DİYALOG ÇALIŞMASINA EN ÇOK MÜSLÜMANLAR ARASINDA MUHTACIZ!
- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 923 kez okundu
- rastgele...
Maide 48 (Medeni 112) Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.
İnsanlar tarih kitaplarında, akaid kitaplarında geçen mezhep ve benzeri farklılıkların tıpa tıpı olarak, şablonik ayrımlarla karşımıza çıkmıyorlar. Elbette bu eserler vesilesiyle bizden evvel vuku bulan olaylardan, genelde insanların, özelde müslümanların düştüğü gafletten ve fertlerin yaşantılarından haberdar olup, ibret almaya çalışacağız. Fakat Allah’ın ellerimizi bulaştırmadığı fitnelere dillerimizi bulaştırarak, politik ayrılıkları dilden dile, bin yıldan da öteye taşıyarak bizden sonrakilere miras bırakmak yerine; müşterekliklerimizde buluşup farklılıklarımızı Rabbimizin rızası doğrultusunda nasıl birlikte hayır yolunda kullanabiliriz bunun ardına düşmeliyiz. Zalimlerin tek bir millet gibi çalıştığı bu asırda atomlara ayrılan bu ümmetin bilincini tekrar nasıl birlik olmaya sevkedebiliriz bunun üzerine kafa yormalıyız diye düşünüyorum. Zira dinler arası diyalogdan çok müslümanlar arası diyaloğun eksikliğini yaşıyoruz.
Bakara 213(Medenî 87) İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.
Bir gayri müslime hakkı tebliğ etme gayesiyle çok daha sempatik olabiliyorken bazılarımız bilinci, itikadı bulanmış, kavli ve fiili dularımızı bekleyen, farklı fikirlere sahip din kardeşlerimize cüzzamlı muamelesi yapıyoruz. Hasan el Benna'nın dediği gibi ittifaklarımızda birlik olup, ihtilaflarımızı maruz görmeli, bununla birlikte elbette halimizle ve kalimizle fiili dualarımızın hakkını verip, hakkı tavsiye etmeye devam etmeliyiz. Ortada tenkid edilecek, red edilecek bazı fikir ve itikatlara Kitap ve Sünnetteki usullerle yaklaşmak birlikte huzur içinde yaşamamızı kolaylaştıracaktır.
En’am 108 (Mekki 55) Onların Allah'tan başka yalvarıp sığındıkları [varlıklar]a sövmeyin 92 ki onlar da kin ve cehaletten dolayı Allah'a sövmesinler: zira Biz her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik. 93 [Ama] zamanı geldiğinde onlar Rablerine döneceklerdir: O zaman Allah onlara bütün yaptıklarını [en doğru şekilde] anlatacaktır.
Nisâ 65 (Medenî 92) Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.
Bu yıl İstanbul Feshane’de gerçekleşen Kudüs Buluşmasında İranlı bir kız kardeşimin ismimizden once "Şii" mi "Sunni" mi olduğumuzu sorması beni çok uzun bir müddet üzüntüye sevketti. Aynı şekilde "Sunni" kardeşlerimizin de "Şii" ve "Vahhabi" kardeşlerimize olan diyaloglarında benzer yaklaşımlar oldukça yaygın. Yine, Ümit adında İranlı bir kardeşimizle; daha tanıştığımız gün saatler süren, hayli bereketli bir tartışmamız olmuştu. Kendisi konuşmamız esnasında Aşura gününmüz olduğunu öğrendiğinde çok şaşırdı. Konuşmamızın devamında birbirimiz hakkında aslında bizlere telkin edilenlerden çok daha farklı bir portre karşımıza çıktı. Bizim de hazreti Ali’ye diğer 4 halife gibi hürmet gösterdiğimizi sadece birini diğerine tercih etmek, herhangi birini diğerine göre aşırı tazim etme gibi bir yaklaşımımızın olmadığını söyledim kendisine. Zira peygamberlerin dahi zelleri vardır. Geçmişte cennetle müjdelenmiş olan sahabenin bile insan olmaklığın doğal getirisi olarak hata işlediklerini paylaştım.
Bakara 134/141 (Medeni 87) Onlar bir ümmetti gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
Haşr 10(Medeni 101) Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden once gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!
Biz sadece söylenilen olayın gerçekleştiğini varsayarak ibret alabiliriz. Lakin şahıslar arasından herhangi birini seçip diğerini yargılamamız bizi süregelen fitnelerin bir zinciri olmamızdan öteye geçirmez... Bu öyle bir fitne ki; dininin sorumluluklarının ardına düşmeyen insanlar, din adına birbirleriyle savaşacak hadde gelmekteler. Aynı toplumda yaşan insanlar aralarına görünmez duvarlar örmekteler. İnandığı dinin inceliklerini tahkik ederek hayatına geçirme azminde olan bizlerin, gıyabımızda tanımadan kanaat sahibi olanlanların bilinçli-bilinçsiz yapageldikleri, radikal, yobaz, örümcek kafalı, islamcı, dinci gibi ithamlarıyla yıllardır canımız yandığından, bu konularda daha kolay empati kurabilmemiz gerekmektedir. Birbirimizi tanımadan ön yargılarda bulunmak yerine kardeşlik için irtibata geçmeliyiz.
Nûr 48 (Medenî 102) Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.
“Cuma’nın farz olması demek aslında cemaatin farz olması demektir. Zemin ne olmalıdır sorusuna. İslam’ın sabiteleri olmalıdır cevabını verebiliriz. Eğer bizler vahiy etrafında da birleşemezsek hiçbir şey etrafında birleşemeyiz. Dolayısıyla Müslümanları birliğe çağıran herkesin öncelikle vahye çağırması gerekiyor. Kur’an sadece bir tane olduğundan vahyin ayrılık getireceğinden bahsetmek mümkün değildir.
Müslümanlar buluştuklarında Müslümanların bu konudaki şaşmaz, mutlaka olması gereken ilkeleri, birbirleriyle paylaşım içinde olmaları gerektiğinin taktik veya stratejik bir mevzu değil konsept olduğudur. Bunun paradigmadan kaynaklanan bir zorunluluk olduğuna inanmaları lazım gelmektedir. Bugün Müslümanlar bunun taktik bir mevzu olduğunu düşünüyor. Taktik mevzu ortam ve şartlara göre değişebilir. Ama paradigma değişmez. Müslümanların birbirleriyle yüreklerini, sevgilerini, dostluklarını paylaşmaları taktik bir mevzu değildir. Taktik mevzu Müslüman’ın küfredenlerle paylaşımıdır. Müslüman’ın küfredenlerle ilişki biçimi bugün Müslüman’ın Müslüman’la ilişki biçimine dönüşüyor. Müslüman’ın paylaşması gereken değerlerini paylaşma ahlakı taktik ve de stratejik bir konu olamaz. Taktiğe de stratejiye de feda edilemez. Konseptir, yani olmazsa olmazımızdır.(Mustafa İslamoğlu)”
Hucurat 10 (Medeni 106) Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.
Malcom X’in de her renk müslümanla omuz omuza gerçekleşen Haccı tecrübe etmesinin akabinde şekillenen yeni, arınmış İslami bakışının yansıması olarak; “Hakiki müslüman; insanları renklerine, ırklarına göre değerlendirmede renk körüdür!” dediğini görürüz.
İnsanları birer öteki kılmaktan öteye gidebilirsek ümmet bilincimiz daha hızlı gelişecektir inşeallah. İslamın bizlere aşıladığı ümmet bilinci farklılıkları bir potada eritip, onları hiçe sayan değil, ilahi bir imbikten geçirip arındırarak hepsini bir bağırda kucaklayarak, en güzel şekilde bu farklıklıkları insanlığın hayrı için kullanmamızı telkin eder… İtidalli bir yaklaşımı hedefleyen her fert için; mezhepsel farklılıklar dışında kalan tüm ideolojik konularda da geçerli yaklaşımımız bu olmalıdır. Birbirimizi tanışmadan dahi sevebilme, kardeş olabilme istidadımız yüreğimizde duruyorken, tanımadan neden buğz edelim?!
"Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır." (Hucurat Suresi 13)




Allah sizlere Hayır vesin...
Öncelikle yazınızın tamamını dikkatle okuduğumu söyleyim. Diyalog konusunda ki bir takım tespitleriniz ilk bakışta bana acaba dedirtti... Ve özellikle Hasan El-Bennadan örnek vermenizde... Ancak şunu söyleyim ki; bu gün kü dünyada her zaman olduğu gibi müslümanlar, müşrikler, kafirler ve münafıklar vardır.Yani bir anlamda bu gün müşrik olup kendisini müslüman addeden insanlarla dialogumuzdan bahsediyor iseniz ben onlarla karşımda müslüman değil müşrik varmış gibi muamele etmek durumundayım. Ve benim anladığım müslüman; Allah (c.c) dan başka hiçbir otoriteyi (tağutu) kabullenmeyendir. Bir çok tağutta vardır bunlar; Şeyhler, Demokrasi ile Allah a ait hakimiyeti kayıtsız şartsız millete verenler vb. Şeyhlere verilen kutsiyetle Allahın hükmü önüne koyulan hükümler ve bidatlere tabi olanlar ister taptık desinler, ister Allaha yakınlaşmak için olduğunu söylesinler yaptıkları şirktir.Aynı şekilde Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyleyen bir sisitem için oy kullanmakta, O sisteme tabi olanlara tabi olarakta şirk işlemiş olunacaktır.E bu şirkleri işleyene de müslüman deyip o müslümanmış gibi muamele etmekte yalnış olacaktır.
Bu arada Hasan El-Benna ile başlatılan Müslüman kardeşler topluluğunda Seyit Kutubun ve kardeşi Muhammet Kutubun bu noktadaki görüşleride aynı bu tavrı inceler ve pratikteki hayata tevhidin Rab kelamının nasıl aksettirilmesi gerektiğini ortaya koyar -NOT:şimdiki müslüman kardeşler bunları kabullenmiyor ve hatta tağuti sistemde parti kuruyorlar.Ayrıca İbn-i Teymie de bu noktada bir başka ve büyük bir kaynaktır.Hem ben dinler arası diaolguda doğru bulmuyorum. ALAH EN İYİ BİLENDİR...
DİYALOG ÇALIŞMASINA MÜSLÜMANLAR ARASINDA MUHTACIZ!
K.Kaya kardeşim;
"Yani bir anlamda bu gün müşrik olup kendisini müslüman addeden insanlarla dialogumuzdan bahsediyor iseniz" diyerek yazımdaki birlik olma, ümmet olma bilincine dair çağrının muhatap kitlesini ifadenin en leyyin şekliyle kısıtlamış oluruz. Zaten yazı özü itibariyle dinler arası diyalog çalışmalarına muhalif olarak kaleme alınmıştır. Sanırım başlıktaki diyalog ifadesinden yola çıkarak devamını biraz yanlış anlamadan mütevellit bir şartlanmışlıkla okumuşsunuz.
Oyumu Pinokyoya Vereceğim başlıklı bir yazımı zaten bu sisteme reddiye mahiyetinde yazmıştım. Fikrimce bozuk bir sistem bu sistemin oyun kurallarına uygun şekilde hareket edilerek Allah'ın razı olduğu şekle getirilemez. Yani bu konuda zaten hemfirkiriz. Sisteme eklemlenme çabası ve şeyhlere atfedilen kutsiyete muhalif bir tavrımız var lakin aralarında kutsiyet atfında bulunmadan kişilerden istifade etmeye çalışan samimi insanlar da var, bu eylimde olan insanları toptan reddetmek veya bir kategoriye müdahil etmek yerine ciddi hataları da olsa Yoldaki İşaretleri arayan, bizlerin yardımını bekleyen samimi kardeşlerimizin tökezlemelerine seyirci kalmak veya ötekileştirmek yerine el uzatmak diyaloğa geçmektir bu yazıdaki maksadım.
Zaten dinimizin dinler arası diyalogda yeni bir açılıma ihtiyacı yoktur. Var olanı uygulasak kafidir. Günümüzde popülerlik kazanan şekliyle dinler arası diyaloğun birincil hedefi İslami yaşantının içini boşaltmak, bulanık bir sentez oluşturmaktır. Bu yolda Dinkültürü kitaplarından bazılarında Fatiha Suresinin sonundaki; "gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!" kısmı arapça olarak vesilse bile meale yazılmıyor. Ehli kitaba, müşriklere, müdafıklara dair tavrımız hem Kuranda net bir şekilde açıklanmıştır, hem de sünnetteki örneklerde yer alır ve de bilhassa Medine Sözleşmesi dikkate şayan bir örnektir. Tek başına Medine Antlaşması dahi müslümanın Ehli Kitap ve Müşriklere karşı vakur duruşunu belirlemek için yeterli örneği içinde barındırmaktadır.
İnsanın olduğu her yerde siyah da beyaz da gri de bulunur. Bize düşen hataları genellememektir.
Değinmek istediğim şey tam olarak sizin yorumunuzda da göze çarpıyor;
"NOT:şimdiki müslüman kardeşler bunları kabullenmiyor ve hatta tağuti sistemde parti kuruyorlar." demekle bütün müslüman kardeşleri teşkilatındakileri aynı kefeye koyuyoruz ve topyekün reddediyoruz. Bir yada birçok ülkedeki üyelerinin yaptığını bütüne mal ediyoruz. Bu da çok acı bir durum. Reddetmek yerine irtibata geçip hakkı ve sabrı tavsiye etmeli değil miyiz, kardeşim?
Müslüman kardeşlerle irtibatlı bir gurup öğrenci 1962 de Abdye geliyor ve Müslüman Öğrenciler Teşkilatını kuruyor. Sadece doktora ve mastır için çeşitli ülkelerden 5-6 yıllığına gelen bu imanlı gençler buradaki müslümaların halini görüp 15 yıllarını buraya adayıp, burada Farakhan ve Alijah Muhammed vesilesiyle bulanık bir islam inancına sahip olan, namaz kılmayı bilmeyen, tanrı siyahtır diyen, Cuma namazından bihaber olduklarından Pazar günleri camide buluşup taburelerde oturup ibadet eden sayahi müslümanlardan 500.000 kadar kişiyi Kurana ve Sünnete uygun bir yaşantıya geçmelerine vesile oluyorlar. Amelleri hatalı da olsa imanlarında samimi birçok insan var ve biz hadiste ifade edildiği gibi kimsenin kalbini yarıp bakamayız! Şayet onlar da bu siyahi kardeşlerimiz hirstiyan gibi Pazar günü camide toplanılır mı, namaz kılmak yerine kilise gibi taburede otutularak müslüman mı olunur diye kesip atsalardı bu yarım milyon insanın hakkı ne olacaktı?!
Bu açıklamama rağmen yazdıklarımın Hasan El Benna ve Seyyit Kutub'un bakış açısıyla çeliştiğini düşünüyorsanız bu benim kalemimin nakıslığındanır, hakkınızı helal ediniz.
Tekrar güzeldir:
Haşr 10(Medeni 101) Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden once gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!
Selam, dua ve samimiyetle...
Tek kişilik gizli empatik kale! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...
Hiç Şüphesiz Muhtacız....
Allahın izni ile dialog konusun da mutabık olduğumuz kanatinde olmakla beraber benim dialog başlığına takılıp yazının geri kakanını da o ön yargı ile okuduğumu siz söylerken aslında sizin; benim öyle bir yanılgıya düşe bileceğim ön yargısının oluştuğu aşikardır.
Ve ben sizin beni yanış anladığınızı değil benim kendimi ifadede ki acziyetimi kabul ederek bir açıklama getirmek istiyorum.
Şöyleki;İçinizde hayra davet eden, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir ümmet bulunsun. Onlar felaha kavuşanların ta kendileridir." (Ali İmran 104)
bu ayette dahil olmak üzere Allah (c.c)'nun bütün indirdiklerine işittik ve itaat ettik.Benim kastım onlara karşı (mürted edilenlere) hayrı ve sabrı hatırlatmamamız veya kesinlikle konuşmamamız değildir.Benim kast etmeye çalıştığım onlarla irtibat halinde iken karşımızda müslüman varmış gibi muamele etmenin yalnışlığıdır.Ayrıca eğer bizim bahsettiğimiz imani bir konu yani şirk ise sadece bir günah olmakla kalmayıp ortak koşma ise ben müslüman kardeşimi günah işledi diye telakki edemem.Ki obir müslümanda olamaz...Ancak ona makul bir dille yaptığını anlatma yoluna giderim, yani Allah (c.c) ' nun Araf suresinde bizlere anlatmış olduğu orta yollu ümmet olmak gayesi ile inkar edenlerle beraber helak ollanlardan olmamak için...Ha orada bahsi geçen iman etmiş olanlar sadece kafirlere yüz çevirip anlatmadıklarından helak olmuşlardı ama bu günküler bilerek ve ya bilmeyerek -imanda cahillik bahane olamaz- şirk işliyorlar.Biz elbette anlatacaz ancak bilip, öğrenip ve bildiği halde hakkı gizleyen ve sırati mustagim üzre olmayan bir hayatı kendilerine hayat edenlere, hakkı batıl, batılı hak addedenlere anlatmış olmaktansa hiç tevhidin ne demek olduğunu islamın gerektirdiği gibi anlamamış ve anlatılmayana anlatmak benim kanatimce daha hayırlıdır.
Ayrıca günümüzde ancak; garip diyebileceğim tipte insanlar çıkmış bu vatandaşlar ki islamı, islamın pratik hayatını, imanın nasıl olması gerektiğini yazan çizen fakat konu bugünkü türkiyede oy kullnmaya geldiğinde bazen sukut eden
-ki sukut etmeleri bence daha çok şeyler anlatır- bazen de oy kullanmanın ve demokrasinin gerekliliğini bir çok müslümanın kafasını da karıştırarak kendilerince -islamın gereğince değil- yorumluyorlar.Tabi bizce insanlar değil Kur-an birincil öncülken ve islam kişilere bağlanmanın sınırlarını çizmişken bu söylemlerde olanlara tabi olanların haddi hesabı yok.Hatta bu ülkedeki yaşayanların yüzde doksan dokuzunu(!), bir diğer rivayete görede yüzde seksenini(!) müslüman diye kabul edebiliyorlar. Belki ben bilgi birikimi olarak bu söylemde olan alimler(!)'in hiç biriyle boy ölçüşemem ve belki beni ikna edebilirler ancak şunu söyleyeyim ki önemli olan -benim nezdimde- demiş oldukları değil islamın öz ve net tavrıdır.Bunun yanın da bu insanları münafık diye addetmek te bir başka yalnıştır da çünkü ben Allaha iman ettim ama ben bu ağacı ilah ediniyorum demek gibi Allahın hükmünün Önüne Hüküm koyanlara da tabiyim demek aynıdır.Bu Allahın Hükmü önüne hüküm koyanın hükmünü hutbesinde okuyan imam(!) da olsa bu böyledir.Bu konularda da mutabık isek sesimi yükseltmemi mazur görmenizi rica ederken bütün samimiyetimle kendimi ifade etme çabasında olduğumu ve kesinlikle polemik ypmadığımı bilmenizi isterim.İnşallah DÜZELTİLMESİ GEREKEN KAVRAMLARA bu bağlamda bir çabamız olmuştur.
Selam ve dua ile...
Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı. (Zümer - 17)
KONUŞMAMIZ LAZIM
İslam'ı fanatizme, Müslümanlığı holiganizme dönüştürmek; ne İslam'a ve ne de Müslüman olarak bizlere fayda sağlayacaktır. Orta yol, itidal en güzelidir şüphesiz. Zira Allah aşırıya gidenleri sevmez.
İslam'da tesadüf (rastlantı) yoktur, tetabuk (tevafuk) (denk gelme, denk düşme) vardır, derler.
Ben de bu minval üzre yani tevafuken biriyle tanışmıştım. Biraz konuşunce Azeri asıllı olduğunu ama son iki nesildir Türkiye'de yaşadığını öğrendim. Buna karşın köklerinden kopmamış, orasıyla irtibatını kesmemiş olduğunu -detaylı ve bilinçli konuşmalarından- farkettim. Memleketimi söyleyince; yaşadığım süre içerisinde her zaman karşılaştığım ilk soruyla (etnik kökenim) yine karşılaşmıştım. Türk olduğumu ama bunun hayatımda pek de yer işgal etmediğini belirtince sakin bir gülümseme yayıldı yüzüne. Sohbet koyulaşınca, bir ara Sünni olup olmadığımı, Sünni olduğum vurgusuyla sordu. Bunu sesinden sezinlemek hiç te zor değildi. Sünni olduğumu söyleyip, kendisine aynı soruyu yöneltince Şia olduğunu belirterek, kendi ibaresiyle "yani tarafım" demişti. Azerbaycan Müslümanlarının hemen tamamının (bir hayli garibime degiderek) Şia olduğunu öğrenmiştim. Biraz anlatmasını isteyip dinlemeye koyuldum. Ben anlatmıyordum, çünkü o aramızda yaşıyordu ve az-çok bizi biliyordu. İran'daki hareketlerden, Azerbaycan'daki güç durumdan bahsetti. Ortak noktlarımızın çoğunluğu -ki bunlar yaşamaya çalıştığımız İslami değerlerimizdi- bizi biraz daha yakınlaştırdı birbirimize. Daha kolay anlıyor ve anlaşıyorduk. Yine tevafuk ki, Muharrem ayındaydık ve 10'una üç beş gün vardı. Birden bana Kerbela'yı sordu. Yüzündeki sükunlu tebessüm acıyla karışık bir sertliğe dönüşmüştü. Peygamber torunlarına yapılan bu katliam, diyerek girdiğim konuşmam tatmin etmemişti. Kısa konuşmamın sonunda Sünniler böyle düşünür zaten dedi. Düşünüyor dememiş, bilinçli olarak "düşünür" kelimesini kullanmıştı. Daha açık söylemesini söylediğimde Sünniler; Kerbela'yı Hz. Hüseyin (r.anh) ve Ehli Beyt'in kaderi olduğunu söylüyorlar demişti. Allah'ın takdiri buysa, bu kader değil midir dedim. Durup düşündü ve kendisinin böyle düşünmediği söyledi. Yezidin yaptığı Hz. Hüseyin (r.anh) ve Ehli Beyt'in kaderi olamaz dedi. Tam burası pamuk ipliğine bağlı olan kısımdı bana göre. Söyleyeceğim bir cümle her şeyi derin bir uçuruma yuvarlayabilirdi. Aslında aynı şeyi söylemiyor muyuz dedim. Bunun Allah'ın takdiri olduğunu yani bir kader-kaza durumu olduğunu söylemek; Yezide hak vermek, yaptığını makul görmek anlamına gelmez ki dedim. Peygamber ailesine bunları yapanlardan siz ne kadar şikayetçi iseniz bizlerin de o kadar şikayetçi olduğumuzu söylediğimde sakinleşmişti. Tanıdığım Sünniler senin gibi düşünmüyor demişti. Ehli Beyt sevgisi onda (ki anladığım kadarıyla kendi deyimiyle "tarafında") o kadar yüceltilmişti ki Hz. Hüseyin (r.anh) ve Ehli Beyt'e yapılanı kabullenemiyordu. Aynı şeyleri Hz. Hasan (r.anh)'a yapılanlar için de söylemişti. konuşmanın sonunda ben Şia denilen kesim hakkında daha pozitif düşünceye sahiptim ve şu an (şükür) öyleyim. O da aynı düşünceye sahip olmalı ki hala dostluğumuz sürmekte.
İtikadi farklılıklarımız olmadığı sürece ameli farklıklarımızı güzellik olarak görüyorun. Çünkü "Ümmetin ihtilafında rahmet vardır" Bizler ihtilaf kelimesinsden tefrika anlıyoruz ne yazık ki. İhtilafı tefrikaya dönüştürerek, siyasi oyunlar oynuyor ve birbirimize sırtımızı dönüyoruz. Toplumsal alanda vahdet, iman bağlamında tevhidi esas olarak belirler ve buna göre hareket edersek, birbirimize o kadar da yabancı olmadığımızı görmüş oluruz.
Kamil Kaya kardeşimizin konuyu biraz faklı anladığını düşünüyorum. Allah bütün insanları bir Ebu Hanefi, bir İmam-ı Şafii olarak yaratabilirdi. Birbirimizin arifi olmalıyız, başka yolu yok. Herkes aynı akıl, izan ve idrake sahip değil. Kestirip atmak orta yol da değil çünkü konu olan mesele insan. Öyle ki "ben Müslümanım" diyen insan/lar.
Varolan sistem içerisinde İslami bütünlük çerçevesinde 'neler yapılabilir'i konuşmak, 'uygun olan nedir'i irdelemek başka, bu sistem içerisinde özünü kaybetmiş insanlara "özünü hatırlatmayı" düşünmek, söylemek başka şeydir. Ki ikince eylem öncelikli olanıdır. Özünü hatırlatmadan ne ve nasıl yapacağını söylemeniz hiç bir fayda vermeyecektir. Kalkmadan önce uyanmak gerekir...
Muhabbetle.
Mutmain Muhalif...
sistem,muhalefet ve varlık
str
"Anlamak" çatısı altında bir araya gelip bu günümüz dünümüz ve yarınımız konusunda kafa yoran ve bunuda bir inancın gölgesinde yapma gayreti güden arkadaşlara selam olsun.Meselelerimizi anlamağa çalışırken,inancımızı kulluğumuzu varoluşumuzu,hep birilerinin tecrübelerine sığınıyoruz. Kendi yaşanmışlıklarımızı,tecrübelerinmizi fazla önemsemiyor gibiyiz. İçine doğduğumuz aileden,büyüdüğümüz mekandan,insan ilişkilerimizden istifade edecek bir akıl yapısına yönelmemiz gerekir diye düşünüyorum. Hakikatle kurduğumuz ilşkiyi bu minval üzere değerlendirisek,içinde yaşadığımız zamandan ve mekandan kendimizi soyutlamadan. O zaman proplemlerimizi daha iyi kavrar çözümlerimizide daha net kurarız gibime geliyor. Sorumluluk alanlarımızı tespitte, muhatabımızı tayinde,yapabilirliklerimizi tayinde ,işimize yarayacak olan kendi tecrübelerimizdir.
İçine bırakılmış olduğumuz sistemi kavramlaştırırken,sistemle inancımız arasındaki mesafeyi tespit ederken,Sistemle olan proplemimizi izale yoluna yönelirken ,önceliklerimizi kurarken neler yapmalı nerelerden başlamalıyız. Doğru sorulara ve doğru cevaplara ulaşabilirsek varlığımızı ve varedenle ilişkimizi yani kulluğumuzuda netleştirebileceğiz. saygılar
MERYEM RABİA.Gönlün hoş olsun.
ESSELAMALEYKÜM.MEVLAMIZIN RAHMETİ,MERHAMETİ,SEVGİSİ ŞEFKATİ, YARDIMI ÜZERİNİZE VE ÜZERİMİZE OLSUN..
Rivayete göre 124 bin peygamber gelmiştir yeryüzüne.ALLAH(cc),Cebrail aleyhisselam aracılığı ile onları bilgilendirip insanlığa önder kılmıştır.Hepsi görevli olarak kalıp,bir ağaç altında bir vakit dinlenip,gölgelendikten sonra gerçek alemdeki yurtlarına varmışlardır.RABBİMİZİN bu seçilmiş ve övülmüş olan kulları da,madde ve mana aleminde yaratılan her varlık gibi tek bir güzel hürmetine yaratılmıştır.Güzellerin en güzeli olan(HZ.MUHAMMED.SAV)salat ve selam onun üzerine olsun.Amin...
Ben konuya biraz daha farklı yaklaşıcam.
ALLAH'a inanıp ben muslümanım diyen cenneti isteyen her fani şeksiz ve şüphesiz inanıp iman etmek zorundadır.ALLAH'ın kanununa kuralına ve onun rızasına uygun salih ameller işleyip,onun hizmetimize sunduğu ve yine ona ait bu mekanda,onun bizlere emanet sunduğu bu devrialem de devredeceği güne kadar üzerimize düşen görevleri yapmakla görevliyiz.
Ehli sünnet velcemaat diyoruz;
Bunu derken insanlar nasıl algılıyorlar bu merak konusudur.Daha doğrusu algılamak değil nasıl almak gerekiyor.
Ehli sünnet RASULUN yaşama biçimi demektir.Buda ona tabii olup onun hayatında sevdiği sevmediği,yaptığı yapmadığı,her halini öğrenip öğretip ve yapabildiği kadar insanoğlunun fiilen kendi yaşamına taşımsı demektir.
Hz. MUHAMMED(sav)kainata rahmet olarak gelmiş ve tüm insanlığa kucak açmış tek bir peygamber ve önderdir.
Ona koşan ilk islam yiğidi ise o vakit küçücük bir çocuk olan Hz. ALİ (ra) dır.Buraya kadar güzel,bundan sonra dahada çok güzelleştirilen ve bu bağ Hz. FATIMA (ra) Annemizin Hz. ALİ (ra) ile yaptıklari izdivaçlarıyla soy olarak dahada güçlenmiştir.RAHMAN'ın onlara verdiği ve sevgilinin en sevdiği iki torunu Hz. HASAN,Hz. HÜSEYİN (ra) efendilerimiz eşsiz Annemizin soyu olarak yerlerini almışlardır.İmtihan dünyasıdırya ALLAH (cc) kullarını Hz. Adem'den beri imtihana tabi tutmuştur.Butün gerçekler tüm çıplaklığı ile ortadadır.Arayıp bulmak kulun en büyük ve tek gerçek görevidir.İnanıp iman eden kurtuluşa erecek inkar edip reddeden cehennem ateşlerinde cayır cayır yanacaktır.Bu bizlere yüce KURANI KERİMLE bildirilmiştir.Bu imtihanlardan biride Hz. Hüseyin efendimizin şehadetidir.O vahşetin acısı sancısı sızısı hepimizin yüreğinde hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan bir kor ateştir.Çünkü Hz.PEYGAMBER 'in canı gözbebekleri olan torunları HASAN ve HÜSEYİN efendilerimiz onun sevgisine mazhar olmuştular nasıl olurda onun sevdiği gözbebeklerim dediği tomurcuk gülleri sevilmezdi.Hz. PEYGAMBER'i seven onun sevdiği her şeyi sever,sever ki MEVLANIN rızasını kazanır ve RASULÜN şefaatini bekler.Peki RABBİMİZ dilese bu vahşete engel olamazmıydı haşa elbette olurdu ama dedikya imtihan bu kazanmak veya kaybetmek mücadelesi.Hz. HÜSEYİN efendimizin şehadetinin ardından,bir gurup biz Hz. ALİ (ra) tarafındanız bir diğer gurup bizde onun tabi olduğu Hz. MUHAMMED (sav) tarafındanız diyerek ateş gibi olan bu köprüyü kurmuşlardır.Bundan sonra ise farklı yerlere çekilip işi biraz kişisel,biraz siyasi ve birazda ben kavgasına çevirerek gerçekler gibi inançlarınıda ters yöne çevirip sapıklığa düşmüşlerdir.Zarar gören kim? Elbette yine insanlar.Zaten bütün bu kavgaların öfkelerin sebebi inançsızlık ve cehalet değilmi.Yazık ki ülkemizde bu gerçekler bazen öyle tavan yapıyor ki nerdeyse haşa kullar ilahlaştırılıyor. Mezhep tarikat çatışması meydana çıkıyor.Her tarikat kendine tek ehli sünnet biziz deyip bayrak açıyor.Oysa ki gerçekte çoğu ehli sünnet çizgisinin dışına çıkmışlardır,batıl inançlara sahiptirler.Bir çoğu şia nında kabul etmedkleri inançlara sahiptirler.
Yakın tanıdığım bir yaşlı teyze vardı temiz saf normal ibadet edip normal bir yaşam süren.Onu birgün tarikat şeyhinin yanına götürüyorlar ve ders alıyor.Bu kötü bir şey değil karşıda değiliz ama,ondan sonra hali davranışları öyle değiştiki bu çok dikkatimi çekti şeyhinden inanılmaz bir korku ve endişe duyuyordu. Bu ayan olur şu ayan olur.Hasbinallah ya
artık dayanamadım ve dedim yeter artık ya!Teyzem sen yıllardır ALLAH'tan böyle korkup ibadet etseydin emin olki cennete girerdin,o şeyhde senin benim gibi bir kul sevmen ayrı ama korkun ALLAH'tan olsun.Bana aynen şu cevabı verdi;''aman tövbe de kızım tokat yersin''.Buna ne demeli ki aşikar zaten.
Gönül arzu eder ki her insan gerçeklerin ve islamın ışığı altında buluşup tek yürek olsun.Her yeri kan gölüne dönmüş şu dünyada,vahşetin en üst noktaya vardığı kanlı günlerde,Hz PEYGAMBER'İN hayatta hala bizimle beraber olduğunu düşünüp,ordumuzun başında bilip yanında kurmayları Hz. EBUBEKİR,Hz.ÖMER,Hz.OSMAN ve Hz.ALİ (ra) bilerek o orduda yerlerimizi almaK,arkalarında yürümeK,yürümek de yetmez koşmak ve koşanların yanında yer almaK.Bu gün öyle güzel hizmetlere imza atılıyor ki,dünyanın dört bir yanında okullarımız türkçemiz ve gönül sevdalısı öğretmenlerimiz hizmet peşinde gurbetlerde ömür tüketiyorlar.Bu hizmetlerin bilinen bir kaç önderi var.Burda bir ikisinin adını anmadan geçemiycem.Muhterem FETULLAH GÜLEN hocamız ve MUSTAFA İSLAMOĞLU hocamız yazık ki hala belirli veya belirsiz bir kesimin ağır hitablarıyla tek hedef olarak gösteriliyorlar. Oysaki onların kurduğu hoşgörü ve barış köprülerinin üzerinden bu gün yarının büyükleri geçiyor ve bizim dilimiz ve inancımızı öğrenerek,islamı tüm dünyaya anlatıp tanıtma imkanı sunuyorlar.Bunu bir örnek olarak yazdım.Tam bu sırada az önce bir haber seyrettim belki konuyla ilgisi yok ama inanç ve özgürlük adına yazıcam.Van yüzüncüyıl ünüversitesine giden ünüversiteli bir kardeşimin çığlıkları yankılandı ve sesi hala kulaklarımda.Yüreğimi paramparça etti.Belki yeni değil ama,acısı hep taze taş kesmiştik ancak artık sabırtaşımızda çatladı.Yeter artık bu zulmü işleyenleri ve bizi bölenleri,bölmek için çalışanları o en yüce olan en büyük güç sahibi hz RAHMANA şikayet ediyoruz.Bütün kardeşlerimin ve bizim hakkımızı tez zamanda alsın amin amin.
Evet yazıkki böyle,yinede ümitsiz değiliz 'Cı cu' olmadan,sen ben demeden biz diyerek,saygı sevgi ve hoşgörü köprüsünü kurup barış içinde yaşamak arzusu ile...
Son bir dip not olarak'
Gerçekte şia mutezila sunni vs yok.Müslüman var tek hakikat tek gerçek budur.Kurtuluş isteyen ALLAH ve RASULUNE inanıp iman etmek zorunda kardeşim.Yok öyle zik zak çizmek budur yani.Başka çare başka çıkar yol varmı?
Yok ben kabul etmiyorum diyenler var ise,onlarda belki bu dünyada kaçacak yer bulabilirler onlara göre geniştir burası ama peki ya ölüm!AZRAİL as kapılarını çalıp karşılarına dikildiği vakit onun ardından son durak belli.Ahiret varın orasınıda düşünün.
vsssslmm
Hala İleride
Bazen öyle şeyler olur ki, geçtiğinizi düşündüğünüz yer yeniden karşınıza çıkar. Misal İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorsunuzdur. Bolu'dan geçtiğiniz için yolun Ankara'ya kadar olan kısmına yönelik analizinizi yapmaya başlamışsınızdır. A a, o da ne, yeniden "Bolu Şehir Merkezi" tabelasını kaşınızda görmektesiniz.
Biz burasını geçmemiş miydik?
Her zaman derim, bir işin teoriği ve aynı işin pratiği birbirinin aynı değildir, olamaz. Pratik, teoriden bir yaşamasallık farkıyla ayrılır. Pratiğe dökülen teori, salt bilgi olmaktan çıkmış canlılık arzetmeye başlamıştır. Artık kesin hükümler içeren bir kural/lar zinciri değildir. Kavramın içine düşünce ve his girmiştir. Bir süreç halini almıştır, canlı bir metabolizma olmuştur. Aynı teoriyi bir çok kişi birbirinden bağımsız bir hareketle pratiğe dökerse ne olur? Her insan ayrı düşünür, ayrı hisseder, ayrı yaşar, ayrı değer ve hassasiyetlere sahiptir velhasıl her insan ayrı bir dünyadır. Aynı teorik bilgiden ortaya farklı pratikler çıkması kaçınılmazdır. Mesela yemek tarifi şöyle der. "daha önce küçük küpçükler halinde doğramış olduğumuz soğanları yağda pembeleşinceye kadar kızartıyoruz" Buraya kadar her şey normal. Bu tarifi alan insanların hepsinin soğanları aynı kıvamda kızartacağını bekleyemeyiz. Kimi daha az kızartır pembeler beyazımsı kalır. Kimi daha çok kızartır, pembeler turuncuya döner. Burada bakılması gereken şey soğanların yanıp yanmadığı ya da çiğ olarak yemeğe konulup konulmadığı olmalıdır. Bu iki kriter arasında seyrüsefer yapan soğanın teoride söylenen pembeleşme kıvamına en yakın olanı daha efdaldir, evet ama çiğ ve yanma arasında kalan seyrüferinde bir izahı olmalı. Hepten çöpe dökemeyiz.
Arada örnekler verilir, hani anlayış daha keskin ve kolay olsun diye. Yaşamdan pratik bir kesit verseniz, teorik böyle değil ki denilir. Toerik bir nutuk atsanız, iyi de hayat böyle olmuyor ki denilmesi kaçınılmazdır.
İlk yorumumda verdiğim örneğin bir amacı vardı. Bu amacı anlatma ihtiyacı hissetmedim çünkü konunun ağırlığı ve anlatılanların derinliği buna gerek görmüyordu. Şimdi söyleyeyim de, geç olsun güç olmasın. Demek istedim ki, konuşunca yabancı olduğunuzu düşündüğünüz kişilerle dahi irtibat kurabiliyorsunuz, anlayabiliyorsunuz. Önemli olan sizin değerlerinizi pasifize etmeden buluşabileceğiniz ortak değerlerinizin olması. Tabi ki yorumumda ben şuyum ve şundan üstünüm demedim, bunu demektem kendimi men ederim. Ama bu mezheplerin faydasını görmemem ve olması gerektiği fikrimin olmaması değildir. Siz, bir diğerine şu şu kesin ve katiidir, sen yanlışsın diye söze girerseniz, aynı muameleyle karşılaşırsınız. Etki tepki meselesi. Burada irtibat kurabilmek gibi ince bir çizgi var. Doğrularınızı karşılaştırp daha makul olanı seçmeyi deneyebilirsiniz. İlla sözle değil, h/ilm ile...
Geçtiğimizi düşündüğüm yer burasıydı. Cevap veriyorum, halüsülasyon görmüşün münzevi, geçmemişiniz, hala Bolu Şehir Merkezi'ndesiniz...
Mutmain Muhalif...
RUSYA DA KOMÜNİZM ve
RUSYA DA KOMÜNİZM ve Stalin’in heykelleri yıkıldı. İngiltere de IRA terörü sona erdi. Amerika da zenci beyaz ayrımı halledildi. İki Almanya, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını takiben birleşti. Yugoslavya dağıldı, zor da olsa Bosna Hersek bağımsızlığını ilan etti. Doğu Bloku çöktü. Polonya ve diğerleri AB’ye üye oldular ya da olma yolundalar. Bunun gibi, dünyada daha pekçok olmaz denilen değişiklik yaşandı, pekçok sorun ya çözüldü ya çözüm yoluna girdi.
Aman ALLAHIM bakın bizdeki taşlar yerinden hiç oynamıyor.Neden!çünkü tek tarafla olmuyor olmuyor.Ya adam çıkıyor ben tarikat şeyhiyim diyor.Bir sürü cemaat topluyor günlerce televizyonlarda pembe dizilere taş çıkartacak kadar reting yapıyor.Bir sağ bir sol şut ve gol.Bir sıfır aa oda ne islamcı!Yok alakası yok ama nerde kim inanır ki karar verilmiştir bitti.Bir diyeri dışarıdan sızıyor,ülkenin gençlerini dağa çıkarıp kanı oluk gibi akıtıyor,gencecik hayatları baharına varmadan solduruyor ve olan mahsum güneydoğu halkına oluyor fatura ağırmı buda bitti.Daha yokmu olurmu var burası türkiye millet seçmiştir, meclise göndermiştir hizmet beklemektedir ve hizmette fazla fazla yapılmaktadır.EEE oyun bozanlar dururmu,durmazlar iş bozmaya gelince o çeyrek akılları tam çalışır.Kendilerince darbeye imza atarız deyip pusuya yatarlar.
Arkadaşım bunlar gerçekler bu ülkede yaşıyorlar yazıkki bunlara arkanızdayız diyenler var.Bizim derdimiz insan seçip ayrım yapmak değil veya bayrağımızı açıp savaş ilan etmek hiç değil ama unutmayalımki her devrin bir ebucehili vardır ve varolacaktır.Onun yandaşlarıda olacaktır ama bu demek değilki siz bizden değilsiniz.Bizler severiz yaratılanı yaratandan ötürü severiz bunu bir dünya anladı ama malesefki bizim türkiyemiz daha boludaymış.Oysa bolu pazarı asırlar önce geçmiş gitmiştir.O nasıl bir pazarmış oda ayrı bir merak konusu.
Benimde görüştüğüm şia veya ismini yazmak içimden gelmiyor çünkü ben onları insan olarak seviyorum.Diyer görüşe sahip olarak yazayım insanlar var ve kardeş gibiyiz hiç bir sorun yok.Onlar kendi yaşam tarzlarında günlerini tüketiyorlar bizde kendi duruşumuzla akıp gidiyoruz.Hem zaten burda sorun yok bizde anlayamadık bu ülkenin sorunu ne yukarıda yazmayı unuttum birde başörtü sorunu bunaki hiç dokunmayalım tam bir arap saçı.
şimdi yemek yapmak çok kolay soğanları pembeleştirmek veya turuncu yapmak bunlar çok önemli değil eğer soğanların kokusu çıkmışsa malzemeyi katmanın vakti
gelmiştir demek olur.yani (ama )olan bir insanda bu işi yapabilir, ustabaşı aşcıda farketmez.
bu arada soğan çiğ olarak yenirse kokusundan yanınıza yaklaşacak tek bir insan bulamazsınız çünkü müthiş koku saçar.
Bolu ben severim yemekleri meşhurdur.Aynı zamanda kışında müthiş bir zorluktur.Boludağı ve o meşur sisi yollarıda genelde tıkar.Elbette tabela aynıdır çünkü gidemiyosunuzdur engel var. Ankaraya gitmekte çok geç kalabilirsiniz bunuda zaten herkesler bilirler.Birde bolu tünelinde rehin kalınırsa işte halüsülasyon o zaman gerçekten gerçek olur ALLAH korusun.
Biz dostluk kardeşlik saygı sevgi ve hoşgörüden yanayız. Ama artık birşeylerin değişmesi lazım değilmi işte bunu bulma arzumuz var.Ama nedense bir türlü olmuyor.
Ve yahut varda bizlermi göremez olmuşuz ne dersiniz.
RABBİM doğru olandan ayırmasın cümlemizi.Görmeyenlerede hakkı göstersin.Bilerek görmek istemeyenlerede sekine versin.Dostluk ve barış içinde yaşanıp gidilsin diyicem ama..işte ama.!
Aysima kardeşim, bunların
Aysima kardeşim, bunların hemen hemen hepsinde zaten hemfikiriz. Sloganvari bir tavırla, tehditvari bir görüyle bir şeyler yapamayızın sıkıntısı içindeyiz. Bu ancak kendimizi bir süre daha tatmin ettirir. Ki çözüm olmadığını da görüyoruz. Kimi kime şikayet ediyoruz? Anlattıklarınıza hakikat dışı mı dedik? Aksine bunlar "gerçeklerimiz" ama burada mevzu bahis bunlar mı? Bana göre değil, hala da değil. Eğer nedir derseniz Yola yeniden "kaldığımız yerden" çıkarız. Müslümanlar arasındaki tefrikayla, kapitalizmin, emperyalizmin, popüler kültürün İslam Coğrafyası üzerine etkisini ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Yoksa her şey buradaki gibi birbirine karışır ve içinden çıkılamaz olur. Tespiti ve temkini doğru yapmalıyız. Sıkıntımız bu idi. Allah herkese selamet versin İnşaAllah...
Muhabbetle.
Mutmain Muhalif...
Bireyselleşme ve Nedenleri
Aramızdaki diyalog eksikliği, tümden slagonik yaklaşımlar ve var olan gerçekliklerimizi kabullenip çözüm üretmek yerine kesip atıp, yok saymamızla daha da çetrefilli bir hal alıyor. Mesela Aysima kardeşim "Gerçekte şia mutezila sunni vs yok." demişsiniz. Geçek şu ki temennimiz farklı bir doğrultuda olsa da; pratikte böyle bir ayrışma var. Bize düşen bunu yok saymak yerine bunların üzerindeki üst kimliğimizi ümmet olarak güçlendirecek ve tüm müslümanları kuşatıcı bir söylem ve fiiliyat gerçekleştirmektir. Zaten islamın ümmet anlayışı yukarıda da belirttiğim gibi farklılıkları yok sayan bir yaklaşım değildir. Bir başka açıdan İslam girdiği beldelerin kültürünü de tektipleştirmez, sadece İslama aykırı olan kısımlarını süzgeçten geçirir diğer topluma has özelliklerin muhafaza edilmesini sakıncalı bulmaz.
Dünyanın her yerinde Türkçemizin konuşulmasının bahsettiğim birliğe bir faydası olacağını düşünmüyorum hatta bazı nedenlerle Türk İslam Sentezi de aramızdaki diyalog çalışmasına zararı dokunan unsurlardan biridir kanaatimce.
Bireyselleşme ve Nedenleri
konulu istişare notlarına bu linkten http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=3455 ulaşılması istifademize olacaktır diye düşünüyorum. Siz de fikirlerinizi ekleyebilirsiniz.
Ayrıca; "Ümmet Bilinci ve Vahdetin Şartları" konusu için;
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=3078
"Zihnimize yüklenmiş sınırlar için" buraya;
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=2640
"Aşılması Gereken Zaaflarımızdan; Kuşatıcı Yapı Eksikliği" için"
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=2640
buraya bakmanızı istifadeniz adına çok isterim.
Str001'e, Aysima ve M. Münzevi kardeşime katkılarınızdan dolayı müteşekkirim.
Selam, meveddet ve samimiyetle...
Tek kişilik gizli empatik kale! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...
"Slogandır" demek, slogan(mı)dır?
Bu sayfada bir kaç kardeşim Allah'ın izniyle birbirlerine "hak"kın ne olduğunu anlatıp hakkı tavsiye ederken; yapılan bir yoruma bir yorumla eleştri ve yorumlar üzerinden de tatlı bir tartşma ile görüşlerini açıklamışlar.
Benim dikkatimi çeken bir kaç husus oldu ki bence gerçekten hak olan defalarca dile getirilmiş ve sabır biraz unutulmuşsa da ben önce neler yazdığımızı ve neler yazıldığını dikkatle okumayı ve sabrı tavsiye ederek başlıyayım. Çünkü bura da dışarıdan bütün yazıları okuyan biri olarak defalarca aynı durum farklı ifadelerle dile getirilmiş, fakat buradaki kardeşlerin kaleminin kuvveti yazıları anlam itibariyle en sınır da değerlendirmiş ve en ufak bir ayrıntıyı kaçırmaksızın çokta düzgün ifadelerle gerçek bir söz düellosuna dönüştürmüşler
DİYALOG yazısı ve dialog yazısına yazılan bu yorumları yazan bizlerin düşsel olarak birtakım farklılıkları olduğu ancak bu farklılıklarıda samimi olarak bir çizgiye getirmeden hayatı ikameye devam edersek bizlerin bunun hesabından sorumlu olduğunu hatırlatmak isterim.
Şimdi slogan denilmiş ve sloganlarla değil pratik hayatla (yaşayarak anlatın) denilmiş olan islam; benim kana atimcede yaşayarak ve pratik hayatla anlatılması gereken fakat artık teorik olarak algılanan islamın aslında bu sloganlardan hiçte uzak olmadığıdır. Evet slogan atmayalım ama sloganlaşmış dediklerimizide untmayalım. Bir diğer kaçırdığımızı düşündüğüm noktada slogan la konuşmayalım dediğimizin de sloganlaşmış olmasıdır. Kamil Kaya'nın ilk ve cevap verme mahiyetindeki ikinci yazısı genel çerçevede M. Rabia Taşbilek'in yazısından sadece müslüman müşrik ayrımı yapılması gerektiğinin eleştirisi olmakla beraber ifadelerde daha net bir yol çizmeyi irdelemiş.
Fakat yazılmış olan 10 tane yorumdada görüldüğü gibi bizi diyaolgtan yana sıkıntımızın varolduğudur. Yani bu konuda M.Rabia Taşbilek'in haklılığını görmek zor değil.
Ancak bahsettiğim diyalog Allaha (c.c)'ya hakkıyla inanlar için ve birbirlerine hakkı resulun örnekliği ile tavsiye etmektir.Ve bir diğer dikkatimi çeken durumsa M.Rabia Tabilek'in kendi yorumunda demiş olduğu "Zaten yazı özü itibariyle dinler arası diyalog çalışmalarına muhalif olarak kaleme alınmıştır." yine kendisin "Bu gün öyle güzel hizmetlere imza atılıyor ki,dünyanın dört bir yanında okullarımız türkçemiz ve gönül sevdalısı öğretmenlerimiz hizmet peşinde gurbetlerde ömür tüketiyorlar." ayrıca ...Muhterem FETULLAH GÜLEN hocamız... sözlerinin çelişki oluşturup oluşturmadığıdır.
Beden yana yalnış anlama varsa hakkınızı helal edin burada yukarıda söylediğim gibi dışarıdan okuyan biri olarak normal karşılamanızı bekliyorum.
Kamil Kaya içinse şunu söylemek istiyorum; yaş itibariyle kanın en hızlı aktığı yaşlarda olan ve yaşınızı dışında bilgi birikimi olarak iyi bir seviyede olsanızda prtatik hayatın daha başlarında biri olarak düşüncelerinizin ileride değişmeye veya yumuşamaya müsaittir; size tavsiyem sabırdır. Ve Doğru bildiğinizi doğru ifade etmezseniz doğrunuz sadece sizin için doğu olmuş olur; sizin anattığınız karşınızdakini sizi anladığı kadardır.Yani dolaylı anlatımla ve sesini yükseltmeden...:-)
Ben buradakiş herkesi düşsel olarak tek vucüt olmaya ve islamın öngrdüğü müslüman olmaya davet ediyorum.Çünkü genç kardeşimiz esas itibariyle yalnış şeylerden bahs etmiyor fakat itici bir yaklaşımı var.
Uçan balıktan adrese teslim mektuplar...
"Aşılması Gereken Zaaflarımızdan; Kuşatıcı Yapı Eksikliği"
Dağıstan Tuluğ kardeşim;
yorumunuzu okudum genel bir değerlendirme yapmışsınız, teşekkür ederim. Yorumları da bu değerlendirmenin içerisine katmanız da istifademize oldu.
Yalnız bir karışıklık olmuş sanırım;
"Ve bir diğer dikkatimi çeken durumsa M.Rabia Tabilek'in kendi yorumunda demiş olduğu "Zaten yazı özü itibariyle dinler arası diyalog çalışmalarına muhalif olarak kaleme alınmıştır." yine kendisin "Bu gün öyle güzel hizmetlere imza atılıyor ki,dünyanın dört bir yanında okullarımız türkçemiz ve gönül sevdalısı öğretmenlerimiz hizmet peşinde gurbetlerde ömür tüketiyorlar." ayrıca ...Muhterem FETULLAH GÜLEN hocamız... sözlerinin çelişki oluşturup oluşturmadığıdır." demişsiniz...
Koyu puntoyla belirttiğim cümleler bendenize değil kardeşimiz Aysima'ya aittir. Kendisine kısa da olsa "Dünyanın her yerinde Türkçemizin konuşulmasının bahsettiğim birliğe bir faydası olacağını düşünmüyorum hatta bazı nedenlerle Türk İslam Sentezi de aramızdaki diyalog çalışmasına zararı dokunan unsurlardan biridir kanaatimce." diyerek fikrimi ifade ettiğimi düşünüyorum. Şuan daha geniş bir muhkabelede bulunamayacağım, yolculuktayım. Eğer fikir paylaşımları bu başlık altında devam ederse yine selamlaşırız inşeallah. Dua ile...
Tek kişilik gizli empatik kale! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...
Muhabbet-le
Sayın Dağıstan Tuluğ kardeşim, evvela, bu konuya önceden yorum yapan şahsım adına, sağduyulu yaklaşımınız için teşekkürler.
"Slogandır" demek slogan(mı)dır? Ya da böyle demek artık slogan halini (mi) almıştır? Cevabımız evetse sürecin devamı şöyle gelecektir. "Slogandır demek slogandır" demek slogan(mı)dır? Bir bakıma söylediğiniz doğrudur. Ama tam burada durmak ve durdurmak gerekir. Geçmişe ait sloganist taassubu, sizin deyiminizle "sloganla" kesmek durumundayız. Sonrasında "slogan" dediğiniz şey bir panzehir olarak kullanılabilir. Müslümanların aralarında takınmış oldukları iletişimsizliği etkisizleştiren silahı kendine doğrutabiliriz. Sen de slogansın diyebiliriz. Ama bunu şimdi yapmaya kalkışırsak paragrafın başında değindiğim duruma döner, süreç aynen devam eder.
Anlatmak istediğim pratik ve teorik biraz faklı anlaşılmış. Demek istediğim şudur. Evet İslam teoriksel açıdan anlattığınız gibidir, hatta daha ilerisi vardır. Ama insan tarafından pratiğe dökülünce bir genişleme, bir genleşme meydana gelir. Bu insanın fıtratında vardır ve değiştirelemez. O sebepten teorik bilginin aynısını hayata geçiremiyorsak -ki öyle- özünü bozmayacak nitelikteki yakınlığına ve durumlarına göre müsamaha ve olurluk kazandırmalıyız. Diyalog kelimesi belki bize ayrık duruyor. Bu sadece Meryem Rabia kardeşimizin oldukça anlamlı ironik bir gönderisidir? Kasıt Müslümanlar arası iletişim ve muhabbettir.
(Konu dışı belki ama söylemeden geçemeyeceğim. Sadece okumak için gelen kardeşlerimiz, bunu nasıl beceriyorsunuz? Gerçekten size imreniyor ve tebrik ediyorum. Ben, omuzuma aldığım yükü yani okuyarak biriktirdiklerimi ya da bir kısmını indirmezsem taşıyamam. Yürüyemem, yeniden okuyamam. Yazı, okuyanlar var olduğu için güzeldir, okuyucular olmasalar yazının bir anlamı olmaz. Hepinize teşekkürler... )
Muhabbetle.
Mutmain Muhalif...
selam ! bir süredir devam
Selam!
Bir süredir devam eden diyalog ve İslam tartışmasını takip ediyorum. Benzeri diğer tartışmalarda da görebiliyoruzki biz Müslümanlar olarak iletişim ya da diyalog kurabilme yetisinden yoksunuz, yani birbirimizi anlayamıyoruz ya da anlamaya çalışmıyoruz. Şu halde biz birbirimizi anlayamaz hoşgörü gösteremezken başkalarına kendimizi nasıl anlatmayı düşünüyoruz acaba? Bu demek değilki "Diyaloğa karşıyım". Bundan o çıkmaz sanırım; ancak şu da bir gerçek ki Müslümanın en önemli görevlerinden biri kendisi dışındakilerle diyalog halinde olabilmek. Bu en mükemmel, tamamlanmış ve diğer bütün dinleri kapsayıcı bir din olarak gönderilen İslamın muhatabı olan Müslümana yüklenmiş ilahi bir görev fakat biz bu ilahi görevin ya da kapasitemizin ne kadar farkındayız ve diyaloğa nekedar hazırız sorun burda zaten. Diyalog gibi bir kavrama yeryüzünde bizim hakim olmamız gerekirken şu an bu kavramın içi Hıristiyanlık tarafından doldurulmuş ve bunu kendi istsdiği gibi servis yapabiliyor. Bu da kısmen zararımıza gibi görünüyor diyaloğa girsen bir dert girmesen iki.. Çözüm kendimizi yeniden keşfedip tarihi görevimizi yeniden üstlenmek için kolları sıvamak. "Zararın neresinden" misali...
Selam ve dua ile...