ÇALINMADAN KAPISI KARMAŞANIN

Kategoriler:

Saat öğle sonrası ikiyi vurmasına rağmen hala çıkamadım yataktan. Başımdaki yoğun ağrı tüm uzuvlarımı uyuşturmuş sanki. Her zamanki ıstıraplar yine yapıştı yakama.

Yağmurun sesi kulaklarımı tırmalarken sokaktan geçen büyük araçların gürültüsü iyiden iyiye rahatsızlık vermeye başladı. Ne oluyor yine? Olanı biteni görmek için pencereye doğru atmam gereken birkeç adım sadece. Göze alamıyorum terketmeyi yatağımı. O ise yine karşımda. Yine bana bakıyor büyük bir nefretle ve husumetle. Sevmiyor beni; ben de onu. Birlikte olmak zorunda değiliz halbuki. Neden rahat bırakmaz beni? Çok bıkkınım, çok bitkin. Cesaretim ve mukavemetim yerlere düşmüş, sürünüyor; tıpkı onun vücudu gibi. Neden gitmiyor? Yok olmaya yüz tutuşum da mı caydıramayacak onu? Peşimi bırakmayacak olan ölümüm de mi? Bedenim bulunduğum yere tutsak olsa da, gözlerimi kaçırıyorum hep. Duvarın beyazına akseden sevgilinin yüzü var şimdi karşımda. Yosun yeşili gözleri... Çok hırpalamışlar onu. Sebebi ben olsam da kırgın değil bana. En son adliyede gördüm; bakmıyordu hiç. Haklıydı. İki saat öncesi beraberken pür neş'e idi oysaki. Ya sonra?

Haklıydı. Benim hatalarımdan ötürü onun mücrim muamelesi görmesi bir felaketti; ateşe vermişti ruhumu. Susuyordu hep. Haklıydı. Sait belirdi şimdi duvarda. En vefalısı dostlarımın, en cömerti, en fedakarı... O da susuyordu, O da haklıydı. Benimle geçirdiği bir saatin sonrasında bir kaosa sürüklenmişti O da. Ansızın yakalandım; yakalandık. Susuyorlardı, haklıydılar. Onlardan da kaçırdım bakışlarımı.

Evvelki yere bakıyorum şimdi. Gözüm ona ilişti yine. Bakıyor hala. Gitmiyor. Orada duruyor. Susup yalnızca bakıyor. Ne acımasız, ne gaddarca bakışları! Köşeye gitti; en köşeye. Kalkıp açıyorum pencereyi. İçime dolan toprak kokusu eskiye götürüyor beni; çocukluğumun yağmurlarına... Dönmek isterdim yine o günlere; hep istedim. Hiç de zor değil oysa bunu biraz da olsa gerçekleştirmek. Birçok video var bana aracılık edecek. Boşver! Son durak yine burası nasılsa. Sokağa çıkmak için sabırsızlanıyorum. Huzur duyuyorum orada; kuşku dolu, sorgulayıcı, sevgiden nefrete dönüşmüş bakışlarına rağmen insanların. Ne de olsa tanıyorlar beni. Biliyorlar yaşadıklarımı; ya da bildiklerini sanıyorlar. Ya da ben yaşamıyorum onların bildiği şekilde. Nasıl bilebilirim? Ben onları tanımazken, onlar benim hayatıma aşina. Tanınmak ne zor! Boşver! Göze alamıyorum çıkmayı dışarı. Ölüm korkusuyla cebelleşmek daha kolay geliyor şimdi.

Kapıya yönelip açıyorum kilidi. Aralayıp, uzatıyorum bedenimi dışarı. Ellerim gazeteyi tam olarak kavrayamayacak kadar uyuşuk. Alıp geri dönüyor ve zar zor oturuyorum mutfakta duran masaya. Şöyle bir göz atıyorum gazete başlıklarına. Ülke yine kritik olaylarla çalkantıda. Aşılmaz engeller, kaotik durumlar, kısır döngüler, "Tarih tekerrürden ibaret!"ler, "Bizden geçti."ler, "Bunun neresi demokrasi?"ler, "Ben demedim, O dedi!"ler... Ve işte, bu da bana ilişkin olan: "Halüsinasyonlarla yaşıyor!" Devamı şöyle: "Bir madde bağımlısı olan ünlü sürekli halüsinasyon görüyor. Yakalanışının ardından ortaya çıkan bilgilere göre, çevresinde sürekli gördüğü yılan ve sürüngenler yüzünden korku içinde yaşıyor ve silah ediniyor."

Sayfaları tutmaktan bile aciz olan kollarım titremeye başlıyor. Bugünlük bu kadar yeter. Sandalyeden kalkıp balkona yöneliyorum; bir de dışarıya göz atayım diyecekken kapı çalınıyor: "Hoşgeldin yeni gün!"

ne hoş hissedişler..

her hayat sahibinin tanıdık hisler sezinleyebileciği bir yazı olmuş. hiç duraksamadan okudum,su gibi derler ya,öyle. başarı ve yazılarınızın devamı dileklerimle. hoşçabakın zatınıza.