Bünyamin Ergün yazıları
MASAL TEKERLEMELERİ
Bünyamin Ergün 5 Aralık, 2008 - 09:20
Masalların başında sözcüklerin ses benzerliğinden yararlanılarak söylenen yarı anlamlı, yarı anlamsız söz dizileri vardır. Bunlara “tekerleme” denir.
Masal tekerlemeleri birbirleriyle pek ilgisi olmayan, ancak dinleyicinin ilgisini masala çekmek için bir araya getirilmiş sözlerden oluşur. Tekerlemenin asıl güzelliği de, birbirleriyle ilgisiz gibi görünen bu tür sözlerin bir düzen içinde sıralanmasındadır. Bu da bir söz ustalığını gerektirir. Bu ustalık masal anlatanın, yani masalcının ustalığına bağlıdır.
Aslında tekerlemenin masalla hiçbir ilgisi yoktur. Sadece dinleyicinin ilgisini çekmek ve onu masal dünyasına girişe hazırlamak için söylenir. İşte masalcının söz ustalığı da burada başlar. Söylediği tekerlemeyle dinleyenleri neşelendirir. Anlatacağı masala ilgi çeker. Masalının dikkatle ve heyecanla dinlenmesini sağlar.
Kimi masal tekerlemeleri de bilinenlerden birkaçının birleştirilmesinden oluşur. Araya yeni deyim, benzetme ve sözcükler eklenerek yeni biçimlere sokulur.
BARAKA
Bünyamin Ergün 18 Ağustos, 2008 - 07:04
Özgün ve eşsiz bir eser olan bu filmi ABD’nin sıra dışı yönetmeni Ron Fricke, Amerikalı son dönem filozoflardan Joseph Chemple’in “The Power of Myth / Mitin Gücü” adlı eserinden aldığı ilhamla çekti. Tabiat ile ilişkisi ve kainattaki yeri ile insanı sorgulayan ‘Baraka’, yaşam biçimlerindeki çeşitliliği, değişimi ve insanın bunlara etkisini irdeliyor. Bir iç dünya tecrübesinin epik sinemacılık alanına yansıması olan filmde yönetmen, ustalıkla buluşturduğu resim ve sesler aracılığı ile kişisel bir tecrübeyi, her izleyene ilham verecek ve dünya çapında etki yapacak, çok anlamlı bir şahesere dönüştürüyor.
Bu film için, kameraman-yönetmen Ron Fricke, büyük formatlı 70 mm kamerayı 20 yıl aradan sonra yeniden kullandı. Dönen yıldız kümelerini yakalamak için, hareket kontrollü imgeleri çekme kabiliyeti olan özel bir kamera da tasarlanan bu filmin montajı için de özel bir bilgisayar yapıldı. Baraka’nın müziklerini yapan New Age müziğinin önde gelen ismi Michael Stearns, yerel müzikleri özgün bir akustik kompozisyonla dokuyarak, görsel zenginliği tamamlayan bir ses şöleni ortaya koydu.
THE ROAD TO GUANTANAMO (Guantanamo Yolu)
Bünyamin Ergün 18 Ağustos, 2008 - 07:03
Michael Winterbottom’un yönetmenliğini yaptığı, 56. Berlin Film Festivali’nde “Gümüş Ayı” ödülünü alan ve festivale damgasını vuran Guantanamo Yolu, 28 Nisan’ da vizyona girdi.
Adını, ABD’nin Afganistan’ı işgalinden sonra El Kaide ve Taliban tutuklularına yapılan işkencelerle duyuran Guantanamo Hapishanesi’ne tamamen tesadüfen düşen ve işkencelere maruz kalan dört gencin gerçek öyküsünü, arşiv görüntüler ve canlandırmalarla harmanlayarak sunmuş bize Winterbottom ve başarılı bir filme daha imza atmış.
ABD’nin katliamcı, yalancı, iftiracı, işkenceci yüzünü bilmemize rağmen bir kez de beyazperdede görmek tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne. Sinemadan çıktığınızda zihninizi ve ruhunuzu yorgun hissediyorsunuz…
Film, başta bahsettiğimiz dört gençten biri olan Asıf’ın, annesinin seçtiği kızla evlenmek üzere Pakistan’a yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. Asıf’ın yola çıktığı tarih 10 Eylül 2001’dir. Yani 11 Eylül saldırılarından bir gün önce...
Sonrasında herkesin hatırlayacağı gibi Amerika kendi tanımıyla yeni Haçlı Seferlerini başlatacak, Müslüman halklara savaş açacak, Afganistan’da taş taş üstünde bırakmayacak, ortalığı kan gölüne çevirecektir. Öyküyü tam da buradan başlatmış yönetmen. Yani 10 Eylül 2001’den...
NINETEEN EIGHTY-FOUR (Bin Dokuz Yüz Seksen Dört)
Bünyamin Ergün 18 Ağustos, 2008 - 07:01
Dünya üç kutuplu bir eksene ayrılmıştır. Avrasya, Doğu Asya ve Okyanusya şeklinde... Görünüş itibariyle üç kutuplu gözükse de aslında anlatılan tek kutuplu bir dünyanın yansımasıdır. Film, Okyanusya’nın başkenti Londra’da geçer. Ülke parti oligarşisi altındadır. İktidardaki partinin tek amacı bireylerin bilinçlerini yok etmektir. Parti insanların bilinçlerini yok edip, akıllarını bir disipline sokma çabasındadır. Bu amaçla da, adalet, özgürlük, gerçek, bilgi, duygu ve zaman gibi kavramları kendi istedikleri gibi manipüle ederler. Partinin resmi ideolojisi, Ingsos’un üç önemli sloganı vardır; “SAVAŞ BARIŞTIR, ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR, BİLGİSİZLİK GÜÇTÜR.” En ağır suç düşünce suçudur. Düşünce polisinin görevi, düşünce suçunu engellemek, parti tarafından saptanan ortak düşünce biçiminin dışına çıkanları yakalayarak, bu suçluları yeniden topluma uyumlandırma çabasına girişmektir.
Tüm Okyanusyalılar televizyonlar tarafından idare edilip, gözetlenmektedir. Bu televizyonların seslerini kısmak veya kapatmak mümkün değildir. Bu araçlar sayesinde insanlar koşullandırılır. Times gazetesi de aynı amaç için kullanılır. İnsanlar Büyük Birader’in istekli ve gönüllü birer öznesi haline dönüştürülür. Bütün bu iktidarın araçlarında gerçeğe yer yoktur, bu araçlar tamamen propagandaya yönelik işlerler.
İBN-İ BATTUTA (Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî)
Bünyamin Ergün 2 Temmuz, 2008 - 08:48
Önyargısız, iyi niyetli ve meraklı bir gözlem adamı: Şeyh Battuta
Lâkaplarıyla birlikte tam adı Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî olan İbn-i Battuta, edebiyatçı dostu Muhammed bin Muhammed bin Cüzeyy el-Kelbî tarafından ünlü “Seyahatname”sine de aktarılmış olan açıklamasına göre, 24 Şubat 1304 tarihinde (kısmen bugünkü Fas’ın coğrafî alanında kurulu bulunan) Marunî Sultanlığı’nda doğdu. Birçok kadı yetiştirmiş köklü bir ailenin çocuğuydu. Doğduğu kent olan Tanca’da fıkıh ve edebiyat öğrenimi gördü. Daha 22 yaşındayken Mekke yolculuğuna çıktı. Başlangıçtaki amacı Hac görevini yerine getirmek ve Yakındoğu’daki (Mısır, Suriye ve Hicaz) ünlü bilginlerden ders alarak eğitimini ilerletmekti. Tanıştığı bilginlerin ve sufî ermişlerin adlarından ve çeşitli okullara devam ettiğini gösteren belgelerden, bu ilk amacına da fazlasıyla ulaştığı anlaşılmaktadır. “Gezgin” kimliği ona, gelecekte kendisini bekleyen kadılık görevine emin adımlarla hazırlanmanın yanısıra, seçkin İslâm bilginlerinin rahle-i tedrisatından geçmiş bir aydın olarak daha sonraları yeryüzündeki birçok sarayda saygıyla ağırlanma fırsatını da verdi.
ÖLÜMÜNÜN YÜZÜNCÜ YILINDA NIETZSCHE VE FELSEFESİ
Bünyamin Ergün 27 Haziran, 2008 - 07:01
Filozof Olarak Nietzsche
Nietzsche(1844-25.8.1900) yaşamı bakımından 19. Yüzyıla, felsefesi ve yol açtığı etkiler bakımından ise hem 20. yüzyıla hem de geleceğe aittir. 'Gelecek' kavramı ve 'insanın geleceği' sorunu, onun üzerinde en çok durduğu sorunların başında gelir. Nietzsche, çok yönlü bir insandır: filolog, yazar, filozoftur. Ama aynı zamanda şairdir. Hemen hemen bütün eserlerinde düşünsel yön ile edebi/sanatsal yönlerin iç içe geçmiş olduğunu saptayabiliriz. Nietzsche'de felsefi ve estetik öğeler sürekli birlikte, birbirini gerektiren bir biçimde bulunur. Yani felsefe ile şiir arasındaki ilişki, onun insan anlayışıyla bağıntılıdır. Nietzsche insanı, yaşama eylemleri içinde gerçekleşecek, ortaya çıkacak bir yetkin varlık (bütünlük) olarak düşündüğü için, bu bütünlüğün gerek oluşmasında gerekse kavranılmasında hem akılsal (felsefi) hem de coşkusal (estetik) boyutlar ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdır.
CİNNET MUSTATİLİ // NECİP FAZIL KISAKÜREK
Bünyamin Ergün 3 Nisan, 2008 - 09:00
Sırtımda toplamı 100 yıla yakın ve hemen hepsi tasdik safhasında bir sürü mahkûmiyet, türlü maddî ve manevî buhranlar içinde 1960 ilkbaharına kadar sürüklendim. Memleketin buhranı mı daha ağır, benim şahsımınki mi, ayırd edemiyorum. Adnan Beyin ebedî (septik) ve istikâmet seçemeyici karakteri, nihayet müsamaha ettiği her tarafı birden üstüne saldırtmıştır. Bu arada olanca malım mülkünü isteseler belki vermeğe hazır, fakat bir basın affına yanaşması imkânsız olan Adnan Beye benim için şöyle bir formül arz ediyorlar:
- Niğde Valisi Nedim Evliya, Necip Fazıl’ın hemşehrisi ve yakınıdır. Zaten Kadıköy Savcısı iken, Necip Fazıl’ın tavsiyesi üzerine, güvenilir insan olarak valiliğe geçirilmiştir. Niğde hapishanesinde Necip Fazıl’a münasip bir yer hazırlatacak ve orada kendi nezaret ve murakebesi altında, Necip Fazıl’a zindan acısı duyurmadan, mümkün olan kolaylığı göstererek vaziyeti idare edecek...
Niğde’ye kadar gittim ve yakınım olan vali’nin benim için ağır halılarla döşettiği hususî zindan odasını gördüm.
MODERN TIMES // ASRÎ ZAMANLAR
Bünyamin Ergün 25 Aralık, 2007 - 08:40
Ekranda beliren jeneriğin ardındaki koca bir saat, modern zamanlara ait yeni bir gününün başladığını haber veriyor ve sonrasında gelen önsözse biraz sonra izleyeceğimiz filmin konusunu özetliyor: “Modern Zamanlar”: Endüstrinin, bireysel teşebbüsün - mutluluk peşinde koşan insanlığın öyküsü”
Film, ağıllarına doğru hızla ilerleyen bir koyun sürüsünün üstten görüntüsüyle başlıyor. Bilinçsizce sürüklenen koyunların hemen ardından da, metro istasyonundan çalıştıkları fabrikaya doğru koşuşturan işçilerin görüntüsü karşımıza geliyor. Bir yanda saatin altı olmasıyla birlikte işbaşı yaparak görev yerlerine gelen işçiler, diğer bir yanda ise gazetenin bulmaca ve karikatürleriyle vakit geçiren “Büyük Birader” (Big Brother) Genel Müdür.
İMPARATORUN YOLCULUĞU // LA MARCHE DE L'EMPEREUR
Bünyamin Ergün 24 Aralık, 2007 - 08:40
Vahşi yaşam belgeselleri ile ün yapan ödüllü belgeselci, fotoğrafçı ve kameraman Luc Jacquet, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde İmparator Penguenler’in peşine düşüyor...
İMPARATOR KOLONİSİ
Dünyadaki 40’a yakın İmparator kolonisinden ancak 4 koloni üzerinde araştırma yapılabildi. Bağımsız bir keşif seferi yapılmadan sadece bir tanesi ulaşılabilir durumdaydı. Bu, Adelie’deki Fransız bilim merkezi Dumont d’Urville’e birkaç yüz metre uzaklıkta yaşayan Geological Headland Archipelago kolonisiydi...
İMPARATORLARIN YOLCULUĞU...
Milyarlarca yıl her kış, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yolculuk gerçekleşiyor... Binlerce İmparator Penguen, güvende oldukları derin mavi okyanustaki evlerini terk ediyorlar. Donmuş karaya tırmanarak, kıtanın iç tarafındaki ıssız bölgeye doğru yola çıkıyorlar...
MİMAR SİNAN’IN MERKÜR’DE İŞİ NE?
Bünyamin Ergün 7 Aralık, 2007 - 14:00
GEZEGEN, GÖKTAŞI, DİĞER GÜNEŞ SİSTEMİ GÖK CİSİMLERİ İSİMLERİNDE "TÜRKLER"
Kuşaklar boyu, her doğan çocuğa mutlaka farklı ve daha önce kesinlikle kullanılmamış bir isim bulmak zorunda kalsaydık, ne olurdu?
İşte bugün astronomların, hergün yeni keşfedilen, yıldız göktaşı, kuyrukluyıldız, gezegencik (astreoid), gezegen ayları, bu gök cisimleri üzerindeki dağlar, vadiler, kraterler ve diğer yapılar gibi ayrıntıların isimlendirilmesinde karşılaştırılan durum da bir ölçüde buna benzemeye başladı. Uluslararası Astronomi Birliği (International Astronomical Union), IAU’nun, belli yıllarda gerçekleştirdiği genel kurul çalışmalarında, ‘isimlendirme alt komisyonu sayılabilecek olan çalışma gruplarından gelen öneriler görüşülerek kabul edildikten sonra, bu isimler resmiyet kazanmakta.
İsimlendirmeyi kolaylaştırmak için isimlendirme çalışmalarında uyulması gereken bazı genel kurallar olmakla birlikte tarihi birikim de önemlidir. Örneğin, gezegen gibi sayıca az ve önemli gök cisimlerinde Roma mitolojisi ön planda. Gezegenlerle ilgili daha ayrıntıda isimlendirmelerse, genelde, söz konusu gezegenin eski Yunan (Grek) ve Roma mitolojisindeki konumuna bakılarak yapılmakta.




Son yorumlar
23 dakika 35 saniye önce
47 dakika 36 saniye önce
8 saat 24 dakika önce
9 saat 22 dakika önce
9 saat 35 dakika önce
10 saat 18 dakika önce
1 gün 6 saat önce
1 gün 16 saat önce
2 gün 12 saat önce
3 gün 17 saat önce
4 gün 6 saat önce
4 gün 13 saat önce
4 gün 14 saat önce
5 gün 8 saat önce
5 gün 8 saat önce