MUSA'NIN ASASI

Kategoriler:

İslami topluluklar içerisindeki fertlerin birçok zafiyetlerine tanık olmuşuzdur. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi mala aşırı tamah gösterilmesidir.Tabiİ bu kardeşlerden birçoğu bu dünya kazançlarına dair aşırı ilgilerinin farkında da olmamaktadırlar. Zaten içinde bulundukları topluluğun pozitif etkisiyle de bu zafiyetleri saklı kalmaktadır. Müslümanlar'daki bu ahlaki zafiyetler çoğu zaman bir öfke sinir anında ,büyük bir anlaşmazlıkta ya da denenme anında ortaya çıkabilmektedir. Çünkü unutmamak lazımdır ki, öfkenin sahtesi olmaz. Tabii ki yıllarca farkına varılmamış bu gizli sorunlar bir anda islama gönül bağlamış kardeşlerini zor durumda bırakabilmekte davaya çok olumsuz zararlar verebilmektedir. Şurası kesindir ki kendisine verdiği zararlar çok daha vahim bir durumdur. Dünya kazançlarına dair bu olumsuz ilginin sınav sonuçlarımızı olumsuz etkilediği bir gerçektir. Burada yapmamız gereken asıl şey dünyayı içimize almamak, onu yönetmeye çalışmaktır. Kontrolümüzün elimizde olması gerekmektedir. Bir gemi için ,dışında olduğu zaman deniz çok faydalı bir etmendir, fakat içerisine onu almaya başlarsa bu geminin yok olması, batması anlamına gelir. Bizim de dünya kazançlarına karşı ilişkilerimiz bu düzlemde olmalıdır. Unutmayalım bu tarz olumsuzluklarda asıl zararı kendimiz görürüz. Yani öteki dünyamızda geri dönemeyeceğimiz, düzeltemeyeceğimiz sorunlarla karşılaşabiliriz.Bu konuları Taha suresindeki birkaç ayetle işleyebiliriz. Allah diyor ki;

17- “O sağ elindeki nedir, ey Musa?”

18- [Musa:] “Bu benim değneğim” dedi, “buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu.”

Ayette geçen değneğin yani asanın işlevlerine baktığımızda Hz Musa'nın ona dayanarak yorgunluğunu atması,dinlenmesi,davarlarına yaprak silkelemesi "dünya geçimliği" manalarına gelir. Bir de başka yerlerde kullandığını söylediği şeyleri de çoğaltabiliriz. Kısacası onun o zamanki dünya hayatında onun geçimine yardımcı olan bir vasıta. Şu an için bizim yorgunluğumuzu attığımız evimiz ya da arabamız, geçimimiz için çalıştığımız işimiz v.b şeyler olabilir. O halde Allah Hz Musa’ya Diyor ki ;

19- “Şimdi onu yere at, ey Musa!” dedi.

Şimdi yukarıdaki anlatımımızla birlikte bu ayetin çok sıradan bir emir olmadığı anlaşılmıştır herhalde. Hz Musa’ya söylenen şey "Ya Musa! Dünyalığını, i şini, aç kalma pahasına da olsa bırak, ondan vazgeç, Rabbine güven." Bu mesajla tabii ki bizler de karşılaşmışızdır. Hz Musa’nın gösterdiği mutlak itaati göstermiş miyizdir bilemem ama sözün zorluğu ortada. Yani malımızdan davamız uğruna vazgeçmek hiç de kolay bir eylem değil. Rahat yaşamımızı arkamızda bırakmak, bir tercihte bulunmak... Ayetlerle devam edersek;

20- Bunun üzerine, [Musa] onu yere attı; bir de ne görsün! Hızla akan bir yılan oluvermişti o

21- “Onu tut” dedi, "ve korkma! Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz."

Yine Hz Musa'nın şaşkınlığına şahid oluyoruz. Asa yani arkasına attığı malı mülkü müjdeye dönüşüp yılan olunca korkuyor, bir başka ayette de bir an için kaçtığı söyleniyor. Yani Hz Musa Allah'ın emirlerini yerine getirirken bunun kendisine yardımcı olacak, sihirbazların sihrini yutacak bir yılan olacağını bilmiyor. Allah'a imanı, ona gerçek manada güvenmesi Allahın ona hediyesi olarak dönüyor. Hayatımızda bunları düşünürken bizlerin de sahiplendiğimiz dünya kazançlarını Allah için verme noktasında onun bizlere yardım olarak geri geleceğini düşünmeliyiz. Yani asalarımızı atmada tereddüt etmemeliyiz. Rabbimize güven duymalıyız. Bu emri veren sıradan insanlar değil bizleri her yönüyle tanıyan yaratan Rabbimiz. Arkamıza atmamız istenecek olan mallarımızı sahiplenmeyelim. Bir yerlerde mutlaka Allah onlardan vazgeçmemizi isteyecektir. Elbette bu bir sınav ve eğitim aracıydı, Kur'an'da rabbimiz bunu bizler için de bir sınav ve eğitim aracı kılmıştır. Malından vazgeçmeyi öğrenen bu samimi kuluna ne diyor sonra Allah biliyor musunuz ? Rabbimiz diyor ki;

24- [Ve şimdi artık] o Firavun'a git; çünkü o gerçekten her türlü ölçüyü çiğneyip geçti.”

Arada diğer kısımları tanımlayan iki ayet daha vardı, onları almadım. Hemen sonra gelen bu ayete baktığımız da sanırım bizlerin uyması gereken metodu Rabbimiz çok güzel açıklıyor. İçsel arınmayı başaramamış, malını arakaya atmayı becerememiş Müslümanların Firavun'a ya da çağın zalimlerine karşı savaş açması söz konusu olamaz. Malını vermeyi beceremeyen canını veremez. Bu mesajla karşılaşan içsel arınmalarını tamamlayamayan kişilerin sizleri yarı yolda bırakacakları da bir gerçekliktir. Düşünsenize ; denenen yüzlerce ilişkide Müslüman iki kişinin bile bir arada ortak ticari ilişkiler kuramadıkları görülmüştür. Ticari ilişkileri bittiği gibi ebedi olarak dostluklarına, kardeşliklerine de son vermişlerdir. İlişkilerinde dünyalıklarından vazgeçemeyen Müslümanların nasıl olup da topukları arkasına dönüp kaçmadan omuz omuza savaşacakları, zalimleri uyaracakları düşünülmesi gereken bir gerçekliktir. Unutmayın ki bu tarz zafiyetlerimizle Ebu Leheb'lerin ellerini kurutamadığımız gibi potansiyel olarak da düşmanlarımız tarafından satın alınacak konumdayızdır. Zaten İslam coğrafyasındaki büyük komutanlar hep bu eksik, sorunlu, yakın arkadaşları tarafından arkalarından vurularak şehit edilmişlerdir. Ya da dava arkadaşları onlara sırt çevirmiş, onları yarı yolda yapayalnız bırakmışlardır. Öyleyse asalarını, dünyalıklarını atmaya tereddüt etmeyen kardeşlerle uzun soluklu yürüyüşlere çıkılabilir. Bunlar Allah'ın da onayladığı gerçek kardeşliklerdir. Konfüçyüs’ün dediği gibi;’’Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.’’ Allah'ın ayetleri gerçek manada anlaşılamıyorsa bunlar sindirilemiyorsa ya da sırası birbirine karıştırılıyorsa ,zalim kişilerle mücadelede de sorunlar yaşayabiliriz. Onların güçlerini tartamayabiliriz. Hatta çoğumuz özgüvenimizi toplayıp uyaramayız bile onları. İnşallah Allah'ın kuran da belirttiği sözlerinde bir araya gelip kardeşliğimizi Rabbimize onaylatabiliriz. İşte o zaman Hz Musa’nın imanını da kuşanabiliriz.

Selam ve dua ile...

Hikmet Ertürk

Hz.Muhammed a.s a selam olsun

Ahad olan Allah'ın adıyla,
Öncelikle kardeşimi,sünnetullaha hizmetinden ötürü kutlarım.Tabii,bu vesile ile tüm hizmet eden dostlrıda kutlarım.Her müslüman yapabildiğine ek olarak salavat getirmeli. Yüz ikiyüz beşyüz gibi.salavat o mübareğin kendisine olduğu kadar onun vekiline ve müminlere duadır.işleri kolaylaştırmaktır.Yeryüzü şavaşları kolaydır. Olup bitmiş savaşlardır.
Esaa olan gökyüzü savaşlarıdır. Onu yapan kutba yardım salavatla mümkündür.O dünyanın yegane garibi,neredeyse tek başına savaşta şimdilerde.SEVGİLERRİMLE...

İlim ALLAH'a götürür...

Şöyle bir yazı

Şöyle bir yazı yayınlamışım site ana sayfamdan:

Telefonuma bir mesaj aldım dün, okuduğumda etkilendiğim.. gönderen kimliğini fark edince bir kat daha arttı bu etkilenme..
Mânevî kimliğine çok saygı duyduğum bir 'gönül dostu' idi mesajın göndereni..! Aktarıyorum:

Dünya bir âlettir ustaya KULLANIR
Dünya bir gaflettir çırağa ALDANIR...!!!

Ne diyeceğimi bilemiyorum..Aldananlardan olmamayı diliyorum, tüm sevdiklerim için de..

Bu duygular beni ne kadar düşündürmüştür.Arayış içerisine girmişimdir, her şeyden vaz geçip inzivaya çekilmek bile geçmiştir aklımdan...
Sonra aklıma başka kıssalar gelmiştir.
Hatırımda kaldığı kadarıyle anlatmayı deneyeyim:

İki kardeş var.Bir tanesi, şehirde ayakkabı tamirciliği yapıyor.Diğeriyse, derece kazanmak istiyor ve insanlardan uzak bir yerde ibadete koyularak yaşamayı seçiyor.
Keramet gösterecek hâle geliyor zamanla...
Aklına kardeşi geliyor, bir ziyaret edeyim diyor.Süt sağıyor, mendiline koyuyor ve kardeşinin yanına gidiyor.
Dükkâna bir kadın geliyor ayakkabı tamiri için... Bakışları kadının ayağına takıldığı anda, süt, mendilden damlamaya başlıyor.
Bunun üzerine kardeşi, mânidar bir söz söylüyor.Net olarak hatırlayamadığım için, hiç yazmamayı tercih ediyorum.
(Bir şeyi hiç bilmemek, yanlış bilmekten iyidir, diye düşünürüm.)

Kısacası, insanlarla bir arada yaşarken, bir şeyleri başarabilmek esas marifet, zor olanı bu zannederim.
Aynı zamanda pek çok kişiye iyilik yapma fırsatı da yakalıyabiliyor insan ki bu da çok lezzetli bir ikram gibi geliyor bana...
İnsan ilişkilerine önem veririm.

Konuyu dağıttığımı zannederim.Ne demek istediğinizi anlamadığımdan değil de; yazdıklarınızın bende çağrıştırdıklarını ifade etmek istediğimden, yüreğim buralara taşıdı beni...

Güzel söylemişsiniz. Sizin söylediğiniz anlamda da bir ortaklık yürütmeyi denedik ve karşımızdaki insan çok ilim sahibi, çok üstün özellikleri olan bir kimse gibi gelmişti bize...
Maalesef yürümedi.
Bu toplumda, bu gelinen noktada, insan gibi insan bulup bunu başarabilmek, belki de mendilden sütü damlatmama kerametini gösterebilmekten de zor, 'teşbihte kusur olmaz', diyerek ifade etmeye çalışırsam...

Yine de her insan, kendi imkânları doğrultusunda yapabileceğini yapmalı, olumluya yönelik...
Mevlâmız yardımcımız olsun, dilerim.

Sağ olunuz efendim. Emeğinize, yüreğinize sağlık...
Teşekkürler ediyorum, güzel düşünceniz, değerli paylaşımlarınız için...

Saygı ve sevgiyle...
Hayat

Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."

hayat eylül kardeşime


sizler çok farklısınız itiraf etmeliyim.Olumlu manada yani.birşeyleri düşünüyor ,anlamaya çalışıyor olmanızda güzel.Anladığım kadarı ile yaşadıklarınız ve yaşadıklarınızı tecrübeye dönüştüren bir yanınızda var.hele ki şu sözlerin her zerresini hissediyor ve sizinle paylaşıyorum.
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
en emin olana emanet olun.