların ve yaşayanların olduğunu, ne sendeki o mangal gibi yürek ne de o mahmur görünüşünün altında aşkı doruklarda yaşayan bir Don Quijote olduğunu biliyoruz. Eh, aslına bakarsan -her ne kadar kendimizi tanıtmaktan sürekli kaçınsak da- sen de bizi iyiden iyiye tanıdın. Doğrusu bizi epeyce yordun. Açıkçası her geçen gün ölüme daha da yaklaştığımız doğru; ama insan ölüme yaklaştıkça daha da mı güçleniyor dersin?

Raflarda sararıp duran kitaplarımızı bilgi denizine dökmek için ilk çırpınışlarımız 1999 yılında başladı. Bu kadar çok 9 rakamının yan yana gelmesi tesadüf mü bilmiyorum; ama “Sahne tozu yutmak” diye bir deyim vardır ya, biz de kitapların tozunu yuttuk galiba ki ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım aklımızın bir köşesinde daima yel değirmenlerine karşı savaşımızı sürdürüyor ve Cervantes’in düşlediği “yaratıcı” şövalye kadar, bu havuzun içindeki mücadelemizi seninle birlikte sürdürüyoruz, sevgili okur. devamı »»

İçerik yayınları