KİMİN İÇİN ÜZÜLMELİYİZ? ÇOCUK MU? ARAP MI? PICTOGRAM MI? YOKSA...

bünyamin Ergün Ça, 05/09/2012 - 10:03 tarihinde yazdı

Araba, genellikle erkeklerin tutkusudur. Zira sosyolojik yapı itibariyle erkeklerin kendisine aldığı görevlerin büyük bir kısmı güç kullanımı üzerine kuruludur. Bu nedenle güç ile ilgili meselelere kadınlardan daha çok değer vermektedirler. Hatta verilen değer öyle noktalara gelebilmektedir ki, araba tutkusu ailesini bile ikinci plana dahi atacak kadar ön plana çıkabilmektedir. Bu tutkuya yakalanmış erkek, beygir gücü yüksek, jantları parlak, tekerlekleri geniş ve 'gaza bastın mı giden' bir arabaya sahipse aman önünde durmayın. Zira kendi temizliğinden daha çok arabasının temizliğiyle ilgilenen bu erkek için arabasına yapılan bir hakaret kendisine yapılan bir hakaret anlamını taşıyabilir...

Allah'ın sevdiği kullardan olmalıyım ki, etrafımda bu şekilde yaşayan bir arkadaşım yok. Yalnız, 'erkek' olduğum için araba sohbetleriyle karşı karşıya gelmeme şansım da yok. Haliyle "Şunlardan bir tanesi altımda olacaktı ki..." cümlesini sık sık duyduğumu söyleyebilirim.

Bu ıstıraplardan birisinde elindeki dergideki araba resimlerine ağzından salyalar akarak bakan arkadaşımı tanıyamaz gözlerle süzüyordum. Hayatında bir kez olsun görmediği arabaların beygir gücünü, 100 metreyi kaç saniyede kat ettiğini, şanzımanını, frenini, havaya karşı gösterdiği direncini daha da bilmem nelerini anlatıp duruyordu. Bense araba resimlerinden çok arkadaşımın ağzından düşen salyaları izliyordum. Aklı başında bir insan, nasıl olur da hayatında bir kez olsun görmediği kul yapısı şu metal yığınlarının dergideki resimlerine bakarak bu hale gelebilirdi? Hani, hepimizin anlamsız istekleri vardır: "Sanki hayatımızda köşk görmüşüz gibi '300 odalı bir köşk istiyorum. İçinde de kâhyalar, hizmetçiler...'" Bu hayaller bize ait olmayan hayaller; ama bunların hayal olduğunu bildikten sonrası sıkıntı yaratmaz. Lâkin baktığı resimleri kendisiyle özdeşleştirip, altındaki Doğan görünümlü Şahin'in orasını burasını değiştirerek, inanılmaz güçlü ve özel bir araba-ymış gibi hissederek yaşamaya başladıysanız vay başınıza gelenlere...

Ben bunları düşünürken arkadaşım son model olduğunu söylediği bir arabanın resmini gözüme sokarcasına uzatıyordu. Aklımdaki lüzumsuz sosyolojik sorulara yanıt bulmak istercesine dergiyi aldım ve araba resimlerine uzun uzun bakmaya başladım. Tutkusunu benimle paylaşmanın heyecanıyla ve elbette ki bu paylaşımın da kendisini tutarlı kıldığı düşüncesiyle tutkusuna daha da sarılan arkadaşımsa bana çevirdiğim sayfalardaki arabaların özelliklerini daha da ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu.

Arabalar ve çıplak kadınlar. Kafamıza kazınan aşağılık düşünceler... Arabalara bakmayı istemek bile bu aşağılık düşüncelere davetiye çıkarıyor. Halbuki bizlere öğretilen bunlar mı?..

— "Şu Alfa-Romeo var ya... Üff..."

"Romeo'nun Alfa serisi varsa Juliet'in de Beta'sı vardır" diye düşündüm ve bu hakareti duyacak Shakespeare'in yüzündeki ifadeyi hayal ettim. İster istemez gülümsemişim. Ahbabım da arabayı sevdiğimi düşünmüş olmalı ki sırtını sandalyesine yaslayıp bu arabayı ne kadar iyi tanıdığını baygın gözlerle anlatmaya başladı.

O anlatırken gözüm Alfa-Romeo logosuna ilişmişti. Doğrusunu isterseniz Alfa Romeo logosunu yıllardan beridir görürüm. Nihayetinde aslında bir avuç araba markası var; ama bu sefer sanki ilk kez görmek istemiştim.

"Bu logo daha önce dikkatini çekti mi?" diye sordum.
Genellikle rüyalarımda...
Şuna yakından bak bir, ne görüyorsun?

Şaşkın, dergiyi alıp logoya uzun uzun baktı ve "Allah Allah, daha önce hiç dikkatimi çekmemişti." dedi.

Ne görüyorsun?
Kırmızı haç ve yılan görüyorum. Yılanın ağzında bir insan...
Araba?

Aslına bakarsanız O, benden daha çok şaşırmıştı; ama anlamaya çalışıyordu.

Alfa-Romeo hangi ülkenin markası?
İtalya. Alfa-Romeo İtalyan stilidir.
O zaman bu logo muhtemelen bir bayrağın motifi olabilir. Eminim ki bu meseleyi araştıracak olursak işin ucu Haçlı Seferlerine kadar gidecektir.

Arkadaşım çok şaşırmıştı. Arabaların o hızlı dünyasının uçurumundan düşmüş gibiydi. Aslında o an için neyi anladığını ya da düşündüğünü bilemiyordum; ama bu logonun dört tekerlekten bu kadar uzak duruşu ve işin ucunda bir insanın katledilişi vardı ve muhtemelen buna şaşırıp kalmıştı.

İstersen küçük çaplı bir araştırma yapalım, ne dersin?
Ne gibi? Bak, şuradaki dükkânda interneti kullanıp bazı genel geçer yargılarla yolumuza devam edebiliriz kanaatindeyim. Baktık, iştahımız iyice açıldı, o zaman bizim eve gider başımızı kitaplara gömeriz. Yalnız şunu söylemeliyim. Sonunda araba almayacağın muhakkak olsa gerek. Aslına bakarsan bir ihtimâl daha var ki, o da arabalara olan hayranlığının hüsranla sonuçlanması...

Arkadaşım yiğit adamdır. Sözümü iki etmeden hemen kalktık ve bilgisayarın başına geçtik. Buradaki bilgilerin tutarlı olmadığını biliyoruz; ama hiç değilse bizi bazı yerlere sürükleyebilir kanaatiyle aramalarımızın sonuçlarını bir bir yazdırmaya başladık. Elimizdeki kayıtların yeterli olduğuna kanaat verince çıktık ve bir kahvehaneye gidip sohbetimize devam ettik.

Alfa-Romeo logosu meğer asaletin simgesiymiş. İtalya'nın Milano şehri ile ülkenin soylu ailesi Visconti etrafında dönüyormuş. Kırmızı haç soyluluğu, beyaz zemin halkı ve köylüleri simgeliyormuş. Taç giymiş engerek yılanıysa soylu Visconti ailesinin armasından alınmış. Almanca bir kaynakta yılanın ağzındakinin bir çocuk olduğunu yazıyormuş.

"...das rote Kreuz aus dem Stadtbanner und die Schlange aus dem Wappen der Visconti. Eine Viper frisst ein Kind. Symbol aus der Zeit der Kreuzzüge im 12. Jahrhundert"

Tercümesi şöyle: "...Visconti´nin ambleminde ki kırmızı haç ve yılan. Bir Viper* (Yılan türü) çocuğu yiyor. Sembol 12. yüzyılda ki Haçlı Seferleri'nden kalmıştır."

İngilizce bir kaynaktaysa yılanın ağzındakinin çocuk değil bir Arap olduğunu yazıyormuş.
"The coat of arms of the Visconti family, showing a snake swallowing a Saracen* (Arab). This had been a popular motif for military standards during the crusades of the 1100s and 1200s."

Tercümesi şöyle: "Visconti ailesinin armasındaki yılan, bir Arap'ı (Saracen: Avrupalıların ortaçağda, Abbasilere ve Şam civarındaki Müslüman Araplara verdikleri isimdir) yerken görülmekte. Bu 1100'lü ve 1200'lü yıllarındaki haçlı seferlerinde popüler bir askeri motifti."

Alfa-Romeo'nun resmi web sitesindeyse figürün anlamı şöyle anlatılıyormuş.

The first logo 1910/1915
The Alfa Romeo logo consists of two Milanese symbols: The Visconti serpent on a pale blue background (the idea for which came to a young designer from the technical office who noticed the serpent on the Filarete tower while he was waiting for a tram in Piazza Castello) and the red cross on a white background, enclosed in a metallic circle with the words ALFA ("Anonima Lombarda Fabbrica Automobili") and MILANO separated by two Savoia dynasty knots.

1910/1915 İlk Amblem
Alfa Romeo markası iki Milano sembolünden oluşuyordu: Mavi fonda Milano Beyliğinin simgesi yılan (Teknik Ofiste çalışan bir genç tarafından, Filarete Kulesinden Castello Meydanından geçen tramvayı koca bir yılan gibi seyrederken aklına gelen fikirden yola çıkılarak tasarlanmıştır.) ve beyaz fonda kırmız haç, metalik bir daire içine alınıp üzerine ALFA (Anonima Lombarda Fabbrica Automobili- Lombarda Anonim Otomobil Fabrikası) ve MİLANO yazıları Savoya Ailesinin simgesi olan düğümlerle ayrılmış olarak yazılmıştır.

Bir kandırmaca var gibi görünüyor.

Şimdi şurası da bir gerçek ki bu logoyu yalnızca bir yılan ve ağzındakini de bir pictogram (Grafiker dilinde, Cin Ali tipinde yalnızca kolları, elleri ve kafası belirtilerek çizilen siluetler) olarak görmem mümkün.

— "Eh, öyle tabi, bu logodakinin bir pictogram olduğunu düşünerek rahat bir uyku çekmemiz normal. Açıkçası bunu hiç düşünmemiştim." dedim ve arkama yaslandım. Bu duyarsızlık canıma dokunmuştu. Dayatılanın ne olduğunu görmeden yalnızca hayatta sahip olamayacağını bildiği metal yığınlarını tercih etmek akıl alır iş değil; ama insanız işte, hamurumuz çamurdan... Dayanamadım ve bana bakan boş gözleri delmek istercesine konuşmaya başladım.

Bu durum meseleyi hangi yönden incelediğine ya da görmeye çalıştığına göre seni farklı sonuçlara ulaştırır. Yani sen ne görmek istersen onu görürsün.

Şimdi senden sadece aklını rahatlatarak Haçlı Seferleri'ni düşünmeni rica ediyorum. Haçlı Seferleri 11. yüzyıl'da başlamış, yani İslamiyet'tin doğuşundan yaklaşık 4 yüz yıl sonra. Bu 4 yüz yılda ne olmuş da Hıristiyanlar Müslümanlar üzerine sefer yapmaya karar vermişler?

Dikkat edersen literatür "Orta Çağ"ı "Karanlık Çağ" olarak adlandırır. Engizisyon mahkemesinin kuruluşundan tut, insanların anlamsız sebeplerle linç edilmesine, aşırı dinci gruplar sefa sürerken, halkın inanılmaz kötü koşullarda yaşamasına kadar her şey Orta Çağ'da olmuş.

Orta Çağ hangi dönemi kapsıyor? Kavimler Göçü (375)'ten, İstanbul'un Fethi'ne (1453)'e kadar. Yani bu dönem Haçlı Seferlerini de kapsıyor. Tam da bizim bahsettiğimiz Karanlık Çağ'ı...

Literatür, bu döneme "Karanlık Çağ" diyor da, bu yakıştırma tam olarak kimi tarif ediyor acaba? Aslında bu meselenin tarafı yalnızca Hıristiyanlar. Yani biz burada yalnızca Avrupa tarihini düşünerek konuşuyoruz ya da konuşturuluyoruz. Zira Avrupa bu dipsiz kuyuların içerisinde yüzerken Avrupa dışındaki bütün dünya inanılmaz bir bolluk ve bereket döneminde. Özellikle de İslam âlemi akıllara durgunluk verecek gelişmişlikte bilim ve düşünce adamları yetiştiriyor. Biyoloji, kimya, fizik, matematik, felsefe... Aklına gelebilecek her konuda olağanüstü insanlar peydâ oluyor. Tabi bu dallardaki yetkinlikler mimariye, araç-gereç'e, silahlı kuvvetlere kadar her şeye yansıyor. Tüm bunlar üst üste gelince medeniyet yükseliyor, insan hakları, ekonomi ve aklına gelebilecek diğer bütün alanlarda fevkalâde yükselme ölçülüyor. Tabi bu hatırlatmak isterim ki bu dönemdeki en büyük imparatorluk Osmanlı...

Hıristiyan âlemi (şu anda da olduğu gibi) bir karar veriyor. Ya bu deveyi güdecekler ya da bu diyardan gidecekler. Onlar deveyi gütmeye karar veriyorlar ve bütün doğu âleminin bolluklarını ülkelerine getirmek ve hatta doğuya da sahip olmak için kimi dini sebepler uydurarak doğu âlemine savaş açıyorlar. Böylelikle "Dine karşı Din" savaşları başlıyor.

Haçlılar akın akın sefer yapıyor. Avrupa insanı, daha doğrusu bilinen dünyanın sonu olan Batı insanı (henüz Amerika ortada yok), Doğu insanının zenginliğini ve özellikle de dininin getirdiği hürriyeti kıskanıyor ve doğuya yürüyor.

Savaşlar ve ölümler...

Doğu'da bir şey değişmiyor; ama Batı savaşı kazanamadığı halde değişiyor. İnsanlar kendi dinlerini sorgulamaya başlıyor. Çünkü karşılarındaki en büyük güç olan İslamiyet'e göre Allah kuluna birçok hak ve huzur sağlarken, Katoliklerin Allah'ı kuluna karşı hiç de öyle eli bol değil. Düşünsene... Hala feodalite var... Hâlbuki feodalite Doğu'da hiç olmadı. Yalnızca kimi zaman değişen ekonomik yapı sayesinde kendisini Batı'daki burjuvalarla bir tutan geniş toprak sahipleri feodal yapıya benzer yapılar kurmaya çalıştı ki onlar da çok kısa dönemde yerle yeksan oldu.

Haçlı Seferleri son nefesini tüketiyor. Bu arada yukarıda da dediğim gibi Katolik'ler kendilerini iyiden iyiye sorguluyorlar, ta ki Reform hareketine kadar.

Bilirsin belki, Protestan mezhebi bu dönemde doğmuş. Protestan, protesto (yani "itiraz") eden anlamına geliyor. Bu itirazın sebebini Haçlı Seferleri sırasında Katoliklerin tanımış olduğu İslamiyet yaratmış... Bu nedenle Protestanların Allah'a bakış açısı bazı açılardan İslamiyet'i andırıyor.

Tabi meseleler bu kadarla da kalmamış. Dönemin feodal beyleri, yani burjuvaları, kendi yaşam alanlarını daima korumuş ve güçlenmeye devam etmişler.

İşte sembolünü Haçlı Seferleri'ne dayandırarak düzenleyen Alfa-Romeo sayesinde sorgulamamız gereken meselelerden bazıları bunlar. Şimdi birisi çıkıp da tüm bunları bir tarafa bırakarak meselenin yalnızca basit bir logodan oluştuğunu ve asıl düşünülmesi gerekenin bilmem kaç beygir gücündeki araba olduğunu söylerse donar kalırsın sanıyorum. Çünkü bu insanların alt yapıları bu kadar derin, sağlam ve geniş bir vizyona sahip. Bizse hala meselenin "Çocuk mu? Arap mı? Pictogram mı?" tarafıyla ilgileniyoruz. Onlar kendilerini dünyanın büyük bir kısmına zarar verecek düzeyde dahi olsa tecrübeye dayanan ve tutarlı düşüncelerle izah edebilirken, biz kendimizi kekeme ve basmakalıp laflarla bu beyefendilere (?) yarandırmaya, bize sattıklarını sanki bir lütufmuşçasına onlara şükranlarımızı sunarak kabul ediyoruz.

Tabi bu söylediklerimin tamamını yine de basitleştirip "yalnızca askeri gücü simgeleyen bir figür" olarak nitelendirebilirsin. Peki, ben de sana bir soru sorayım. Neden hiçbir ordunun buna benzer bir simgesi yok, hiç düşündün mü? En azından buradan hareketle bu meselenin önemini düşünebilirsin.

Tekrar söylüyorum. Dünyada -geçmişte ve gelecekte- tek bir tane savaş vardır, o da "Dine karşı Din"in savaşı. Petrol, enerji, ekonomi, terör... Bunların hepsi uyduruk bahanelerdir. Tarih okursan anlarsın. İşte bu yüzden, kendi dinini dayatan ve kendinden olmayan (senin pictogram dediğin) birini canlı canlı yiyen gücünü görünce nutkumun tutulması normal olmalı, öyle değil mi? Çünkü bunu bir Müslüman yapsa, dünyası başına yıkılır...

Dine Karşı Din'i belki bu son cümlelerimle biraz daha fark etmişsindir.

Acı, öyle değil mi? Aynı Amerika'nın Irak'a girmesi gibi... Doğu'nun zenginliklerinin üzerine çöreklenmesi... Haçlı Seferleri'yle ne farkı var? Sence Amerika bu topraklara yalnızca petrol için mi geliyor? Hayır. Bu topraklar yaşanacak en güzel topraklar da o yüzden. Her şey bol, her yere yakın ve Dünya'nın tamamına egemen olmak isteyen Amerika'ya için biçilmiş kaftan. Birinci sınıfları yaşatacak ikinci sınıf vatandaşların bol olduğu, Din'in, enerjinin ve kültürün fışkırdığı topraklar...

Bu kadar derin düşünmemiştim.
Düşünme de... Düşünmemeye devam et. Şu bitirdiğin onca okulu, okuduğun onca kitabı, ettiğin onca entelektüel sohbeti de bırakmanı dilerdim; ama mümkün değil. Ben aslında ne dilerdim, biliyor musun? Külüstür arabalarımızın bizi buraya kadar getirdiği için şükrettikten sonra Batı'nın bizim üzerimizdeki oyunlarını anlamak için değil, kendimizi anlamak için zaman geçirmek... Şu anda bu cümleleri çok uzak hissediyorsundur öyle değil mi?

O kadar da sert olma be abi. Ben bu meseleden alabileceğimi sayende ziyadesiyle aldım. Yalnız dikkatini çekerim, Türkiye-İtalya endüstri ilişkileri her geçen gün artıyor. Şimdi biz burada pictogramın menşei üzerine düşünmeye devam edecek olursak biraz bağnazlık etmez miyiz?

Emin ol şu dönemde pek bağnaz kalmadı. "Bence" zamanımızdaki en büyük sorunlardan birisi araştırmamaktan öte bilmemek ve bilmemeyi tercih etmek. Çünkü bilmek, düşünmeyi gerektiriyor. Şu zamanda düşünen adam kalmadı desem sanıyorum kimse hayır demez...

Üzüyorsun beni.

Sen kendi adına üzül, ben de pictogram adına...

− ― — Ω — ― −

İşte dostlar. Sohbetimiz bu şekilde sonuçlandı. Bu son sözü ettikten sonra gelen birkaç dakikalık bir suskunluk saatin epeyce ilerlemiş olduğunu fark ettirdi ve müsaade isteyerek oradan ayrıldım.

Gördüm ki bu dünyada bırakın erkek, arkadaş, Arap, çocuk ve hatta insan olmayı, pictogram olmak bile çok zormuş.

kategori: