BİR AŞIK
- resul davutoğlu yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 802 kez okundu
- rastgele...
Bir aşık taş kesilmiş. Başı kolunda. Ağlıyor mu? Bilmiyorum. Gözlerini saklamış. Yalnız büyük bir kederi olduğu kesin. Ondan o yayılıyor sanki.
Düşmüş, kanatları kırılmış; görülüyor.
Kürsüde, bir elini sarkıtmış. Aşkı çok büyük, aşikar. Ve hüznü aşkı kadar.
Kanatları düşmüş. Hüznü mücessemleşmiş.
Sükutta nasıl o kadar his olur. Kelimesiz his nasıl o denli fırtınalaşır.
Hüznüyle melekleşmiş sanki.
O aşık büyük bir sanatkar. Duruşuyla, ağlamasıyla, haliyle; büyük bir sanatkar.
Bir melek ağlar mı?
Sonra martıların selamladıkları bir gemi. Sarı bir akşam. Değişik bir atmosfer oluşmuş.
Bir adam kitaplardan bir deryada. Ortamda sanki toz var. Neden tozlarla kitaplar yaren olmuş. Tozluluğumuzun bir sebebi de bu mu?
Ve sandallar. Kim gitmek istiyor. Sandal gitmek isteyenlerin remzi.
Bir saray ve açığında bir sandal. Göller ve sandal. Ve bahçeler.
Bir sarayın karşısında bir sandal. Hülyalara kapı bu. Rüyalara ses. Hayallere resm.
Ve bir metruke. Terkedilmiş bir viran. Yıkılmış, dökülmüş, mahzun bir eski mamure.
Bitim her yerde kötü. Başlangıç her zaman güzel.
Sanki bir sergide dolanıyorum. Seçme eserlerle dolu bir salondayım sanki. Ama bir eseri diğerlerinden farklı görüyorum. Taş kesilmiş bir aşık intibaı veren, melek görünümlü, değişik bir şey. Etkileniyorum ondan.
Uzayan kolları. Kendini bırakmışlığı, aldırmazlığı.
Mikelanjelo'nun Davut'u hayat, canlılık ve gurur. Bu hüzün. Da Vinci'nin keskin çizgilerle çizdiği kendi portresi gibi. Ama onda hüzünle beraber kasvet de var. Bu sade hüzün.
Yüzünü görmememiz belki iyi. Dehlizlerine giremiyoruz. Mazisinin izini süremiyoruz. Labirentlerinde sakladığıyla karşılaşmıyoruz.
Ve bir ev. Yanlız bir ev. Ve bütün yanlızlar gibi. Veya bütün yanlızlığının farkında olanlar gibi.
Bir tepede.
Yalnız asıl figür taş kesilmiş aşık. Bu kadar hüzün niye? Başını bir kaldırsa, gözlerini görsek, bir karara varsak, rahata ersek.
Bırakılmış kolu. Kolundaki başı. Kırılmış kanatları.
Mayası nedendir o abidenin. Harcına ne katılmış.
Evler, sandallar ve hep bulutlarla mestur güneş.
Sandaller sanki cevap verememekten mükedder. Bulutlar, güneşe yaptıklarıyla küstah. Ev yaslı bir kadın gibi. Tepenin camileri asude. Kitaplar arasındaki adam varlığından geçmiş. Martılar gemiye en güzel şarkılarını söylüyor. Etrafında dolanıyorlar. Selamlıyorlar.
Hava gözlerin renginde.
Ama bunların hepsini ikinci plana atan bir şey var. O sessiz ağlayan figür. Saçları görünen yüzünü gizlemiş metruk. Kim o bedbahtları andıran. Veya kimin elçisi.
Taş can olmuş. Taş alev. Taş ateş olmuş.
Mikelanjelo'nun Musa'sı camid bir şey. Mağrur. Elini sakalına dolamış biri aldırmaz.
Bu ışık. Boynunu bükmüş bir gerçek.
Taş konuşmuş.




yaş konuşmuş taşla
Islak bir kelime inmiş hüzün elbisesine. Çıkardığı kaskatı kesilmiş masallardan ufku açan bir söyleyiş dermiş. Cümlelerin konuşmasıdır bu dalgalanan göklerde. Anlamaktır kelimenin arkasına düşen gölgeleri.
Hoştu güzeldi.
''Taş can olmuş. Taş alev. Taş ateş olmuş. '' Taşın can olması yanıması aleve oradan bir hayat gibi çıkması...
''Bitim her yerde kötü. Başlangıç her zaman güzel...'' Ve de başlangıcın ve bitişin talihidir insanoğlunda yansıyan.
edebiyatın yeni baharı Filbahar