SATIR SATIR GEÇEN ÖMÜR

İyinur Ergün Cum, 31/08/2012 - 08:22 tarihinde yazdı

Günler, bugünler, anlar...

İçinde neleri unutuverdiğimizi anlayamadığımız, üzerine basıp çiğneyip geçtiğimiz dakikalar..

Ömür bir akarsu, hızına yetişmek an be an zor! Hayat zaman zaman bir muamma, nereye konacağını bilmeyen.

Hayat; bugün biraz daha azalan!

Ayları devirirken bir bir, kim bilir neleri de deviriyoruz şu zavallı ruhta?

İyi insan olmak, gereğince yaşamak için tüm şartları oluşturmak...Ama insanî benliğimizde sinsice beslenen değer bilmeyişi, unutmayı ve dolayısıyla alışmayı nasıl yok etmeli?

Kavramlar bulanık, kelimeler iç içe! Duygular serkeş, düşünceler fütursuz salınmakta!

Bazen hakikaten zor geliyor karanlıkta yürümek!

Yalnızca ışığın umuduyla karanlıkta yolunu görememecesine yürümek!

Ellerim kalem ve kağıtla buluşmazdan evvel, rüyalarımda çizerdim masmavi gökkubbenin içime nasıl doluverdiğini. İçine öylesine dalardım ki, bir an gözlerimi açıversem dahi hemen sımsıkı kapatıverir, rüyama kaldığım yerden devam ederdim. Zira içinde yüzdüğüm sonsuzluktan bir göz kırpışı vaktince dahi ayrılmak istemezdim.

Uyandığımda günümü geceden kalan düşlerim süsler, bitmesin dediğim o yumuşacık hislerimi gündüz gülümseyerek ve düşünü devam ettirerek yaşardım.

Çocukken düşler dahi ayrı bir güzel olurmuş. Günün ve gecenin pek ayırdımında olamayan körpe ruhuma hayat, bir rüyayla eş gibi gelirdi. Oyunlar oynamak, çimlere basmak, ıslanmak, yemek yemek, büyümek...

Büyüdükçe manzarasını izlemek için çıktığım bahçedeki ağacı azımsayıp daha yukarı, daha çok ağacın bulunduğu tepeye çıkmaya başlamıştım.

Şehre o tepeden bakınca büyüdüğümü daha iyi farkeder olmuştum. Daha fazla ev, daha fazla yürüyen insan, ve daha çok uçan kuş görmek heyecan vericiydi.

Büyümek ne güzelmiş meğer. Her şey benim kadar büyüktü artık. Önceden sadece önümüzdeki evin çatısını ve bahçedeki akranlarımı seyrederdim oysa. Büyümek heyecanlandırıyordu. Gördüğüm, duyduğum ve bildiğim hep artmaktaydı, çoğalmaktaydı. Tepeye çıkmak için sabırsızlanır olmuştum gecemin ardından.

Fakat tüm bunlar çoğalırken küçülen bir şey varmış gibiydi...

Düşündüm, ama bulamadım...

Değişen bir şey daha vardı. Ama onu biliyordum.

Geceleyin içine dalıverip gündüzümde içinde yaşadığım sonsuz düşlerim.

Artık yalnızca gece görünür olmuştu. Gözüm bir ara açılıverse çok üzülüyordum. Çünkü gözlerimi kapattığımda artık devam edemiyordum o sonsuzluk yüzüşüme. Tepeye çıkmamla bir ilgisi olabilir mi diye çok düşündüm, ama dedim ya; bulamadım!

Kalem ve kağıtla öpüşen ellerim, yazdığım iki kelimelik cümlelerle doldurduğum defter yapraklarını yalnızca gece görebildiğim sonsuz düşlerin resimlerini süslemeye başladı.

Ancak, gündüz böyle yaşayabiliyordum düşlerimle.

Büyüdüm.

Dağın zirvesinden izlediğim dünya her geçen an daha da genişlemekteydi. Bahçede oynayan çocukların ellerinde oyuncak tabancalar ve arabalar değil, artık gerçekleri vardı.
Sokak aralarında koşuşan çocuklar artık birbirlerini dahi görmeden nereye koşuyorlardı böyle? Evlerin damlarında kuşlar yuvasızdı artık. Belli ki onlar da bu genişlikten hoşnut değildi.

Değişen ya da değiştiren neydi böyle gördüğüm dünyayı? Yoksa ben tepeye çıktığım için mi oluyordu tüm bunlar? Oysa bahçemizdeki ağacın dalından hiç de böyle görünmüyordu dünya!

Bu durum artık eskisi gibi heyecanlı gelmiyordu. Hem, gece gördüğüm düşleri bile unutturur olmuştu bu gündüzün karanlığı ve kalabalığı.

Paylaşanların çoğaldığı dünyada paşlaşılanlar git gide azalıyor olmalıydı...

* * *

İnsan olmak! Ne aciz bir cümle! Ardına o kadar çok şey saklıyor ki, yaptığımız her şeyin cevabı insan olmak! İNSAN OLMAK!

Yanlışları sararken boynumuza "insanız işte" der haklılık payı buluruz kendimize, şehvanî bakışlarla delerken bedenleri en çabuk kabul eden limandır bizi, insan olmak.

Neden iyiliklerimizde anmayız da hep, olumsuz yanlarımızı örtmede zikrederiz bu kelamı acaba?

Artık iyi kalmadı! İyinin olmadığı yerde insan zaten artık özünü kaybetmiş değil midir?

İyiliğimizi yitirmişken ya kusursuz olmaya çalışmak nasıl açıklanır? Açıklanır mı?

Her şeyini kendi ellerimizle sildiğimiz insanlığın son zerreciklerinden tutukluyorum kendimi.

Çırpınıştayım!

Dört bir yanımdan çeken yanlışların kurbanı olmamak için nefesleniyor olsa gerek varlığım!

Nietzsche’nin dediği gibi "insanca, pek insanca" değil yaşatmaya çalıştığım düşüm,
"insanca biraz insanca" yaşamak hepsi!

Yaşama dair "iyi" olmak tek dileğim!

kategori: