AKLIMDAKİ "AKILLI İŞARETLER"

Kategoriler:

Sabahın erken saatleri. Motor kalkmak üzere. Göz ucuyla süzerek yokladığım boş koltuk aramasını yapıp, bulduğum bir yere oturdum. Başımı içine gömdüğüm kitabımı bugün açmayayım da şu güzel güneşin, masmavi denizin tadını çıkarayım ve pırıl pırıl, berrak gökyüzünden nasibimi alayım diye geçirdim içimden. Bu esnada esas duruşumu bozacak herhangi bir sese tahammül edemeyeceğimi düşünerek, huzur veren müziğimi saldım kulaklarıma… Huzurun bir çeşidi de bu olmalı diye geçirirken tebessüm ettiğimi, karşımdaki insanın pişkin bakışlarını görünce anladım…

Hayatın bin bir güzellikle dolu olduğu düşüncem yüzüme yansıyor olmalıydı. Sonsuz bir güzellik karşısında insan nasıl kötü olabilirdi ki?

Gökyüzüne serdiğim gözlerimi alıveren güneşten çektiğim aralarda, yanımda çarşaf gibi açılmış olan gazetedeki bir haber çekti ilgimi.
Boydan boya sansasyonel haber kokan gazeteden çekip çıkarıyorum haberi belleğime:

“Akıllı İşaretler…
Program yayını sırasında ekranda beliren bu işaretler sayesinde çocuklar kendilerine uygun programları kolayca seçebilecek. Anne ve babalar da yayınlanan programın çocukları için uygun olup olmadığına ekranda beliren akıllı işarete bakarak karar verebilecek. Böylece hem çocuklar, hem de anne ve babalar televizyon programlarını seçerek izlemeye başlayacak…”

“Allah Allah” diyorum kendi kendime. Nasıl oldu da televizyonun günümüzde artık bir tehlike olduğunu sezinlediler. Gördüğüm satırlar beni sonsuzluğunda yüzdügüm gökyüzünden çarçabuk alıverdi. Zihnimden geçen onlarca kare, birbirini kovalayarak, içinden çıkılmaz düşüncelere saldı.

Yazıda çocukların program seçimine ailelerin karar verebileceğinden bahsediyordu. Aklıma takılmıştı bu cümleler. Zira yarın bir gün biz de ebeveyn olacaktık nihayetinde. Duyarsız olunamazdı… Peki ne yapılabilirdi ki? Hâlâ yapılacak bir şeyler var mıydı?

Akşam evime gelip açtığım TV’de gördüğüm her şey beni onca ürkütürken, ailelerin bunu farketmiyor olmalarına inanmak istemiyordum. Bir genç olarak irkildiğim görüntülerin, hesapsızca insanlara, öncelikle aile bireyleri olan anne babalara sonra ve özellikle de çocuklara dayatılmasına nasıl göz yumulabilir?

“İzlemeyin kardeşim” sözlerinden peydahlanan haksız savunularını nasıl alt etmeliydi?

Edemezdik! Zira alt etmek istemedik!

Çoluklu çocuklu geçtik ekranların başına. Aile boyu içimiz düşerek, gözümüzü kırpmadan izledik, önemli ve önemsiz demeden en mahremimizin kapısını açtık TV’ye. Düşünmeyi bıraktık. Nasıl olsa birileri düşünüyordu yeryüzünde. Bize onların sunduklarını, tarihi, toplumumuzu, geleneklerimizi, değerlerimizi gözetmeksizin insafsızca tüketmek düşüyordu. Biz de üzerimize düşeni hakkıyla yaptık çok şükür!
Sahip olduklarımızı unutturan sanallıklara dalarak geçirdik en güzel günlerimizi. İştahlarımızı kabarttı hayalini dahi kuramadığımız kareler zaman zaman.

“Ahlak gitti” naraları atmak nafile artık. Biz izledikçe, gelirin yüzde otuzbeşini paylayan yüzde onluk bir azınlığın ceplerini her geçen gün daha da doldurduk. Onların cepleri doldukça, biz üç kuruşluk aklımızdakileri boşalttık. Aklımızla birlikte ceplerimizi de boşalttık. Onlar gün be gün popülerleşirken, biz gittikçe kendimize olan güvenimizi yitirir olduk. Zira onlar gibi olamayacağımızı her geçen gün daha fazla gösteriyordu, “sihirli kutu”.

Şuncacık ömrü; annelerimiz sabah programlarında, babalarımız futbol ekranı karşısında, aile boyu da magazin programlarında harcadık. Bu toplum bireyleri son yıllarını işte böyle meşgul geçirdi. Artık anne ve babalar çocuklarının doktor, mühendis, öğretmen olmalarını değil, manken, futbolcu, oyuncu olmalarını istiyordu.

Ermeni soykırımı olmuş mu, olmamış mı? Ülkede insanlarımız kaça bölünmüş ya da bölünmüş mü? Amerika İran’ı vuracakmış, kimin umrunda? Hangisi keyfimizi bozmaya engeldir ki? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın rahatlığındaydık ne de olsa!

Ne zaman bir okulda vukuat olur o zaman sözümona duyarlı olmaya başlar insanlarımız az da olsa. Zira hepsi iyi ya da kötü anne babadır. Kendilerine sorsanız en iyi anne ve babalardır elbette. Aksi nasıl düşünülür ki! Zira “Öğretmenler iyi eğitim vermiyor” derler, “Eğitim çöktü, çocuklarımızın güvenliği yok” derler. Suçlu hazırdır kısacası. Öğretmenin ifadesi de bundan farklı olmaz. “Aileden eğitim alamayan çocuk her türlü suçu işlemeye müsaittir” açıklaması yaparak kendisini aklar…

Suç hepimizin! Alev Alatlı hanımefendinin tabiriyle “saçaklı bir durum” bu. Tek bir açıklaması yok. Toplumun en küçük yapı taşı olan bireyin gelişimi ailede başladığından, şüphesiz ilk sorumluluk ailedeymiş gibi görünüyor.

Sabah evden çıkarken çocuğunun arkasından bakan kaç tane eli öpülesi anne var bu toplumda merak ediyorum?

Çocuğu varken, izleyeceği programlarda seçici davranan ailenin sayısını, ben tahmin etmekte güçlük çekiyorum.

Her anne babanın düşlerinden biri olduğunu düşündüğüm “çocuğuma her imkânı sağlamak”ın çocuğun eğitimi için yeterli olduğu yanılsamasında olmayan ebeveynlerimiz var mı? Onu da bilmiyorum.

Kendi eşi ve okullu çocuğundan bihaber olan, fakat etraftaki “eş ve okullu çocuklara” şehvani gözlerle bakan babaların olmadığı nasıl ispatlanabilir?

Çocuklarımız aileden eğitim alamıyor! Doğru!

Peki öğretmenleri ne kadar eğitebiliyor çocuklarımızı? Aileden tarafa yitirdiğimiz umudu belki okulda buluruz diye düşünürken, manzara daha da karmaşıklaşıyor maalesef.

Sürekli değişen bir sistemle öğretmenlik okuyan gençlerin, son yıllarda bu mesleği seçmelerindeki ilk neden genellikle çıkar amaçlı oluyor. Sabit bir gelir sahibi olmak, yarım gün görev yapmak, 3 ay tatil hakkı vs. İlk amaçları çocukları eğitmeyi düşünmek olan öğretmen aday sayısının bunca öğrenciyi eğitecek kadar çok olmadığı aşikar. “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” deyişini unutalı çok oldu…

Üniversitede iyi bir eğitim alamayan, ahlaki olarak dibe vurmuş, bilgisi kitaplarına hapsolmuş onca öğretmen ve adayları varken çok şey beklemiş oluyoruz sanırım bu toplum çocuklarından?

Amacım kötü bir manzara çizmek değil. Olanı, unutturulanı, görmek istemediğimizi ve gözlerimizi kapatmaya devam edersek çok fazla kayıplı olacağımızı hatırlatmaktan ibaret. Zira içim acıyor. Göz göre göre toplumsal bir çözülüş içinde olduğumuzu bilmek, bana bu yaşta inanın çok acı veriyor…

“Yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır;” diyen Dostoyevski’nin bu gerçeği yüzüme her vuruşunda hak vermemek mümkün olmuyor…

Satırlar bitmedi içimde. Gözüme takılan gazetedeki “akıllı işaretler” nerelere alıp götürmüştü beni.

Umarım bu gelişme faydalı olur diyerek kalktım yerimden. Varış yerine gelmiştim artık.

Onlarca insanın içine karışarak bugün de unutmaya gidiyordum hayatı hepimiz gibi bir kez daha…

"Kaç tane eli öpülesi anne var bu toplumda"

Gerçekten önemli bir konuya değindin. Aslında bu herkesin aklında var bence de kimse kendine itiraf etmiyor, etmek istemiyor. Omuzlarına düşecek yüklerden rahatsız. İlla birilerinin ortaya dökmesini bekliyor böyle sorunları. Bizim insanımız bence böyle bir yapıya sahip. Birisi sesini çıkarmadıkça diğeri hiç çıkarmıyor sesini. Ve aynen bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı her zaman var maalesef. Ki bilinmiyor bugün birini mahkûm edecek düşünce yarın kendisini de mahkûm edecektir. Ama yine bugün yaşayayım da yarın Allah kerim düşüncesi yine var, yine, yine, maalesef yine. Bu konular üzerine elbet sayfalarca şeyler yazılabilir ama anlayana...

Bir de toplumsal çözülmeden bahsediyorsun ya, o da kesinlikle iyi bir tespit. Şimdiye kadar bizim toplumumuzda şu olagelmiştir. Ne zaman ki şiddetli bir tehdit var hayatlarına, özgürlüklerine hemen kenetlenme eğilimi göstermişlerdir. Bunun örneklerini sıralama gereği duymuyorum. Örnekleri tarih sayfalarında oldukça fazla bir şekilde mevcut. İsteyen varsa tekrar okumak ya da bilmeyip de öğrenmek isteyen varsa biraz karıştırsınlar tozlu tarih sayfalarını. "Geçmişini bilmeyen toplumlar geleceğine yönelik doğru adımlar atamazlar." Bu söz gerçekten çok önemli bir tespittir bence. Ama günümüzde düşmanlar çıplak gözle görülmemekte olduğunu biliyor ve de onaylıyorsunuzdur bence. Ondandır ki düşmanın yaptığı saldırılarda her geçen gün şekil değiştirmektedir ve biz bu değişen şekillere bence ayak uyduramamaktayız. Bundandır işte bu saldırılara karşı pek savunmasız kalıyoruz ve sekteye uğruyoruz. Bundan dolayı her bireyin okumasının yanında bence bilinçlenmesi gerekmektedir. Eğitimli olup da nice bilinçsizleri gördüm ben hayatımda. Geçmişten ders almayan toplumlar yok olmaya mahkûmdur ki ben öyle umuyorum ve de inanıyorum geçmişimizde yaptığımız hatalardan ve yaşadıklarımızdan ders almayı bileceğiz ve öğreneceğiz.

Ayrıca çok güzel tespitleriniz bulunmakta bence.

"Sabah evden çıkarken çocuğunun arkasından bakan kaç tane eli öpülesi anne var bu toplumda merak ediyorum?"

"Çocuğu varken, izleyeceği programlarda seçici davranan ailenin sayısını, ben tahmin etmekte güçlük çekiyorum."

"Her anne babanın düşlerinden biri olduğunu düşündüğüm “çocuğuma her imkânı sağlamakâ€?ın çocuğun eğitimi için yeterli olduğu yanılsamasında olmayan ebeveynlerimiz var mı? Onu da bilmiyorum."

Günümüzde öyle hallere geldi ki eğitmek sadece çocuğunu okula yollarsan yetmek de, hayır yetmiyor yetmez de zaten. Çocuk dediğin ilgi ister, şefkat ister, bunların hepsi gerekli ilerde yararlı bir birey olmak için.
Buradan İyinur Ergün'e teşekkürlerimi iletiyorum bu önemli ve de güzel konuya parmak bastığı için.

İzin

Bu yazınızı Temizekran.com da yayınlamak için izninizi rica ediyorum 

Teşekkür eder, mutluluk duyarım...

Sayın Hamitakçay,

Alâkanız ve izin alma inceliği gösterdiğiniz için teşekkür eder,  yazımın Temizekran.com 'da yayınlanmasından mutluluk duyarım.

Saygılar,

İyinur ERGÜN

Atmak mümkün o aptal

Atmak mümkün o aptal kutusunu
Yok edilen hayatlardan
Anlatırsan bulunuş öyküsünü
Özürlü eğitiminde basit bir araç olduğunu

Değişir azar azar bu anlamsız ekranlar
Okumanın tadı ,düşünmenin hazzı ve anlamanın özgürlüğü
Kazınırsa belleklerimize
Tükenmez belki taze yaşamlar

Devrim'e

Üstadım, meseleyi bu kadar özlü izah ettiğiniz için şairliğinize özellikle teşekkür etmek istedim.

Varolun.

Sizlerde varolun

Hep birlikte efendim .
Saygılar

akıllı işaretlere akıllı yorum

katılıyorum
katılıyorum

ama
bir öğretmen olarak şunu ilave etmek isterim.her yeni mezun öğretmen idealisttir.o duygular ile mezun olur okulundan en azından yüzde sekseni böyledir.
ama karşılaşılan maddi ve manevi bir çok etken öğretmenleri maalesef bu ideallerinden uzaklaşamaya itiyor. en azından onlara kafa yormak için fırsat bırakmıyor.

bu kapitalis sistemin acı nimetlerinden biri

3 yorum almış 18 mayıs

3 yorum almış 18 mayıs 2006 tarihli bu yazıyı yeni okudum.

Bu gün işyerimde otururken üretken olamadığımı,zira üretim alanında 'yeni'bir şey peşine koşmanın belli birikimlere,kabiliyete,dirsek çürütmeye ihtiyaç olduğunu düşündüm (her alanda olduğu gibi).Anlamak.com da yeni yepyeni birşey yazmak hayli güç olsa gerek.Bende bu donanım yok.Elimde olan bilgi 53 dünya yaşının dağarcığıma doldurduğu ,tasnifsiz yığın.Bazı duygusal olaylar karşısında parlayan bir ışık gibi dağarcığımdan bir şeyler çıkarır gibi yapsam da meramı mı anlatamadığımın farkındayım.

Ama çok şükür sosyal zekamın gelişmişliğini çocuklarımın hallerinden anlıyabiliyorum.Aynı ördekler veya tavuklar gibi.Onlar yavrularını kendileri büyütür diğer bütün hayvanlar gibi.Ben ve hanım yavrularımızı beraber büyüttük.Başkalarından (buna tv dahil)aldıkları eğitimi sorguladık bir çok akşam derslerini,okulda duyduklarını konuştuk,çok cazip gelenlerin karşısına alternatifler koymaya çalıştık.Yaşadığımız çevreden uzaklaştırmak ,izole etmek çözüm olmadığı gibi başkaca rahatsızlıklara sebep olacağı için elimizin altında oldukları sürece bıkmadan, zevkle onlarla ilgilendik.

"Akıllı işaretlerin" aslında 'cazibe' yön levhası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Siz çocuğunuza 'evladım bu büyüklerin seyredebileceği bir proğram içinde şiddet ve cinsellik var'diyerek izlemekten caydıra bilecekmisiniz.Medeniyetin ürettiği şiddet ve cinsellik her tarafı sarmış vaziyette.Bunu biliyorsanız derhal başka alanlara ilgisini çekip çocuğunuzla birebir ama o bıkıncaya kadar ilgilenmenizdir.Okul dışındaki zamanlarda her an birimizden birimiz yanında olmanız gerekir aynı tavuklar gibi.

Bu güzel yazıyı okuyunca üretken olmadığımı düşünmekten vazgeçtim.Çünkü sahip olduğum din bana ibadet olarak "tekrarları" vaaz ediyor.Sürekli bir tekrar.Günde beş vakit namaz ve her rekatta tekrarlar.Bu müthiş ve sürekli bir eğitimin alınması, derslerin devamlı tekrar edilerek kalbe iyice yerleştirilmesi ve ölüm anında imanı muhafaza ederek ölümsüzlüğe gitmeye tek çare olacak.Bende bir orantı kurdum,O zaman doğruları tekrarlamakta bir mahsur yok.Bu yazının gündemde kalıp defalarca okunması lazım.Altına uzun katkılar, yorumlar yapılması lazım.(3 yorum almış demem ondan).Bu ve benzeri konularda tekrarlara düşmek lazım.

Bize lazım olan anlamakla olur.Anlamakta tekrarla olur.

bugünde unutmaya gidiyordum" hayatı" hepimiz gibi bir kez daha:(

Herşey okuduklarımızla kalıyo uygulama aşamasında hepimiz tembelleşiyoruz ya anlatacak muhatap bulamamaktan şikayetçiyiz yada kendimize anlatamamaktan sebep her ne olursa olsun unutmaya odaklanmış bir beyin yapımız var fıtratımızın arkasına sığınamayacak kadar cesur olmalıyız kendimizle savaşırken. Tüm yorumlar kişilerin imzaları niteliğinde Allah hepinizden razı olsun.Hocam hep der; et tekraru ahsen velev kane yüzseksen.Sözün özü; tekrar güzeldir yüzseksen kere bile olsa.