MÜNEVVER BİR MÜNEKKİD YA MÜNEVVİR OLUR YA DA MÜNEVVİM

bünyamin Ergün Cts, 22/09/2012 - 10:33 tarihinde yazdı

Düşünmek ile hayâl etmek arasındaki fark, dâhi ile deli arasındaki fark kadar ince ve benzerdir. Düşündüğünüz meselenin hayâlini kurabilirsiniz ve aynı şekilde hayâlini kurduğunuz meseleyi de düşünebilirsiniz. Aynı, dâhi olanın delireceğini, delinin de bir dâhi olduğunu düşünebildiğiniz gibi.

Halk hikayelerinde de öyle değil midir? Delilerin ağzından çıkan bir kelam dinleyene öyle ufuklar açar ki, o kişinin dâhi olduğu düşünülür. Soytarılar, şairler ve hatta dervişler de ya delidir ya da dâhi. Çünkü hepsi ya deli görünür ya da dâhi. Onlara sorarsanız kendileri yalnızca akıllarındakini dökebilen, akıllarındakini dökebilmek için uğraşan kişilerdir. Ne kadar olgunlaşabilirlerse o kadar hayâl kurabilirler ve ne kadar hayâl kurarlarsa o kadar düşünebilirler. Hayâl kurmaya bu açıdan bakıldığı zaman düşünme eyleminden önceki basamağı gösterdiği görünüyor.

Sözlüklerden yardım aldığımız vakit şu kayıtlarla karşılaşıyoruz:

Düşünmek: Zihnin kendine yönelerek fikir, tasavvur ve duygular halinde yoğunlaşması hali, teemmül. Zihinden geçirmek, hayâlinde canlandırmak.

Düş: Rüya. Yanlış olarak "hayâl" olarak da kullanılır.

Hayâl: İnsanın zihninde canlandırdığı şey. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.

Tabi bahse konu kavramların açıklamaları esasen bu kadarla sınırlı değil. Biz yalnızca bazılarını kullandık ki aklımızı kurcalayan bu yolda rahatça yürüyebilelim.

Düşünemediğimiz bir meselenin hayâlini kuramayız. Dolayısıyla hayâlini kuramadığımız bir meseleyi de düşünemeyiz; fakat yukarıda da değindiğimiz gibi hayâlini kurabildiğimiz meseleyi düşünme yeteneğine sahip olabiliriz ve ancak düşünebildiğimiz kadarıyla hayâl kurabiliriz.

Düşünür (mütefekkir), hayâlini düşünen, düşündüğünü lâyığıyla anlatabilen kimsedir. Yalnız bu hâle erebilmek için de illâki zihnin kendine yönelebilmesi, hayâl kurabilmek için ihtiyacı olan toprağı bulup sabırla filizlenmeyi beklemesi gerekmektedir. Toprağını bulamayan ya da toprağını bulduktan sonra gereken sabrı göstermeyen kişi istediği kadar hayâl kursun hiçbir zaman mütefekkir olamaz. Bu esasında kişinin kendi tercihidir ve hiç kuşku yok ki her tercih bir vazgeçiştir. Yalnız bilinmelidir ki her vazgeçiş hayata olan bağı güçlendirir.

İşte mütefekkir adayının hayata ve tercih ettiğine sarılmasının sebebi de apaçık budur. Hayâl kurabilmek için ihtiyacı olan toprağı bulup sabırla filizlenmeyi bekleyen mütefekkir kendi zihnine yönelerek iç dünyasını keşfe çıkar. Bu halde çiçek açmayı bekleyen kişi esasında mütefekkir olacağının farkında değildir. Hayâlperestin (hayâl düşkününün) tek amacı topraktan geleni tüketmektense, gözyaşlarıyla toprağı doyurmaktır. Bu kâdim (ezeli ve evvelsiz) keşif, her insanın değil, insanlığın özünden gelir. Vazgeçtiklerinden ayrı bir toprakta çiçek açmayı bekleyen ademoğlu göz yaşlarıyla hayâl kurmaya devam eder ve ancak bu şekilde düşüncenin hasına kavuşur.

Vuslat kendini yine yalnızlık ile gösterir; fakat ne hikmettir ki mütefekkir adayı bunu tek başınalık olarak düşünür. Zira bulunulan basamaktaki her şey yeni, öncekinden farklı, hayâli dahi bambaşkadır. Henüz tecrübesiz olan mütefekkir adayı çiçek açıp açmamakta kararsızdır. Vazgeçişlerin hası bu noktada yaşanır. Mütefekkir adayının tercihi, burada kök salıp bir tek çiçekken koca bir bahçeye dönüşmek mi, yoksa bu gördükleriyle maziye dönüp caka satmak (gösteriş yapmak) mı olmalıdır?

"Bunun da cakası mı olur?" diye düşünmemek gerekir. Zira edinilen tecrübe bu haliyle bile fevkalâdedir ve bu kadarcık bir tecrübeyle bile geçmiştekileri tenkit edebilmek farkı yanında getirir; fakat şu unutulmamalıdır: "Münevver bir münekkid ya münevvir olur ya da münevvim. (Aydın bir tenkitçi [eleştiren] ya aydınlatıcı olur ya da uyku getiren.)

Bu çizgi mütefekkiri (düşünürü) münekkidden (eleştirenden) ayıran çizgidir. Mütefekkir hayâl kurmaya devam ederken, münekkid hayâl etmeyi bırakmış, yani kâdim keşfini bırakmış ve tercihini, yüzünü geçmişe çevirerek yaşamaya başlamış kişidir. Lafı bol, sohbeti tatlıdır ve haliyle her cemaatte de yer bulur; fakat mütefekkir öyle mi? O hâlâ olmayı beklemektedir. Hayâl ettikleri cihana sığmaz. Bir sözü bin anlam, bir bakışı bir çok sözü ifade eder.

Mütefekkir, hayâl ettikçe yalnız olmadığını; fakat tek başına kaldığını görür. Şayet mütefekkir bu tek başınalık tercihinden de vazgeçmeyecek olursa münevver makamının da sahibi olmuş demektir; fakat bu makamda kök saldığı toprakta gözü olanlar olacaktır. Aynı toprakta peydâ olan yabani otlar, otçul hayvanlar, böcekler hayâl kurmasını ve daha çok düşünebilmesini engellemek ve hatta bu çiçeğin canını almak için uğraşır durur.

Mesele, dâhiyi delirtme meselesidir ve mütefekkirin elindeki tek silah tenkit (eleştiri) silahıdır. Zannedilir ki mütefekkir gözlerini kendi zihninden dışarıya, dış dünyaya çevirmeye çalışan bu zevatla (kişilerle) uğraşırken hayâl edemez. Esasında mütefekkirin yükünü hafifleten bu zevattır. Mütefekkir bu zevat ile yolunu aydınlatacak ve kendi zihnini bu zevattan edindiği tecrübeyle arındıracaktır. Mütefekkirin içindeki tek başınalık ızdırabı da bu tecrübelerle yok olacaktır ve artık bilgi acı değil, sevgi ve aşk verecek, vücudu vahdete yönlendirecektir.

Mütefekkirin hayâli de ancak bu noktada duracak ve tüm bu maceraya başladığı yer ile şimdi bulunduğu yerin ne denli farksız olduğunu görerek yüzünü güneşe dönecek, çiçeğini güneşe çevirecektir. Bundan böyle mütefekkirin toprağında ne peydâ olan yabani otlar, otçul hayvanlar, böcekler olacak ne canını almak isteyenlerle uğraşacak ne de delirmekten çekinecektir. Bir mütefekkir için bundan öte hayâl olur mu?

Gerçi şu zamanda ademoğlu hayâl kuramaz olmuş. Kurulabilecek hayâller de Hollywood tarafından zaten layığıyla kuruluyor. Biz de bunları izleyerek onları, aradaki kültür farkını görmezden gelerek kendi hayâllerimiz gibi yaşamaya çalışıyoruz. Onlarla hissediyor, öğreniyor ve hayatımızın yönünü yine onlarla çeviriyoruz; fakat herkesin hemfikir olduğu nokta bu seyirlerin bize hem güvensizliği hem de de sapkınlığı getirdiğidir. Hal böyleyken hâlâ kendi hayat şeklinin her karesini kan ve cinsi münasebetle dolduranları anlayamasak da bir mütefekkir edasıyla izleyip münevver edasıyla izlediklerimizi tenkit etmemiz, daha doğrusu edemememiz trajik.

Bize hayâl gerek. Bize düşünebilmek için hayâl gerek. Toprak aynı bereketli toprak. Bize düşen yalnızca bu toprakta yeşermek. İnsanlığımızın özüne inerek bizden çalınan güveni tekrar kazanmak. Huzur, sükûn ve aşkla yaşamak.

Kapısız, damsız şu yuvarlakta
Bir sürü insanız, başıboş, kimsesiz.
Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik.
Bu dünyadan istediğimiz gibi gidemeyiz.

Yunus Emre

kategori: