DOSTOYEVSKİ MEKTUPLARI // 1 Ocak 1868

Kategoriler:

Yeğeni Sofia Alekandrovna’ya
Cenevre, 1 Ocak, 1868
Benim sevgili ve değerli Soneçka’m.
İsteğine rağmen, yazdığın mektuba bugüne kadar susup, bir cevap veremedim. Ama sana şerefim üzerine söz veriyorum, bundan böyle sana her ay, muntazaman mektup yazacağım. Alexander Pavloviç’e yazdığım mektubumda, elimden geldiği kadar bu sessizliğimin sebeplerini açıklamaya çalıştım. Bütün bu süre içinde öylesine sinirli ve huzursuzum ki, kurtuluşu, kendi içime kapanmakla bulacağımı hissettim. Böylelikle, acı ve üzüntülerimi yalnızlığımda taşıyabilecektim. O günlerde sana mektup yazmak, gerçekten çok güç geldi bana. Sonra ne yazabilirdim ki? Sana kötü davranışlarımdan, yıkık sinirlerimden mi bahsedecektim? (nasıl) olsa bu mektubumda açıklıkla belli olacaktı.) Bütün bu saçmalar gerçekten yersiz. Son derece güç bir durumdayım. Bütün geleceğim çalışmama ve eserime bağlı. Viestnik’den sadece 4.500 ruble avans almadım, onlara şerefim üzerine söz verip, ayrıca bu sözümü her mektupta da tekrarlıyarak, romanın gerçekten yazılacağını bildirdim. Ama yazı hazırlanıp da. tam yayınevine gönderilmek üzereyken büyük bir kısmını yok etmek, yırtmak zorunda kaldım. Zira yazdıklarım, beni gerektiği kadar memnun etmemişti. Ve eğer kişi kendi eserinden memnun olmazsa, o eserin iyi olmasına imkân yoktur. Böylece yazdıklarımın büyük bir kısmını attım. Öyle ki, bütün borçlarımın ödenmesi, şimdiki halim ve bütün geleceğim, bu romana bağlıydı. Üç hafta evvel (Bura takvimine göre 18 Aralıkta) yeni bir romana başladım. Şimdi de, gece gündüz, bunun üzerinde çalışmaktayım. Kitabın fikri çok eski, ama daima, eskiden beri beğendiğim bir fikir. Ama kadar bunu ortaya çıkaracak cesareti kendimde bulamadım. Eğer bu çalışmaya başlıyorsam, bunun tek sebebi son derece umutsuz bir durumda olmamdan ileri geliyor. Ana fikir, gerçekten mükemmel bir asil adamın hikâyesi. Bu ise dünyada yapılabilecek işlerin en zoru, hele bu günlerde. Bütün yazarlar, sadece bizimkiler değil, yabancılar da mutlak güzelliği belirtebilmek için bir sürü arama yaptılar ama hepsinin çalışmaları birbirine eşitsiz oldu. Zira bu son derece güç bir şey. Burada ana fikir güzellik. Ama bu fikirler, bizde olduğu gibi, medenî Avrupada da uzun zamandan beri sallanıp durmada. Dünya üzerinde, gerçek ve mutlak güzelliği temsil eden tek bir kişi vardır, o da Hazreti İsa. Bu sınırsız güzel kişi de, aslında, elbette ki büyük bir harikadır. (Aziz John yazdığı İncilde devamlı olarak bu düşünceden bahseder. John bu güzelliğin insan şeklinde, hayal gibi ortaya çıktığını görmüştür.) Açıklamalarımda çok fazla ileri gittim. Sana şunu da söyliyeyim ki, bence Hristiyan edebiyatının asil kişileri içinde en mükemmeli bence Don Kişot’tur. Don Kişot, asil olduğu gibi aynı zamanda da komik bir kişi. Dickens’in Pickvvick’leri (Don Kişot’tan çok daha zayıf kişiler olmakla beraber, büyük bir eserdir bu) de komiktirler ki, bütün büyük değerleri de bundan ileri gelmektedir. Okuyucu kendi kıymetinin farkına varmadan, onlara karsı bir sevgi ve şefkat duyar. Mizah yazılarının en büyük sırrı da okuyucuda bu sevgiyi uyandırabilmektir işte. Aynı şekilde Jean Valjean (Not: Hugo’nun «Sefiller»inin kahramanı) dikkate değer bir denemedir, ama o, okuyucunun sevgisini sadece, korkunç kaderi ve toplumun kendisine yaptığı haksızlıklar sayesinde kazanır. Ben şimdiyedek buna benzer olumlu bir şey bulamadığım için kitabımın tam bir başarısızlık olmasından korkuyorum. Tek ayrıntılar belki o kadar kötü olmayacak. Ama korkum romanın sıkıcı olabilme ihtimali. Çok geniş ve uzun bir şey olacak. Birinci kısmı, yirmi üç günde tamamlayıp, geçenlerde yolladım. Birinci kısımda hiç bir hareket yok. Sadece itiraflardan meydana-gelen bir önsöz. Kitabın bütününe hiç bir zarar vermiyeceğini biliyorum, ama, ne bir şeyi aydınlatıyor ne de bir mesele veya olayı ortaya koyuyor. Tek isteğim, okuyucuda ikinci kısmı okumak için bir merak uyandırmak, ikinci kısma bu gün başlıyorum ve bir aya kadar da bitireceğim. (Her zaman böyle çabuk çalışırım.) Bunun birinci kısımdan çok daha kuvvetli ve anlamlı olacağına inanıyorum, işte böyle sevgilim, bana başarı ve iyi talihler dile. Romanın ismi «Budala» ve bunu sana adıyorum Sofia Alexandrovna. Sevgili dostum, umarım ki kitabım bu adamaya yakışacak bir değerde olur. Elbetteki ben kendi kitabım hakkında bir hüküm veremem, hele içinde bulunduğum bu heyecanlı durumda...
Sıhhatimden hiç bir şikâyetim yok. En ağır çalışmalara bile dayanabiliyorum. Ama, Anna Grigorovna’nın durumu yüzünden fazla üzülmem zor duruma düşürüyor beni. Dört ay daha çalışacağım Ondan sonra Italyaya gitmeyi umuyorum. Şu anda yalnızlık, çalışmamın temelini teşkil ediyor. Fedya ve Paşa beni gerçekten kederlendiriyiyorlar. Bu postayla Fedya’ya da mektup yazacağım. Dışarda, yaşamak, tüm olarak fazlasıyla dert ve güçlük dolu. Rusya’yı korkunç derecede özledim. Anna Grigorovna ile birlikte oldukça yalnız yaşıyoruz burda. Günlük hayatım şöyle geçiyor: Geç kalkıyorum ateşi yakıyorum (son derece soğuk burası) kahve-içiyoruz ve ben çalışmaya başlıyorum. Saat dört sularında bir lokantaya gidip, iki frank’a (şarapla beraber) yemek yiyorum. Anna Grigorovna evde yemeyi tercih ediyor. Yemekten sonra bir kahveye gidip, kahve igiyor ve MoskovsTcoie Viedomosti (Moskova haberleri) ile Golos’u (Not: Moskovanın sesi. Önemli bir gazete) A’dan Z’ye kadar okuyorum. Hareket etmek için yarım saatlik bir yürüyüşten sonra eve dönüp yeniden çalışmaya başlıyorum. Yeniden ateşi yakıyorum, kahve içiyoruz ve çalışıyorum. Anna Grigorovna, son derece mutlu olduğunu söylüyor.
Cenevre, sıkıntılı mânâsız, Protestan ve budala bir şehir. Rezil bir iklimi var ama, çalışmak için gerçekten mükemmel.
Rusya’ya Eylül ayından evvel dönebileceğimi hiç sanmıyorum. Ah sevgili yeğenim. Gelir gelmez de ilk işim sen kucaklamak olacak. Hâlâ dönüşümde bir dergi çıkarmak düşüncesi ile vakit kaybediyorum. Ama bu da şimdi yazdığım romanımın başarısına bağlı. Düşün bir kere, bu kadar sık çalıştığım halde yolladığım kısmın Ocak sayısına yetişip yetişmiyeceğinden emin değilim. Yoksa bu benim için çok kötü olacak.
Seni kucaklar ve öperim. Daima senden yana olan dostun,