ADI: "OLMAK"

Kategoriler:

Hafif bir ürpertiyle irkiliyorum gecenin sonsuz karanlığına uzanan ilk adımımda. Ilık esen rüzgar mı içimi kaldıran, yoksa etrafımda bağrışan hatıraların etkisi mi bilemiyorum. Gözlerim kapanıyor geçirmiş olduğum günün hareketliliğine inat, usum dinlenişte. Yerçekimine teslimim büyük bir istekle; yukarıma küskün. Uyumayı beklerken dalıp gidiyorum o sabahın erkenine; yeniden yaşarcasına kulağımda sesler, seslenişler; gözümde aşina bakışlar...

Gülüşler vardır, insana hissettirir hissizliğini; deyişler vardır, bildirir bilgisizliğini; fikirler vardır, gösterir düşünceden yoksunluğunu... Bu türden tanıklıklardı işte bugünküler, bu türden tecrübeler. Yürüyorum şose yolda ben benden geçmiş vaziyette, gönlüm maziyi yeniden tadarcasına... Burnum fesleğen kokularıyla oynaşır, gözlerim tanıdık köşe bucaklarda gezinirken kavuşuyorum saadete; ki, uzundur hasret kalmıştım. Eski, yıkık duvarlarda kalan tek tük kerpiç taneleri; yedi yıl evvelinde de aynı yerde biten ve aynı yerde gözüme ilişen zarif bir papatya dalı; köşedeki evin çatısına kurulmuş sakinleriyle bir leylek yuvası... Geleceğime nispet yaparcasına okşuyorum maziyi; sıkı sıkı sarılıyorum.

Aidiyetini kaybedip tekrardan bulan biricesine mes'ud ve Yaradan'a minnettarım.Her bir adımımda, gerçekten çıkıp insiyaka intikal ederken daha yakınım aslında şahsi hakikatime. "Neden"lere "çünkü"lerini bulmak daha kolaylaşmakta şimdi.

Her an mutlu olmuşluklarımı yad ederken tedricen artmakta kaygılarım. Gelecek için değil bu kez; ya da yanlış anlaşılmak için değil; kötüyle karşılaşmak açısından da değil. Çok daha mühim ve vahim. Yılların götürdükleriyle boşalan ve gözardı edilip doldurulmamış birtakım boşluklar ürkütücü gelmeye başlıyor. Bir yıldızı ihtişamına aldırmaksızın yutuvermeye meyyal bir "karadelik" adeta. Bir "karadelik"in yıldızı yutma sinyalleri vermesi ne kadar zaman öncedir? Peki, yıldız mahkum mudur bu mutlak yok oluşa? İyi ama, bu benim vaziyetimle ne kadar örtüşür? Yoksa yine mi abartıyorum? Her durumun "en" kötü ihtimalini düşünme tutkusu mudur yine bendeki bütün bu gel-gitlere sebep?

Mavi boyalı evde yine bir şamatadır gidiyor. Işıkları yanıyor nerdeyse tüm odaların. Naşide teyzenin şen kahkahaları yine uzaklardan rahatlıkla işitilebiliyor: Ne kadar da hayat dolular! Çocukluğumdan bu yana gıpta ile bakmışımdır o ailenin her bir ferdine. Sonraları kendime çok kızsam da, az istememişimdir aslında onların ailesinin bir ferdi olmayı daha küçücükken. Babacan Ekrem amcanın gözbebeği olmak! Anımsadığım bu türden çocukluklarım, bir nebze gülücük iliştiriveriyor kederli yüzüme.

Bizim eve yaklaştıkça bundan on sene kadar evvelinden kek kokuları alıp götürüyor beni. Ne de tatlı gelirdi o bir dilim, yorucu bir okul gününün ardından. Balkondan sokağı izlerken, annemin bahçemize ekip diktiklerini heyecan dolu sesinden dinlerken, -derler ya, "ince belli bardaktan"- çay yudumlamak... Ne güzeldir ılık esintinin dağıttığı saçları tekrar tekrar toplayıp, açılan eteği tekrar tekrar kapamak... Ne güzeldir, sırf güç gösterisi yapmak için belki, balkona uzanan dallardan dut koparmak için koparırcasına uzatmak bedeni de...

Basamakları tırmanırken anımsıyorum düşüşlerimi; annemin serzenişlerini üstüne üstlük: "Alt tarafı birkaç basamak! Bu kaçıncı be çocuğum? Biraz dikkat ediversen..." Ne güzel sitem ederdi annem! Sonra hemen kontrol altına alıverirdi beni.Ben annemin ilgisinden dört köşe! Bir bilseydi her basamakta benim aklımda seyredeceğim çizgi film kuşağı dolanır dururdu. "Susam Sokağı" yine bitmiş midir ben gelmeden? Ne kadar da özenirdim oradaki "Zeynep Abla" ya! Güzelliğine, aklına... Bakıyorum da idealler, sevinçler, övünçler, "O" olmaya çalışmalar vs. derken bir bakıyor "O" oluyor insan yahut "O"nun kırıntılarını taşıyor... Yıllar geçiyor, zaman yalayıp yutuyor hayatı. "O" olmanın vakti lisede geliyor bana ve tam olacakken: "Annem de neden sormuyor bugün okulun nasıl geçtiğini? Anlatacak bir şeyim olmasa kesin sorardı; hep böyle olmuştur zaten! Ama yok ben, sormasa da anlatacağım."

-Bugün okula liste asıldı anne. Ortalamaya göre okul ikincisiyim! Ayrıca da İngilizce öğretmenim...

-Ya! Sevindim; aferin. Peki, birinci kim?

"Birinci mi? Ah, ne olur hemen bunu sormasan anneciğim! Birinci özge; hem sen tanımazsın ki..."

Sevinç ve biraz da öfke doğuruverirdi, içimde bastırıp hapsettiğim küçücük kıskançlığım. Peki ama neye, kime? Bir dahaki seneye o soruyu sordurmamak için çırpınmak üzere susacaktım; sustum...

Tabir-i caizse "görmüş geçirmiş ellerim" uzanıyor zile ve çok geçmeden, yıllar yılı değişmeyen o bakışlara muhatap oluyorum."Dolaşayım diye çıktın gittin. Nerede kaldın be çocuğum?"

Hafiften gülümsüyorum o an anneme; şuan ise amansız karanlığa. Göz kapaklarım gittikçe ağırlaşmakta, bense düşüncelere saplanmakta: Yıllar geçmiş, konumlar değişmiş; ancak, "roller" hep aynı kalmış. Ne ben vazgeçmişim "Zeynep Abla" olmaya çalışmaktan, ne de annem sormaktan hep aynı soruları... Ne "replikler" değişmiş, ne de ben bir ferdi olmuşum "mavi boyalı ev"in..."Olmak" yalnızca "varolmak" değilmiş; "olmak", adı ile soyadında saklıymış insanın... Şimdi şimdi anlar oldum.

çok uzaklardan bi yerden

çok uzaklardan bi yerden aşina olunan hisler silsilesi uyandırdı yazınız. öylesine sade ve huzur dolu yazmışsınız ki,çocukluğum şimdiki anlarım hepsini aynı zaman dilimlerinde yaşayı verdim. yüreğinizin tınılarına ortak oldum azda olsa.
eksik olmayınız Zeynep Hanım yüreğinize sağlık. yazılarınızın devamını sabırsızlanarak bekliyorum.
hoşçabakın zatınıza

“Neyi arıyorsan sen

“Neyi arıyorsan sen O'sun" der Mevlana...

Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...

Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sü­rükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.

Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslın­da, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü...

Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir.

Resimlerini yanyana koyun sevdiklerini­zin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size...

Aşk denilen kaleydoskobun buzlucamına gözünüzü dayadığınızda, binbir camın rengarenk ışıklar saçarak döndüğünü ve her seferinde bambaşka şekiller ördüğü­nü görürsünüz. Her camda, farklı bir ren­giniz vardır; her şekilde sizden bir parça...

Aşklarınız hülasanızdır.

Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın, farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam par­çalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz...

Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizde­ki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki si­zin ilhamınız, tenindeki sizin ısınız...

Yoksa hâlâ bir sevdiceğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır...

C.Dündar

Kendimden, 'biz' den de bir parça-lar bulduğum için mi sevdim acaba? Bunun için midir ki her ayrılışın, her yitirişin, uzak düşüşün ardından sanki eksilir yine/yeni parça-ları-mız?
Yazınızın tadı hâlâ damağımda..Sizinle aynı dönemleri yaşadığımızı düşünmemin de payı vardır belki bunda, bilemem...
Sn. Güneş, böylesi keyifli bir nostalji de barındıran yazıyı bulmanız, yorumlamanız da çok güzel..bu tadı kaçırmak istemezdim doğrusu.. : ) Teşekkürler, bir kez daha, yazılarınızı çok severek okumuş olduğumu da yinelemek ve belirtmek isterim bu vesileyle...
Aylardır çok fazla açılamıyorum nette. Yazsam, yaşamaya vakit kalmıyor sanki; eksik kalıyor işte bir şeyler.
Annem 6 ay öncesi felç geçirip, kendi ihtiyacını göremez duruma geldi.
Onunla ilgilenmeye çalışıyorum ve kendi güncemi tutup geçiyorum.
Bu güzel mekânı da özlemişim bu arada, tüm 'dost ve arkadaşlar' a selâmlar...
Tekrarlarca teşekkürler, sevgiler... : )
Hayat

Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."

teşekkürler

okumayı özlemişim...
samimi yazılarınız
bizim içimizde derinlerde barındırdığımız
hisleri adeta açığa çıkarıyor
tekrar teşekkürler yüreğinize sağlık...

Teşekkkür ediyorum

Teşekkür ediyorum kıymetli düşünceleriniz için, teveccühünüz. Sadelik... sözkonusu dönemdeki masumiyetten kaynaklanıyor zannediyorum,her kişinin yaşadığı türden bir çocukluk masumiyeti dile getirmek istediğim.Ortak nokta "insan olmak" diyoruz ya hani; renk,dokuya bakmaksızın. Hamur aynı da, biçimlendirilişler farklı ellerden de çıksa en insani duygularda (özlemek gibi) biraraya geliveriyoruz.. Hislerinize ortak olmak bana da büyük mutluluk verdi..Tekrar teşekkürler.