Ay..Mehtab Sıla Dallı yazıları
AŞK..M.?
Ay..Mehtab Sıla... 15 Temmuz, 2008 - 08:02Aşık olup gizleyen ve bu şekilde ölen insan şehittir...
Aşk ile dikilirse bir dikiş kıyamete kadar sökülmezmiş.
Aşk... Aşk... Aşk... Bu üç harfi öylesi yazmak dahi mutlu eder beni. Bazan kumlara, bazan camlara, bazanda sayfalara dökülür farkında olmadan.
İşittiğim her an tarifsiz garip bir telaş kaplar içimi.
Sebebini anlayamadığım bir körlüğe düşerim düşlerimin uçurumlarından. Kalbim çıkacakmış, kanat alıp uçacakmış gibi oluverir bir anda. Ama çıkamaz ki, gidemez ki, sevmek için bende, içimde kalmak, yaşamak, atmak zorunda. Yüreğim, gönlüm, kalbim ve ey Rabbim ne de güzelsin. Alemlere sığmayan sen, o küçücük mekana girivermişsin öylece. Gönül haneme hoş gelmişsin ey can, sonsuz şükürler olsun sana, sevgiyi yarattığın, yaratıp nefreti öldürdüğün için. Kulunu sevip, ona sevgiyi lutfedip, sevmeyi öğrettiğin için...
SEN OLMASAYDIN (HABİBİM) ALEMLERİ YARATMAZDIM...
Ay..Mehtab Sıla... 11 Temmuz, 2008 - 08:01
Sevgimizi büyük sanıyoruz ve biz onu sevdik biliyoruz. Öyleyse neden bunu bir türlü ifade edemiyoruz?
Tam on dört asır geçmiş aradan. On dört asırdır sevdim diyen herkes kaleme kağıda sarılıp sevgisini ifade etmeye çalışıyor. 18 bin alemin fani ve bekanın en güzeli olan eşi benzeri bulunmayan o gülü (sav)anlatmaya çalışıyoruz...
Ancak maalesef ki biz onu hala hakkıyla anlayıp yazamıyoruz. Biz onu anlayamadık ve anlayamıyoruz.
O bir güldü, şebnemlerinde bize rahmetle gülen bir kainat sundu ve ardından gülleri bırakıp RABBİNE yürüdü. Bunu biliyoruz ama hala nefsimize esir zakkumlar peşinde koşuyoruz durmadan. Onun dünyamıza getirdiği güzelliğinde, tüm bu güzelliğin onun elçiliği ile geldiğinde farkındayız aslında. Zaten anlatmak yazmak istememizin sebebi de bundan dolayı değil mi?
ZAHMETSİZ KÜÇÜK MUTLULUKLAR
Ay..Mehtab Sıla... 8 Temmuz, 2008 - 08:03
Çok sıcak ve bunaltıcı bir günün sonuydu. Arkadaşla dershaneden dönerken, önce sahilde kızıllığın seyrine dalıp dolaştık biraz. İstanbul büyülü bir şehir, eşsiz bir mekan, anlatılmaz bir sırdı. Onun seyri bile tüm sıkıntıları stresi ve yorgunluğu alıyordu insanın üzerinden bir anda.Vakit epeyce ilerlemişti minibüse bindik ve yer bulup oturduk nihayet. Sessizce trafikten dert yanıp, uzun zamandır planladığımız arabamızı ne vakit alacağız ki şu sıkıntıdan kurtulalım diye halimizi arz ediyorduk. İşçilerin dönüş vakti olduğundan bir anda tıka basa doldu minibüs. Nefes almak dahi bir dert oluyor insana o an. Buna rağmen şoför hala ısrarla yolcu almaya devam ediyordu.Yıllardır bunun sebebini anlamadım ve anlayamıyorum maalesef. En fazla yirmi kişilik bir mekanda kırk, elli veya daha fazla kişi nasıl olur diye. Resmen göz göre göre bir işkence bu lakin bunu anlayan kim.Çaresiz bununla yaşamak zorundayız.
AĞLATMAYIN ÖRTÜMÜ
Ay..Mehtab Sıla... 23 Mayıs, 2008 - 08:25Nur suresi 31'ci Ayeti kerime meali;
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
Mükerrem olarak yaratılan insanoğlunun kerameti etle kemik külçesinden ibaret olan cismiyle değildir.Onun ,diğer varlıklara karşı yücelik ve üstünlüğü ruhen yükselmek ve edebiyle kemale ermekle olacaktır.Ahlakı yıkılmış bir milletin hiç bir şeyi sağlam kalamaz.Bu inkarı olmayan bir hakikattir.Edeb aklın dışından,huzur ise içinden görünüşüdür.içimizi düzeltip dışımızı bozmak ve ya dışımızı düzeltirken içimizi bozmak.Biri birinden ayrılırsa yıkım olur.Bu yıkıma ve değişime bu gün artık dayanamayıp feryad ediyor gönül.
SEN DEDİM VE!
Ay..Mehtab Sıla... 15 Mayıs, 2008 - 08:20Bir ben vardım bir sen,
Bir sen vardın bir ben,
Sen gittin,arkana bakmadan gittin
Ve ben kaldım.
sukutun dehlizlerinde süzüldüm.
Aktı yaşlarım gizli gizli ,
Ayazı.Kurşun gibi düşen,
Hoyrat ikindilerde.
Sırlı düşlere,meftun oldu yüreğim,
Üşüdü üşüdü.
Sen dedim,sustum.
Sukutum ağladı ağladı..
Yorgun düştü sevdam,ama ölmedi..
Gidişine yandım
Hasretin cemre gibi düştü vakti zamanıma..).
İÇİMİZDEN ÖRNEK BİR YAŞAM
Ay..Mehtab Sıla... 1 Mayıs, 2008 - 08:30
Dünya hayatının en çetin imtihanlarından biri de, gerçeğe yaklaşmaktan çekilen zorluklardır. Çünkü beyinlerimiz maddi olaylarla yıkanmış, gözler görmediğine inanmaz olmuş, bu yüzden de duâlarımız bile samimiyetini kaybetmiştir. Aslında her insan, başta rüya gerçeği olmak üzere bir çok kere madde ötesindeki esintileri farkeder. Veya birçok kere madde ötesinden yansıyan mânâ gücünün varlığına şahit olur. Fakat kuvvetli bir imâna sahip olmayan insan, madde ötesi gerçekleri nefsin ve şeytanın tesiri ile ya görmezlikten gelir, ya da "tesadüf" der geçer.
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış olan bir olayı size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurtdışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkânı bulamamıştı. Serab'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serab'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
AŞK AZAP MI?
Ay..Mehtab Sıla... 18 Nisan, 2008 - 08:15hayatım sen gelince anlam kazandı yeniden
bir yangının ortasında çaresiz ve şaşkınca çırpınırken
zamanın pençesinde acı bir ah ile
ibrahimi bir dua diledim RABDEN
serince ve selamette
konuşmaya küs sukutta mahkum dilimle
karmakarışık düşüncelere hapsolmuşken ben
ve yağmur yüreklim
bahar yağmuru misali söndü yüreğimin alevi seninle
ey bahar gözlüm
ne bu dargınlık nedir bu hasret yeniden söyle
bilirsin ki alıştı yüreğim sana
kalbinde uyuttuğum düşlerim
artık dayanamaz bu sessiz gidişine
oysa katre katre düşmüştün yüreğime
nakış nakış işledin gönül merhalelerime
ve sen
ARAYIŞ
Ay..Mehtab Sıla... 8 Nisan, 2008 - 08:10
İnsan ömrü gariptir hep arayarak geçer
Ararız bazen bir ekmek
Bazen bir yemek
Bazen gezip görmek bazen sevmek
Ne çok şey isteriz ne çok
Hiç bitmez hiç tükenmez
Bazen aradığımız tarumar eder hayatımızı
Bazen bulduğumuzdur gönlümüzün mimarîsi
Nedendir bilinmez güzelleri tutamayız
Akıp gider sessizce gizli gizli
Bir yangın düşer o gidişle kalp evimize
Ve yanarda dumanında savrulur öylece
Bize kalan ölüm kokusunda bir ayrılıktır
Acılar mekân tutmuştur yüreğin her köşesinde
Yeni bir umut belirir her şeye rağmen girye kokan gözlerde
GECE
Ay..Mehtab Sıla... 1 Nisan, 2008 - 09:10
Ay karanlık gecede,
Yollar ışıksız yine,
Karanlıklar yüreklerin en zalim korkusu,
Küf kokar siyah geceler.
Ve ruhlar bir dua ile dirilir bir anda,
Yolunu kaybeden şaşkın insanın,
Abıhayattır can çekişen ruhuna,
Gecede yarini bulan fani,
Atar korkularını uykularını terkisine
Hisseder onu canının en içerisinde
Ve artık ay karanlıklarda bir meşale
Yollarında bir pusula
Geceler artık hep korkusuz








Son yorumlar
1 gün 7 saat önce
2 gün 20 saat önce
2 gün 20 saat önce
3 gün 2 saat önce
3 gün 11 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 21 saat önce
3 gün 22 saat önce
6 gün 22 saat önce
1 hafta 5 saat önce
1 hafta 8 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 13 saat önce