"TUTKU" DOLU BİR YAZI

bünyamin Ergün Ça, 26/11/2014 - 14:05 tarihinde yazdı

— Aziz dostum, gecenin ve sohbetin bu ilerleyen saatlerinde, aklıma bir önceki konudan arta kalan bir soru takıldı. Bakalım bu soruya ne cevap vereceksin: "Tutku, kendinde gizli bir amaç barındırıyor mu?"

— Bu, önemli bir soru, şüphesiz; ama soruya yanıt vermeden önce önünü ve ardını aramaktan yanayım.

Bir duyguyu sorgulamaya başlamadan önce önündeki ve ardındaki duygulara göz atmakta fayda var. Yani kaynağı ve sonu. Zira sorgulamaya çalıştığımız duygunun kaynağı, bize o duygudan daima daha cömert davranır. Sanıyorum söze şöyle başlayabilirim:

Ana ve ara renkler gibi, duygular da ana ve ara duygulardan oluşur. Ana renkler neydi? "Kırmızı", "sarı" ve "mavi". Ara renkler? Ara renkler, ana renklerin karışımından oluşuyor. Misal, sarı ile mavi karışımı "yeşil"; yeşil, mavi ve kırmızının karışımı da "mor"...

Duygular Evreni de böyledir. Acıma, bıkkınlık, dehşet, gurur, ıstırap, intikam, mutluluk, pişmanlık... gibi duyguların tamamının kaynağı da ana duygulardır. Ana duygular, ara duygular kadar çeşitli değil. Yalnızca iki tane "Sevgi" ve "Korku". Öyle değil mi ya? İmkân olsa da bir insandan sevgiyi ve korkuyu çıkarıp alsak, hangi ara duygu yaşamaya devam eder? Korku duymayan birinin dehşete düşmesi, pişman olması, intikam hırsı içinde yanması; sevgi duymayan birinin mutluluktan göklere çıkması, gurura kapılması, ıstırap içinde yanması mümkün mü?

Madem duyguları renklerin yolunda arıyoruz, o halde korkuya "siyah", sevgiye de "beyaz" diyelim. Sembolik örneğimiz de Yin Yang olsun. İlginçtir ki ne siyah renktir ne de beyaz. Beyaz, tüm renklerin karışımından oluşurken siyahsa ışığın olmadığı yerdir. Yani yalnızca kara ya da karanlıktır.

Yin Yang'a tekrar dönelim. Bir dairenin içerisinde ve birbirinden içre olan beyaz ile siyahın ortasında da küçük daireler... Siyah (kötü) bölgenin ağırlık merkezinde küçük bir beyaz (sevgi), beyaz bölgede de küçük bir siyah daire. Yin Yang neyi ifade ediyor? Dengeyi. Yani sevgi ile korkunun dengede olması gerektiğini. Aynı zamanda korkunun içinde sevgi, sevginin içinde de korkunun bulunması gerektiğini. Bu gereği nasıl dile getireceğiz?

Duyguların önünü ve ardını araştırıyorduk. Pekâlâ altı ve üstü? Değil mi ya? Madem üç boyutlu bir evrende yaşıyoruz, o halde duyguların da üstü ve altı olmalı. İyi de sevgi ve korkunun üstünü ve altı ne olabilir? Üste "hayret"i, alta da "umut"u koysak? Olur. İyi de "hayret" neden üstte? Üstte, zira insan ancak sevgiyle ve sevdiği için hayrete düşer. Korktuğu zaman da umut eder. Düşünün, Pandora'nın kutusunda kalan tek şey neden umuttur?

Sadeleştirelim. Elimizde ana duygu olarak sevgi ve korku, bunların üstünde hayret, altında da umut var. Bunları işleyerek ara duyguları nasıl tanımlayacağız?

Beşer olan herkeste tüm ana ve ara duygular mevcut; ama her birey farklı işliyor. Kiminin sevgisi çok kiminin korkusu. Kiminin sevgisi normalin üzerinde hayrete, kiminin korkusu da umuda yol açıyor. Kimininki de karışık. Bu kişilerin sevgisi umuda, korkusuysa hayrete varabiliyor. Bu kişilere psikolojik sorunları olan kişiler demiyor muyuz? Ne zaman ki sevgiyi hayretle, korkuyu da umutla birleştirebilirse o kişinin iyileştiğini (normale döndüğünü) düşünüyoruz, öyle değil mi?

Diyelim ki kimi (ara) duyguları anlamakta zorlanıyoruz. Zorlanmak makul, zira ana duyguların tamamı herkeste mevcut; ancak ara duyguların tamamı tecrübe edilmemiş, edildiyse de ana duyguların karışımı yanlış işlenmiş olabilir. Bu gibi hallerde ilgili duyguyu sorgulamaya çalışırken ana duyguları kullanmamız icap ediyor.

Kavramakta güçlük çektiğimiz duygu "tutku" olsun. Sevgisi ve korkusu olmayan birinin tutkusu olması düşünülebilir mi? Pekâlâ hayret ya da umut etmesi? Elbette ki düşünülemez. Tüm bu duyguların bireyde makul ölçüde bulunması mı gerekir yoksa kiminin fazla (ya da az) olması mı beklenir?

Tutku (ihtiras), saplantının öncülüdür. Bu öncülü saptamak için bireyin nelere tutulabileceğini ya da nelere tutsak olabileceğini (kalabileceğini) düşünelim... Kumar tutkusu, alkol tutkusu, şehvet tutkusu, hız tutkusu, takım (spor) tutkusu, kıyafet veya yeme tutkusu, sanat tutkusu, yaşama tutkusu... Liste uzar, gider.

Yola yukarıdaki örneklerle devam edecek olursak "tutku" ana duygulardan sevgiye değil korkuya ve haliyle umuda yakın; ancak bunların içinde aklımızı bulandıran bir iki örnek var. Sanat ve yaşama tutkusu. Bunlar korku ve umuda mı yakın yoksa sevgi ve hayrete mi? Öyle sanıyorum ki korku ve umuda... Yalnız, tashihe muhtaç. "Yaşama tutkusu" değil, "Yaşama arzusu" olabilir. Zira bir insan ancak ölüme yaklaştığını hissettiği vakit hayata tutunmak ister ve bu bir tutku değil, arzudur. Böyle olmak da zorundadır. Çünkü tutku, insanı hayattan eksiltir. Hayata tutunmaya çalışan biriyse kendisini hayattan eksiltmez, aksine hayatta kalma arzusundadır.

Sanat'a ne demeli? Sanat, ehlini tutar mı? Tutabilir; ancak bu bireyin arzusu doğrultusunda olmaz. Sanat ancak ilham edebilenin uğraşıdır. İlham eden sanat yaptığının farkındadır; ama tutulduğu şeyi tarif edemez. Bunun yerine nasıl bir esaret içerisinde olduğunu tarif edebilir. Bu tarif de sanatını gerçekleşmesine yol açar. Sanat ehli bu tutulduğu şeyi izah edebilseydi tutulmazdı. Tutulmazdı, çünkü sanatçı, hisleri normalin üzerinde kuvvete sahip kişidir. Bu denli güçlü duygularını sara hastası gibi ne idüğü bilinmez bir hal içinde yaşamaktansa normal olmayı arzu eder; ama yapamaz. Aynı Platon'un Mağaralar Mitosu'ndaki Mağaradan çıkmayı akleden kişi gibi aydınlığı görmüştür artık. İstese bile karanlıkta yaşayamaz. Karanlık (kötü) artık ardında kalmıştır.

Her insanda ana duygu olur; ana duygularsa olabilir demiştik. O halde tutku her insanda olmayabilir; ancak şurası bir gerçek ki o kişilerde de kimi başka duygular çizginin ötesinde fazla ya da azdır. Bu durum bireyin tercihlerine bağlı. İnsan, şüphesiz, tercihleriyle yaşlanır.

Tutkunun "korku" safında olduğunu söylemiştik. Kendi içerisinde tehlike arz etmesinin sebebi bundan başka ne olabilir? Kumar, alkol, şehvet, hız, takım, kıyafet ve yeme tutkusu da öyle değil mi? Bunların tamamı farklı düzeylerde tehlike arz etmez mi? Arz ettiği bu tehlikeye rağmen tutku, bu geçici körlük hali, yine de tercih edilebilir. Van Gogh bunu tüm kuvvetiyle ifade etmiş: "Sıkıntıdan öleceğime, tutkudan ölmeyi tercih ederim." Ölmeyi, yani karanlığı... Diğer yandan Freud da "Hepimiz tutkularımızın bütünüyüz" der. Doğrudur. Makul oranda olduğu sürece tutulmakta beis yoktur. Makul oran?

Yin Yang'ın makul dengesine kim erişebilecek? Yeryüzünde tutkuya şefkatle yaklaşmayı başarabilecek biri ya da birileri var mı? Var. Bunu bir tek zümre başarabilir: Düşünür(ler). Bir düşünürün Ferrari'ye binip 250 km hız yapabileceğini, kumarda tüm servetini yitirebileceğini, şehvetiyle çağlayabileceğini ve hatta olağanüstü yemeklere ve kıyafetlere tutulabileceğini düşünebilir misiniz? Mümkün değil. Bunun sebebi nedir?

Düşünür, her anda, her olayda ve her koşulda "sevgi"yi seçen kişidir. Karşılaştıklarına "hayret" etmesinin en büyük nedeni de budur. Fikirleri duygularını tutmasını değil çözmesini sağlar. Duyguları akıl süzgecinden geçirir ve karanlığa, düşmeden yol alır. Düşünürler işte bu nedenle "umut" değil "hayret" eder. Yine bu nedenle de kötümser değil, karamsardır. Karamsardır, zira "kötü"yü aklıyla öngörebilir. Kötülüğe karşı biçareyse de umuda "hayret"le sarılır. Hayretle, yani sevgiyle.

Her şey iyi ve güzel; ancak tutkumuzu azımsayana ve bize tutkulu olmamızı öğütleyenlere ne cevap vereceğiz? Bu kişilere önce hayret edecek, ardından da sevgiyle yaklaşacağız. Biçare bir karamsarsak umuda hayretle sarılacağız; ama kötümser olmayacağız.

İşte, dostum, tutkunun ardındaki gizli amaç budur. Karşındakini kötülemek. Bu kötülemenin ardında da kibir, hırs ya da hasetten başka bir şey bulunmaz. Bulundukları yeri aramaya zahmet etme. Çünkü bunlar genellikle gün yüzünde değildir. Hepsi karanın, karanlığın en kuytusuna gizlenmiştir.

Biz, sevgiyi yaşayarak, kötüyü de aklederek bilmeyi tercih edelim. Böylelikle hayatın sıcacık tebessümlerinden payımıza düşen akçeyi güvenle alır ve cömertçe harcayabiliriz. Öyle değil mi?

— Anlıyorum ve söylediklerini uygun buluyorum.

kategori: