SAHAF YOLLARINDA

bünyamin Ergün Ça, 19/09/2012 - 08:56 tarihinde yazdı

Eşim hanımefendi ile Cemil Meriç ve dolayısıyla Balzac üzerine konuşurken, üstadın Balzac hassasiyetini ve Balzac övgülerini anlayabilmek için neler yapacağımızı düşünüyorduk. Bir türlü anlamadığımız; fakat anlamak için çok uğraştığımız Cemil Meriç bize eskiden olduğu gibi şimdi de yardımcı olmuyordu. Okumalarının büyük bir kısmında anlamak için değil kusur bulmak için okuyan üstat, bizdeki kusurları da görmezden geliyor ve kendisindeki fevkalâdelikleri görebilmemiz için çalışmamızı, uğraşmamızı, düşünmemizi ve feraha ulaşabilmemiz için çokça zorluk çekmemizi istiyordu. Sert adam vesselam...

anlamak.com içerisinde başlatageldiğimiz paralel okumalar serüvenin vaat edilen noktaya gelmemiş olmasının verdiği hüsran ile kendimize ve onca uğraşımıza biraz içerlerken yine de samimiyetini, sıcak gülümsemelerle paylaşmayı bilen bir kaç üyemizin desteğiyle yolumuzu bir tutup sahafları dolaşmak ve üstat ile ilgili materyal toplamak niyetiyle sokağa çıktık.

Düşünebilmek için yorulmanın, sevebilmek için uğraşmanın ve nihayet anlamak için yaşamanın meyvesi şüphesiz azim dallarında olgunlaşıyor. İşte biz de, bu olgunluğa erebilmek için onlarca sahaf dolaşıp, tozlu raflardaki kitapları bir bir okşayarak, bir çoğu bizden yaşlı olan onca kitabın, bizden önce kimlere, neler kattığını düşünerek benzersiz güzellikte bir zaman tünelinde yolculuk yaptık.

Saatler saatleri kovalarken ve ellerimiz tozdan siyahlaşmış hale gelirken biz Cemil Meriç ile ilgili hiçbir şeyle karşılaşmamıştık. Bu durum şevkimizi biraz kırmıştı; ancak yine de uğraşmaya devam ediyorduk. Nefesimize karışan onca kitabın derin iç çekişi bizi öyle bir büyülemişti ki hepsine ama hepsine sahip olmak istiyorduk. Çocukça işte... ama hiç değilse öncelikle buna özenmek bile güzel, öyle değil mi?

Geçenlerde aldığım bir kitabı sahaf raflarında görünce ve fiyatının benim aldığım fiyattan üç kat daha düşük olduğunu fark edince yine "Bir daha sahaftan başka bir yerden kitap almayacağım" kararını verdim. "Yine" diyorum, zira bu kararı o kadar çok verdim ki... ancak bir türlü hakkını veremedim. Biraz "nefs", biraz "yeni", biraz "eldeğmemiş" ve biraz da "iştah" neticesinde ancak çok sıkıntıda kaldığım zamanlarda sahafların yolunu tutar oldum. Şükür, eşim hanımefendi ile birlikte dolaşmak bambaşka bir keyif. Tahmin ediyorum bundan böyle sahafları epeyce sıklıkla ziyaret edeceğiz. Hamd olsun.

Biz kitapları birbirimize müthiş coşkularla gösterip, ilk sayfalarındaki notlarını karşılıklı okurken elime Goethe’nin "Werther" (Genç Werther’in Acıları) isimli kitabı geçti. Goethe’nin yeri bende ayrı ve fevkalâde nadidedir. Hal böyle olunca heyecandan irkilmedim desem yanlış olur.

Kitap Hayat Neşriyat A.Ş. tarafından Mediha Sayar hanımefendinin çevirmenliğiyle 1968 yılında yayınlanmış. 251 sayfadan ibaret olan bu kitabın künyesini sizinle paylaşabilirim; ama kokusunu sizinle nasıl paylaşabileceğimi inanın bilemiyorum... Yalnız emin olun kitabın kokusundan daha nadide tarafı içerisindeki not. Şöyle diyor:

"Gönül ister ki, yıllar alnını ıstırabın derin çizgileriyle bozarak değil, mutluluk meltemlerinin hoş kokularıyla okşayarak geçsin. K.K.

Şimdi söyleyin bana, kim, 27.12.1968 tarihinde yazılmış bu satırları görüp de ürpermez? İçimin nasıl titrediğini anlatamam. Kim bilir? Belki de bu satırları yazan ve hatta bu kitabın hediye edildiği kişi yaşamıyor. Sahafın tozlu raflarında kaybolmaya yüz tutmuş bu kitap belki çürümeye terk edilecek ve bu satırlar da yok olup gidecekti... Şükür ki hâlâ yaşıyorum.

Bu satırları eşim hanımefendiye de okuyunca gözlerimiz doldu. 38 yıl önce yazan muhterem acaba bir gün bu satırları birileri okuyunca gözlerinin yaşaracağını hesaba katmış mıydı? Allah razı olsun...

Ben bu satırların büyüsündeyken eşim hanımefendi de iki küçük kitap çıkarıverdi. Biri Şinasi’nin, Remzi Kitabevi tarafından 1966 yılında basılan "Şair Evlenmesi", diğeri de yine Remzi Kitabevince 1961 yılında basılan, Recaizade (Mahmut) Ekrem’in "Çok Bilen Çok Yanılır" isimli iki tiyatro eseri. Şair Evlenmesi’nin basımından bu yana 40 yıl geçmiş olmasına rağmen fasiküller hâlâ ayrılmamış. Yani kitap basıldığından bu yana henüz okunmamış...

Talebe olunur da "seçilmiş talebe"de olunur mu? Galiba olunur. Zira bugün bize bu mutluluğu yaşatan Rabbimiz niyetimizi çok temiz görmüş olmalı ki bizi olabildiğince mutlu etti. Bu son derece önemli kitapları muazzam özen göstererek sahaftan satın alırken ışıldayan gözlerimize takılan simsiyah ellerimiz, çocukların oyun oynarken üzerlerini kirletmelerini andırıyordu. Eh, mutluluk, çocukça olduğu zaman daha bir şevkli oluyor, öyle değil mi? Şükür kere şükür...

Neye niyet, neye kısmet derken üstat ile ilgili doküman aramaya devam ediyorduk. Pes etmeyi düşünürken bir kaç sahafa niyetimizi açık açık söyledik; fakat Cemil Meriç çevirilerinin çok fazla arandığını, pek nadir olduğunu, yine de ara ara tozlu raflara konuk olduğunu söyleyince sevindik.

Bu sırada üstadın fırsat buluğu her anda çevirmenliğini topa tuttuğu Nurullah Ataç’ın çevirmenliğini yaptığı, Milli Eğitim Bakanlığınca 1966 yılında neşrettiği, Balzac’ın "İki Gelinin Hatıraları" isimli kitabı bulabildik. Hedefi vuramamıştık; ama hiç değilse yaklaşmıştık ve daha da yaklaşmak niyetindeydik.

Bu muazzam tatlarla evimizin yolunu tutarken, bundan bir kaç yıl önce bunca özel kitapların sahaf raflarında yer bulmasının ne denli imkânsız olduğundan konuştuk. Okumanın değeri epeyce düşmüş olmalı ki henüz basılan bir çok kitabı bile sahaflarda hem de oldukça cazip fiyatlarla bulabiliyorsunuz. Akıl alır gibi değil. Düşünene verilen değeri geçtim, düşünceye verilen değer dahi, manevi değerini yitirdiği gibi, maddi değerini de yitirmiş. Düşüncenin ana yolu kitaplardan geçiyor olmasına karşın hâlâ uyanmamayı tercih etmek ne büyük bir budalalık...

Yaramız derin ve kanıyor; ama konuşmayı bildiğimiz gibi susmayı da bilmeliyiz ki herkese konuşacak fırsat tanıyalım.

Herkesin ellerinin yakın zamanda sahafların tozlu raflarında kirlenmesi dileklerimizle,

anlamak* [Editörleri]

kategori: