KİM BU APTAL?

bünyamin Ergün Sa, 11/03/2014 - 14:29 tarihinde yazdı

Şüphesiz ki bu soruyu soran kimse kendini aptal bilmez. Aptal daima soruyu soranın ötesindedir; ama kendisinde değil. Hâl böyle olunca da soruyu soran kişi aptalı iter, öteler, fişler, işaretler, yaftalar; ama hiçbir surette kendine pay biçmez. İyi, güzel de abdal hiç mi abdallık yapmaz? Yapar elbete; ancak abdal, yaptığı aptallığı anıyla fark edip "Aptalca davrandım" diyebilen kişidir. Abdal aptallığını hiçbir zaman itmez, ötelemez, fişlemez...

Abdal etrafında aptalca bir şeyler yapanları görürse ne yapar? Bu, çamurlu bir yolda yürümek gibidir. Abdal üzeri kirlenmesin diye mümkün olduğunca dikkatli bir şekilde yürür; ama hiç değilse ayaklarının altı çamura bulanmıştır. Bunun çözümü basittir ve evine vardığında ayakkabılarını dışarı bırakır. Üzerine çamur bulaşırsa o vakit biraz daha uğraşması gerekir ve kıyafetini değiştirir, kirlenenleri de yıkar. Çok fazla kayıp yok gibi görünüyor öyle değil mi? Esasında var! Abdalın en kıymetli olan hazinesi olan "zaman" aptal tarafından gasp edilmiştir; ama kendisi ve etrafı zaten çamurdan olan aptal herkesi kendi gibi bildiği için abdalı kirlettiğini ve onun zamanını çaldığını düşünmez, düşünemez.

Aptal, etrafında abdal görünce ne yapar? Kendine, yani çamurun içindeki haline bakmaz ve abdala hayran olur. Başka ne yapar? Hiçbir şey! Aptal, başka hiçbir şey yapmaz ve yalnızca hayran hayran bakar. Zira abdalın yanında olmak ve onun adını anmak yeterlidir. Bu halde bile kendini abdal olarak görebilir ve fakat yine aptal olarak görmez, göremez.

Abdalın, gözlerinin içine baka baka "Sen aptalsın" demesi de aptal olan için çare olmaz. Çünkü bir şekilde abdalın yanına gelmiştir ve gerek huyundan gerek suyundan bir şeyler kazanma derdindedir. Her ne kadar biraz homurdansa da kafasında abdalın eninde sonunda kendini de abdal göreceği bir senaryo yazılmış, oynanmayı beklemektedir.

Bu arada biraz duygulu, biraz sancılı, biraz televizyonlu, biraz futbollu, biraz da Starbucks'lı günleri olur tabi. "Olsun, arada bu da olması gerekir" der ve abdalımsı günlerini doya doya yaşamaya devam eder. Bu esnada yürüyüşünü değiştirir, imajını tazeler, her ne kadar okumasa da kitaplardan bahseder, belaltı çalışsa da "sanat" kelimesini dilinden düşürmez ve bizim Doğan görünümlü Şahin giderek bir entelektüele benzer. Zamanla da kendine benzer birilerini bulur ve abdal aşağı abdal yukarı çemkirir durur, bizim aptal. "Aptal" olarak nitelediği kişilerin sayısı artmış, kendini de gün geçtikçe daha bir yukarılarda görmeye alışmıştır. Ne var ki bu "çakma" durumu ne talibi olduğu abdal ne de etrafındaki diğer aptallar zikretmez.

Aptallığın daniskasını abdalın dahi zikretmemesine dikkat edenler için yazmaya devam ediyorum. Şayet buna dikkat etmediyseniz gerisini okumamanızda hepimiz için fayda var...

Aptallık artık öyle bir noktaya gelmiştir ki artık abdal bile bu aptallığı örtemez ve çaresiz susmaktan, kendini itmekten, ötelemekten, fişlemekten, yaftalamaktan başkaca çare bulamaz. Abdal küser, aptal güler. Abdal ağlar, aptal yine güler. Abdal gider, aptal bir an durur, ardından gülmeye devam eder. Eh, aptaldır ve aptaldan da abdallık yapmasını beklememek icap eder; ancak abdalınki de "bir umut"tur ve umutları bir kez olsun yüzüne gülmez.

Eh... Şimdi sor bakalım kendine, hayatında kaç kere "Ben aptalım" dedin ve kaç kere de "O aptal" dedin. Çıkan sonucu ikiye böl, sekizle çarp, üç kulhü bir de elham okuyup on kişiye gönder ve ardından pencereyi aç ve bağır. Bağırmasan da pencereyi yine de aç. Bak bakalım kim "Ben aptalım" diye bağırıyor. Hiçkimse, öyle değil mi? Peki bu aptallar nerede arkadaş?

kategori: