anlamak.com'da yayınlanan eserler

Kategoriler:

Değerli anlamak* üyeleri,

Yaklaşık 4 yıldır sürdürdüğümüz yolculuğu düşe kalka idare etmeye çalışıyoruz. Bu yolculuk esnasında sizlerin sayesinde pek de ummadığımız yerlere geldik. Artık neredeyse tanınan ve bilinen bir siteyiz diyebiliriz. Tabi daha da popüler olmak için kimi prensiplerimizden de vazgeçmemiz gerekiyor (Örneğin, hafta sonu yazı yayınlamamız gibi); fakat tercih etmiyoruz ve yolumuza aynı şekilde devam ediyoruz.

Devam ediyoruz, etmesine de, kimi zamanlarda yayınlanması istenen eserlerdeki imlâ hatalarını düzeltmek bizi oldukça fazla yoruyor. Bu hatalar kimi zaman öyle çok olabiliyor ki, yapılan düzeltmeler eserin ruhunu değiştirebiliyor. Bu durum da bizim bir başka prensip kararı almamızı gerektiriyor.

Bundan böyle anlamak.com dahilinde yayınlanması istenen eserlerde şartnamedeki haller dışında ayrıca imlâ hataları mevcutsa eser hiçbir şekilde yayınlanmayacak ve eser sahibine herhangi bir uyarı verilmesine gerek kalmadan veritabanından silinecek.

Ayrıca şiir yayını da kısıtlanacak. Bu vesileyle yönümüzü biraz daha düşünceye çevirmek istiyoruz.

Bu kararların bizim adımlarımızı ağırlaştıracağını düşünüyoruz. Ancak artık daha da güçlü adımlar atılacağına da kesin gözle bakıyoruz.

anlamak çabasının zor ve emek isteyen bir çaba olduğunu tekrar hatırlatır, üyelerimizden anlayışlı olmalarını rica ederiz.

Samimiyetle
anlamak* [Editörleri]

Çok iyi bir karar

Bence ANLAMAK için çok iyi düşünülmüş bir karar. ANLAMAK için hayırlısı olsun dileklerimle.

Sadeliğin ve düşüncenin korunması

Bu karar ile düşünceye verilen önemin daha da artacağına inanıyorum. Çalışmalarıda başarılar..

Uygundur

Özellikle şiir konusundaki karara daha bir sevindiğimi ifade ederek,bu zamanında müdahele için ayrı bir şükran.şiir düşmanı değilim elbette, ama biraz seçicilik internet çöplüğünde bizim yerimizi sabitleyecektir.

Şiir yok, gözyaşı yok.

Semra Hanım'a katılıyorum demiyorum, alkışlıyorum.

Bunalımlı bir şiir süreci geçiren Türk edebiyatının krizine destek niteliğindeki şiirleri görünce şairleri şiirin "Kemal Derviş'i" olarak görmeğe başladım. Şiir demek bile günah; daha ziyade slogan. Yılmaz Erdoğan'ın "İslami" versiyonları. İsim zikredebilirim; ama isim "yaratıcı kişiliğimizi" "cihad"a davet unsuru içerdiğinden ve fazlasıyla "edebsizlik" damgası yediğimden birilerinin boynuna musallat taşı olmak istemiyorum.

Bazen de kendi kendime soruyorum: şair oldukları için mi şiir yazıyorlar; yoksa şair olmak için mi? Fuzulî der ki:

Gazel de ki, meşhuri cihan ola,
Okumak da, yazmak da asan ola.

Olsun bakalım...

Şiir düşünmeyi engeller mi?

"Ayrıca şiir yayını da kısıtlanacak. Bu vesileyle yönümüzü biraz daha düşünceye çevirmek istiyoruz."

Şiir düşünceyi engeller mi yoksa besler mi? Bazı şiirler bir deneme yazısının düşündürdüklerinden daha fazlasını yaşama ikram etmektedir. Bu nedenle ben kararın yanında olmadığımı belirtmek istiyorum. Önemli olan şiir ya da düz yazının ne kadar edebî olduğu ve ne kadar düşünce alanına hizmet bıraktığıdır. Nitekim düşünmeyen bir kalem deneme yazısıyla da olsa hiçbir mahsul ortaya koyamaz. Çok nadir şiir yazan ve şiirlerimi yayına vermeyen birisiyim. Ama önemli olan kişilerin değil şiir çizgisinin mağdur edilmesidir. Şiirlerini kelimeleri oyalayarak kaleme alanlar olduğu gibi kelimelerin kadrini bilen kalemler de var. Bazı deneme yazılarının boş kuyuya ses bırakmaya çalışmaktan ibaret olduklarını da bilmeliyiz. Netice itibarıyla neden böyle bir karar alındığını anlamış değilim. Düşünmeye ve anlamaya emek var ise bu emeğe uyumsuzluk gösteren yazı ve şiirlerin onaylanması zaten editörlerin aldığı karardan ibaret değil mi?

ŞİİR VE ŞUUR

Öncelikle bu başlığın amacının -sayın Mükrime Dilekçi haricinde (ki zaten kendisine katılıyorum)- yorumla katılanların anladığı doğrultuda olmadığına hiç şüphem yok. Yorum ve fikirler kendi içerisinde tutarlılık ta taşıyor denilebilir. Ama sayın Nadir Marmara'nın anladığı ve anlattığı, özellikle "Şiir demek bile günah; daha ziyade slogan" cümlesi beynimi dumura uğrattı. Hem de "cihad için" "yaratıcı kişilik!" Yaratıcı kim?

Sakin ve salim bir kafayla düşünemeyip, kendisini betimlediği şekilde göstermemek için başka bir yazıyı ekleme ihtiyacı duydum.

Mutmain Muhalif...
--------------

ŞİİR VE ŞUUR

Akıl, 'araç' olmaktan çıkıp 'amaç' olunca, hayatın tüm sırrı kayboluyor. Yürek, kafanın gelişimine ayak uyduramadığı zaman, ya da tersi olduğunda, insanda uyumsuzluk baş gösteriyor; o harika denge bozuluyor.
Ortaya kafasız kalpler, ya da kalpsiz kafalar çıkıyor. Biri topal, diğeri kör. "Düş"le, "düşünce", bir türlü bir araya gelemiyor; bu dengesizlik, fizikle metafiziğin, içkinle aşkının, burayla ötenin, bedenle ruhun, bireyle toplumun, dinle dünyanın, maddeyle mânânın dengesizliği ve kutuplaşması biçiminde tezahür ediyor.

Sonuçta, bilim hayat ve imanla çatışıyor, sanat dehayla çatışıyor, gerçek idealle çatışıyor, uygarlık tabiatla çatışıyor ve insan Allah'la çatışıyor; çünkü kafa kalple, düşünce duyguyla çatışıyor. Bunların uyum halinde olduğu bir dünya, çatışmanın değil uyumun hakim olduğu bir dünya olacaktır. O halde problemlerin tümünün kaynağında, her şeyin her şeyle bağlantılı ve her şeyin O'na bağımlı olduğu bir hayatı parçalamak, bütünü bütün olarak kavramak yerine, parçaya indirgemek ve parçayı bütünden bağımsız kavramaya çalışmanın ideolojisi olan "kartezyen felsefe" yatmaktadır.

İşte "şiir" ve "şuur" ilişkisi, bu harika dengenin ideal örneğidir. Etimolojik olarak ikisi de aynı kökten. Kafayla kalbi evlendirirseniz, çocukları "şuur", bir başka ifadeyle "bilinç" olur. Bilgisiz bilinç oluşmaz; ancak salt bilgi bilincin garantisi de değildir. Baksanıza etrafınıza! Bilgili olduğu halde, bilinçsiz bir yığın "malumatfuruş" görmekte gecikmeyeceksiniz. O halde, şuur için bilginin yanında, başka şeylere de ihtiyaç var; işte o şeyler, yüreğin alanına giren "feraset, basiret, sezgi, hüzün, sevinç, muhabbet, nefret, öfke" gibi "duygu-inanç" alanının unsurlarıdır. İşte "şuur" da bu unsurlarla evlenirse, onun çocuğunun adı "şiir" olur.

Nietzsche "Hiçbir sanatçı gerçekle yetinemez" diyordu. Buna şunları da eklemek gerek: Sanatçı gerçekle yetinseydi merakını yitirirdi, merak, sanatın sermayesidir. Sanatçının 'gerçekle' yetinmemesi, onun 'hakikat' arayışının doğal bir uzantısıdır. Onun içindir ki, bir bilginin gözünde gül, "botanik"in konusu olan bir nesnedir, fakat bir sanatçının gözünde "gül", bir nesne değil, şerh edilecek, tefsir edilecek, te'vil edilecek, bin bir çağrışımlı bir "ayettir", kendisini yorumlayanı etkileyen bir "özne"dir.

Eflatun'un Cumhuriyet'i, şairleri almadığı için "ütopya" olarak kaldı, desem yeridir. Eflatun'un düşünce nesebine bağlı olanlar dağları, gökleri, yerleri, ağaçları ve suları salt bir "nesne" gibi algıladıkları için bugün doğayı ve dünyayı yaşanılmaz hale getirdiler. "Akılcı aydınlanma"nın panzehiri "imânî aydınlanma"dır. Akılcı aydınlanmanın eksikliğini tamamlayacağı düşünülen "şiirsel aydınlanma", "amaçlaştırılan" akla haddini bildirip onu imanın makarrı olan yüreğe daha bir yaklaştıracağı için müreccahtır.

Yürek iklimine şuur ve şiirle yaklaşan şairlerin "arama" serüvenini bulmayla tamamladıkları doğrudur. İşte bunun içindir ki, niçin şiir söylemediği sorulan Peygamber şairi Hassan b. Sabit, şu cevabı veriyordu:

"Kur'an'ı görünce dilim tutuldu."

Yine, çağının en büyüklerinden ve "yedi askı" (muallaka-i seb'a) şairlerinden biri olan Lebid b. Rebia'ya Hz. Ömer'in, halifeliği döneminde, "Şiirini çok özledim, git, yeni şiirleri varsa al getir" diyerek yolladığı görevli, Lebid'den şu cevabı almıştır:

"Git, efendine de ki: Lebid Bakara Suresi'ni okuyormuş."

İşte şiirin bu olumlu aracılığı nedeniyle, şiir alanında yapılan çalışmaları "şuur"a ve "şuurlanmaya" bir katkı olarak görüyor, şiirin ve şuurun bir "Simurg" olup Kaf Dağı'na uçtuğu böylesi bir çağda hâlâ "şiir" ve "şuur" üzerinde direnenleri alkışlıyorum.

Siz de, şiir alanında yapılan çalışmalara duyarsız kalmayarak ödüllendirin. İltifat gösterin ki, siz uyurken açan gülleriniz, öten bülbülleriniz bulunsun. Van Gogh'un şiir yazan nazırı olan Alman şair Hölderlin, şiir için "bütün uğraşların en masumu" der.

Masumiyetini yitirmiş bir çağın insanlarının masumiyetlerini hatırlama yollarından biri de şiirdir. Uzun yaz gündüzlerinde okumak için, siz de benim gibi şimdiden şiir kitaplarından bir buket yapabilirsiniz.

Elbette şiir, size dünyanın tüm hakikatlerini öğretmeyecek, fakat hakikati hisseder ve algılar hale gelmesi için yüreğinizi yumuşatacak.

Az şey mi bu?
Mustafa İslamoğlu

Şuur ve Şiir

Sevgili Münzevi! Öncelikle, Mustafa İslamoğlu'ndan yaptığınız alıntı için teşekkürler. Ama anladığım kadarıyla İslamoğlu'nun her halde şiir derken, kötü şiiri övemediğidir. Şiir'in edebiyatımızdaki, toplumumuzdaki, tarihimizdeki ve kültürümüzdeki, hatta inanç ve güzellik anlayışımızdaki önemini yadsımadığımı ve bunu ima edecek bir ifade sarfetmediğimi sanıyorum. Ben kötü şiire karşıyım ve sitede yer alan şiirler de kötüdür demiyorum, çok kötüdür diyorum. Allah aşkına bir insan kendisini şiir olarak anlatıyor diye, şiir adına buna katlanmak zorundamıyız. Şiir yazmakla, şiir farklı şeylerdir. İsim vermek istemiyorum, ama bir şiire gönderme yapmak isterim. Sitede daha birkaç gün öncesinde aruz kalıbına uygun ikişer dize halinde bir şiir yer alıyordu. Merak ettim, şiirin aruzun hangi kalıbında yazıldığını belirlemeye kalkıştım. Aruz'un "remel behri"nde yazılmış, ama iki dize farklı behr'dedir. Bu teknik bir olaydır ve önemlidir. Kimse ses uyumluluğu ile aruzu birbirine karıştıramaz. Aruz'un kimilerinin sandığı gibi "uzun ve kısa ünlülerle" ilişkisi yoktur, aruz hece ile ilgili bir olaydır. Ama yazarın umrunda bile değil bu olay; olsaydı yahu ben bir şiir yazdım bunun şiir açısından uygunluk ölçüsü nedir ne değildir dönüp bir bakardı. Bu metin içinde bırakılmış bir söz, kelime ve imla hatası değil ki. Yani, üsul bilmeden hadis üzerine bir şey yazmağa kalkışırsanız; adama sorarlar bunun hesabını. Şiir'in de bir ilmi anlamda yeri yurdu vardır doğal olarak. Tabii, şimdi herkez bu sorundan kurtarmak için serbest şiir yazıyor. Ama her yazılan şiir olamaz ki. Öte yandan, çoğu şiir, şiir bile değildir; ideolojidir. Sırf kutsal duyguları işliyor diye ideoloji kalıbına girmez diye de bir şey söz konusu değildir. Slogandır ve berbattır.

"Yaratıcı kişilik" ve "cihad" sözlerine gelince bu iki sözcük Kur'an'ın Şüera suresinin 224-226. ayelerine gönderme yapmaktadır. Ve gayet bilinçli bir anlamda kullanılmıştır.
Öte yandan şair'in "şiir" iddiası olur; şiir yazanın değil. Şayet şiir yazarlarının şairlik iddiası varsa, buyursun savunsun kendi şiirini.

M. İslamoğlu yazısında zekice bir gönderme yapmıştır: "Şiir ve Şuur". Evet, iki sözcük te aynı köktendir, hatta "şair" sözünü de eklesek üç sözcük de. Arapça "ş'r" kökünden geliyor. İslamoğlu "şiir"i öne çıkartmakla salt "akla" (şuura) bağlı kalanları eleştirmiştir, ince bir üslupla. Ama peşinden de "şuur"u belirtmiştir. Yani "uygunluğu" gözardı etmemiştir. Şiir'in neliğini tartışma açısından önemli bir yazıdır; iyi de sevgili Münzevi, biz daha şiire gelmedik ki.

Öte yandan afaki konuşmalara ve tartışmalara son vermek için elimizde güzel bir fırsat bulunmaktadır. Sitede yer alan en güzel şiiri seçsinler ve şiir açısından tartışalım. Böylece, söz konusu şiirlerin şiir değeri daha net anlaşılır. Veya, sitede okuma, izleme gibi bir şiir tartışması açalım ve üzerine görüşlerimizi belirtelim.

Bana sorarsan sevgili Münzevi şahsınızı tenzih ederek söyleyeyim, mesele şiir değildir ; ciddiyet meselesidir. Maalesef artık sözün değeri kalmamıştır. Herkez yazıyor ve herkez konuşuyor. Ve bu durum bizim kültürel olarak yabancısı olduğumuz bir durumdur. Ve insanlara olumlu veya olumsuz, lehte ve aleyhte, yazdığı şeyin araştırmasını yapmak zor gelmektedir. Tabii, bunları tüm bu vasıflara sahip biri olarak söylemiyorum, ama bu vasıfların gözardı edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

Şuurlu Şiir

Şimdi oldu sayın Nadir Marmara. Haklılık payınızın olduğunu yadsımak şiire hakaret olur. Zaten bizim de demek istediğimiz bu idi. Hem edebiyat hem de his açısından nitelikli şiirlere yer verilmeli. Ama bunun için kıstas ne? Nereye başvuracağız? Editörlerin şahsi beğeni süzgeci mi? Yani oratadaki sorun layıkıyla çözülemiyor.

Sonuç olarak sizin kadar sert bir uslubu benimsemiyorsam da elzem olanın yapılması her şeyden ziyade (okuma ve anlama yoluna düşen) bizlere fayda sağlayacaktır. Bunun için de öncelikle dediğiniz gibi ciddiyet gerekiyor.

Bu arada önerinizin fiiliyata geçirilmesinde bence sorun yok, aksine fayda vardır diyorum. Diğer dostlarımız da katılırsa faydalı bir çalışma olabilir.

Bir de soru: Şiir nedir?

Mutmain Muhalif...

Kibarlık Sertliktir.

Yanıtınız ve saygın anlayışınız için teşekkür ediyorum sevgili Münzevi. Kıstas şiir'in kendisi olduğunu düşünüyorum. Bu konuda alabildiğine yazı ve araştırma mevcuttur ve şiirde her zaman bir üst noktayı yakalamak isteyenlere kapılar her zaman açıktır. Şiir'de, özellikle de bu bir duygu seli ise bir başvuru makamının olacağını sanmıyorum. Editörlerin beğeni süzgecinin senin ve benim gibilerin beğeni süzgecinden farklı olacağını da sanmam. Zira, güzel şiir her zaman kendisini sevdirmesini bilmiştir. İdolojilerinden, düşüncelerinden, bakış açılarından farklı olarak Necip Fazıl şiirni, Nazım şiirni, İsmet Özel şiirni okuduğumuz gibi, herhangi bir kalemi meşhur olmayan birisinin yazdığı veya yazacağı şiiri de beğene biliriz. Yeterki, şair, şiirinde senin ve benim görmediğimiz bir durumu yakalasın veya gördüğümüz bir durumu şiirsel bir üslup düzeyinde açığa çıkatsın. Örneğin, bugün sitelerin birinde Hasan Erkan Karaman isimli bir zatın şu dizelerini gördüm:

"Çocuk haklıydı
Kapıyı kırarken
Kapı denen illet
Her gün kapatılmaz ki
Suçu buysa elbette haklı
Suya düşen bir parça ekmek
Suyu kirletmez ki"

Bu mısraların şiir değeri okurken de kendini belli ediyor. Çok meşhur şairlere gönderme yapmamak için bunu seçtim. Bu şiiri tahlil edelim mi? Birincisi kelime seçimi. Eğer dikkat ederseniz "k"lı sözcükler özenle ve belirgin bir biçimde seçilmiş: hak, kapı, kırmak, kapatmak, ekmek, kirlenmek gibi. Ardından hepimizin yaşadığı nesnel bir ortam oluşturulmuş. Yani bir hikayenin veya zamandan bir kesitin içine şiiri okurken müdahil oluyoruz. Öte yandan bu nesel ortama "çocuğun" katıldığını görüyoruz. Ve parçada, genelde şiir boyunca tek öznel varlık çocuğun kendisidir. Ama çocuğun haklılık anlayışı, hergün kapıyı kapatmak zorunluluğu, suç duygusu şiirn içinde ismi belirlenmeyen bir özenler grubunun yer aldığını ortaya koymaktadır. Yani bir resmi ortaya çıkaracak nokta gibidir. Benzeşiler açısında baktığımızda - ki şiirde iki damar noktasıdan biridir - "kapı ile su"yun bir araya gelmesi. Normalde hiç örtüşmüyorlar; ama "su" - "suç"la ilgili seçilmiştir. "Suç" ise bir "kirlenme" eylemidir. Ama çocuğun durumu "kapıyı kapatmamak" suçunu işlemekle "ekmek parçasının suyu kirletemeyeceği" kadar masumanedir. Hepimizin kullandığı sözcüklerden ne kadar başarılı bir kompozisyon ortaya çıkardığı ortada değil midir? Bu işte şiirdir. Ve ciddi bir okur bunun şiir olduğunu anlamakta yeteneksiz olamaz.

Üslubumun sertliğine gelince, inan bana kibarlık en sert ölçüttür.

onaylıyorum

Berk urup çıktı evimden NAGEHAN göklere dek nur ile doldu cihan...
bu paltformda imla hatası görmek beni üzüyordu zaten... onayladığım bir karar...

Şartname

Anlamak la tanıştım ama hakkını verdiğimi söyleyemem.
Yayımlanan tüm yazı ve şiirleri okumak,anlamak isterim.Bu arada kendi kıstaslarıma göre beğendiğim veya beğenmediğim olacaktır şüphesiz.Ama sonuçta bir emek ürünü olduğu için saygı duyarım.Beğenmediğimde kabahat benimdir, zira yazarın hayal dünyasına gidememişimdir.

Anlamak şartnamesini ilk okuduğumda bana itici gelen hiçbir şey görmedim.Hatta son yazımı(hepsi iki tane zaten)editörlerime gönderdiğimde uzunca bir zaman geçtikten sonra yayınlanınca şaşırdım,zira şartnamede 20 gün yayınlanma süresi vardı.20 gün içinde yayınlanmayan bir eser,yayımlanmayacak demekti.Ben şartnameye uyarım,bir 'disiplin'e bağlı olmak beni geliştirir.
Edebiyatı, okumayı, çok sevmem beni iyi bir yazar yapmaz,acemi çabalarım hatalarla dolu olur.Ama denetlenmek beni ilerletebilir.İyi bir yazar olamasamda iyi bir okuyucu olurum.
Selamette kalın.