Zeynep Yıldız yazıları

ÇALINMADAN KAPISI KARMAŞANIN

Kategoriler:

Saat öğle sonrası ikiyi vurmasına rağmen hala çıkamadım yataktan. Başımdaki yoğun ağrı tüm uzuvlarımı uyuşturmuş sanki. Her zamanki ıstıraplar yine yapıştı yakama.

Yağmurun sesi kulaklarımı tırmalarken sokaktan geçen büyük araçların gürültüsü iyiden iyiye rahatsızlık vermeye başladı. Ne oluyor yine? Olanı biteni görmek için pencereye doğru atmam gereken birkeç adım sadece. Göze alamıyorum terketmeyi yatağımı. O ise yine karşımda. Yine bana bakıyor büyük bir nefretle ve husumetle. Sevmiyor beni; ben de onu. Birlikte olmak zorunda değiliz halbuki. Neden rahat bırakmaz beni? Çok bıkkınım, çok bitkin. Cesaretim ve mukavemetim yerlere düşmüş, sürünüyor; tıpkı onun vücudu gibi. Neden gitmiyor? Yok olmaya yüz tutuşum da mı caydıramayacak onu? Peşimi bırakmayacak olan ölümüm de mi? Bedenim bulunduğum yere tutsak olsa da, gözlerimi kaçırıyorum hep. Duvarın beyazına akseden sevgilinin yüzü var şimdi karşımda. Yosun yeşili gözleri... Çok hırpalamışlar onu. Sebebi ben olsam da kırgın değil bana. En son adliyede gördüm; bakmıyordu hiç. Haklıydı. İki saat öncesi beraberken pür neş'e idi oysaki. Ya sonra?

ADI: "OLMAK"

Kategoriler:

Hafif bir ürpertiyle irkiliyorum gecenin sonsuz karanlığına uzanan ilk adımımda. Ilık esen rüzgar mı içimi kaldıran, yoksa etrafımda bağrışan hatıraların etkisi mi bilemiyorum. Gözlerim kapanıyor geçirmiş olduğum günün hareketliliğine inat, usum dinlenişte. Yerçekimine teslimim büyük bir istekle; yukarıma küskün. Uyumayı beklerken dalıp gidiyorum o sabahın erkenine; yeniden yaşarcasına kulağımda sesler, seslenişler; gözümde aşina bakışlar...

Gülüşler vardır, insana hissettirir hissizliğini; deyişler vardır, bildirir bilgisizliğini; fikirler vardır, gösterir düşünceden yoksunluğunu... Bu türden tanıklıklardı işte bugünküler, bu türden tecrübeler. Yürüyorum şose yolda ben benden geçmiş vaziyette, gönlüm maziyi yeniden tadarcasına... Burnum fesleğen kokularıyla oynaşır, gözlerim tanıdık köşe bucaklarda gezinirken kavuşuyorum saadete; ki, uzundur hasret kalmıştım. Eski, yıkık duvarlarda kalan tek tük kerpiç taneleri; yedi yıl evvelinde de aynı yerde biten ve aynı yerde gözüme ilişen zarif bir papatya dalı; köşedeki evin çatısına kurulmuş sakinleriyle bir leylek yuvası... Geleceğime nispet yaparcasına okşuyorum maziyi; sıkı sıkı sarılıyorum.

İçeriği paylaş