MECNUN'UN DEVESİ


Mecnun Leyla’sının köyüne gitmek için dişi bir deveye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise geriye dönmekti. Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bunu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun olduğu yere doğru giderdi. Mecnun kendine gelip baktığında, bulundukları yerden çok daha geriye gittiklerini fark ediyordu. Bu yolculuk iki-üç gün böyle sürdü. Mecnun yıllardır yollardaymış gibi şaşırmış kalmıştı. Baktı ki bu yol böyle bitmeyecek, deveden indi ve:“Ey deve!” dedi. “İkimiz de aşığız. Fakat aşklarımız birbirine zıt, birbirine aykırı! Demek ki biz, birbirimizle yol arkadaşlığı yapmaya uygun değiliz. Senin sevgin de, yuların da bana uymuyor. O halde en iyisi ayrılalım!” diyerek deveyi bıraktı. Ve yalınayak yürüyecek de olsa çölü aşıp amacına Leyla’sına kavuştu.

Bu hîkayede geçen ‘Mecnun’ insan ruhunu temsil ediyor. Ve ruh, Ezelî bir Sevgiliye yani Rabbine muhtaçtır. ‘Deve’ ise nefistir. Maddî arzuların sembolüdür. O da yavruları olan heveslerin ardından koşmaktadır.Ya da maddi arzularının peşinden giden ,dünyayı sadece oyun ve eğlenceden ibaret sanan, heveslerinin ardından koşan kötü ruhlu arkadaşlarımızı temsil ediyor. Bunu hayatımızda binlerce kez yaşamışızdır.Hayatımızı ilahi olanla değiştirmeye karar verdiğimizde kıramadığımız bir arkadaşımıza uymuşuzdur ve her zaman "Bir seferden ne olur? Beni seviyorsan, yapmasan da benim için yanımda ol’’, sözlerine kanıp, emeklerimizi heba etmişizdir. Hem de bu arkadaşlıklarımızı Allah'ın uyarılarına rağmen yapmışızdır. Rabbimiz diyor ki;

Siz ey imana ermiş olanlar! Eğer gerçek müminler iseniz, inancınızı küçümseyen ve onunla eğlenenleri –bunlar ister sizden önce vahiy verilenlerden, isterse [bu vahyin] hakikati[ni] inkar edenlerden olsunlar– dost edinmeyin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun : Maide-57

Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Resulüdür ve Allah’a tam boyun eğerek namazlarını hakkıyla ifa eden, zekâtlarını veren müminlerdir : Maide-55

Müminler, müminleri bırakıp hakikati inkara şartlanmış olanları dost edinmesinler çünkü bunu yapan, Allah ile bütün bağını koparmış olur- kendinizi onlardan korumak için bu yola başvurmanız hariç- Ancak Allah, Kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder, çünkü bütün yollar Allah'a varır : Al-i İmran-28

Onlar müminleri bırakıp kafirleri dostlar ediniyorlar. Acaba onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref bütünüyle Allah’ındır : Nisa-139

Rabbimizin uyarıları tabii ki birbirimizi bırakmamak, sıkı dostluklar, bağlar kurmak, ötekiler kavramımızı netleştirmek üzerine bina edilmiş. Bizden olmayanlara karşı takınmamız gereken tavrın çerçevesi çizilmiş. İnancımızı küçümseyen ve onunla eğlenenleri, namazlarını hakkıyla kılmayanları, zekatlarını vermeyenleri, hakikati inkara şartlanmış olanları dostlar edinmememizi öğütlüyor. Eğer gerçekten inanıyorsak ; arkadaşlarımız, dostlarımız; inancımızı sahiplenen, Allah’a tam bir teslimiyetle boyun eğerek namazlarını hakkıyla ifa eden, zekatlarını veren müminlerdir, Allah’tır ve O’nun Resulüdür. Günümüz cahiliyesindeki arkadaşlık kavramı ise hayattan olabildiğince fazla haz alma, dünya metaını elde etme ve nefisleri tatmin noktasında Allah’ı dikkate almadan yaşanan sefil hayatların kesişmesi üzerine bina edilmektedir. Anlaşmazlık noktaları hep dünyaya dair kazanımlarda yaşanılan sorunlarla ilgilidir. İlişkileri, birbirlerine biçtikleri değer ölçüsü, makam-mevkii ve statüleri sayesinde işlerini yaptırabiliyor olmalarıyla alakalıdır. Yaşamları, yürüyüşleri, salt tanışıklıklar ve bu tanışıklıkların kendilerine sağladığı -haklı ya da haksız- faydaları üzerine kuruludur. Kısacası hep bu dünyayı ölçü alan, başka dünyası olmayan bir arkadaşlık biçimi... Söz konusu şey, dünya ve kazançlar ise ilişki biçimleri acımasızdır. İlişkilerinin başkalarını karşılıksız düşünen, sıkıntılarını gideren bir yanı yoktur. Bu dünyada "düşenin gerçekten dostu yoktur." Tabii ki resmin öteki yüzünde bizler varız. Dünyaya ne kadar bağlandığımız, hayatımızın ve dostluk ilişkilerimizin ötekilerle ne kadar benzeştiği sorgulanması gereken bir vakıa. Arkadaşlık ilişkilerimizin eksenini vahyi doğrular mı yoksa dünyaya dair geçimlik endişelerimiz ve sahiplenme duygularımız mı yönlendiriyor? Bunları denenen her Müslüman yaşamıştır ki, genel olarak maddi menfaatler ilişkilerimizde daha belirleyicidir. Zamanımızın çoğunu, bir başka ifadeyle günümüzün büyük bölümünü iş aletlerimizle olan ilişlilerimiz almaktadır. Zaten dostluk ilişkileri kurmaya zamanımız bile yok. Vahyi bilgilerin yaşanılırlığı, biz nasıl düşünürsek düşünelim arta kalan zamanlarımızda yer almıştır. Bu mazeretlerin Rabbimiz huzurunda geçersiz mazeretler olduğu bilinci ile ilişkilerimizi asıl olana dönüştürmek ve pek tabii vahyi kuşanan arkadaşlarımızla, kardeşlerimizle olan sıkı dostluklarımızla mümkündür. Yukarıda bahsi geçen 'Mecnunun devesi' gibi sevgileri, hedefleri, aşkları farklı olan arkadaşlarımızla iyi olana yürüyüşümüzde yol kat edemeyeceğimiz aşikardır. Çünkü mecnunun devesinde olduğu gibi eğer İslami yaşantımızdaki hislerimizde gevşek davranırsak bu arkadaşlarımız bizleri kendi müptelası oldukları sefil hayatlarına ortak edececeklerdir. Böylece sürekli başladığımız noktaya geri döneceğiz. Mecnun, sevgi ve değer yargıları farklı olan devesini kendi sevdasıyla baş başa bırakıp yalın ayak da olsa çölü aşıyor ve sevgilisine kavuşuyor. Söz konusu amaç bizim içinde aynıdır. Allah’ı dikkate alarak ebedi bir hayatı, cenneti arzuluyorsak zorluklara katlanmalı, arkadaşlarımızı seçerken, rüku eden, secde eden, sevgileri Allah'a olan kişileri arkadaş olarak seçmeliyiz, develerle arkadaşlık yapmamalıyız. Yoksa bu arkadaşlarımız gafletimizden faydalanarak bizleri kendi heva ve heveslerine tabi duruma getirebilirler.

Benim çok üzüldüğüm ve anlam veremediğim olay; tevhidi mesajla karşılaşan kardeşlerimizin aynı davayı savunan kardeşlerine duyacakları özlemi kendileri açısından 'arınmak' olarak nitelendirmemeleridir, ayaklarının birbirlerine doğru gitmemesidir. Kardeşlerinin yanında mutlu olmayı becerememektedirler. Birbirimizi gördüğümüzde yüzümüzdeki gülümseler o kadar sıradanlaştı ki, ışık vermiyor artık. Birbirimizle yaptığımız musafahalarımız bile unutuldu, hatta nerdeyse geçmişin tozlu sayfalarında öylece kalakaldı. Farklılıklarımız birbirimize karşı davranışlarımızdaki mesafeyi belirlemeye başladı. İnşaallah bu zafiyetlerimizi tekrar gözden geçiririz. Çünkü kardeşleriyle mutlu olmak, onlara karşı özlem duymak, yanlarında olma ihtiyacı hissetmek, onları ötekilerden daha değerli bilmek imanla alakalı bir hadisedir. Malımızı paylaşmayı beceremesek de gülümsemelerimizi, birbirimize karşı ilgi ve alakamızı kardeşlerimizden eksik etmeyelim. İnşaallah Allah bizlerden bu sevgiyi çekip alarak imanımızı boşa çıkartmaz. Tabii burada bütün zamanını Allah'a inkara şartlanmış, onun emir ve yasaklarını görmezden gelen ve kendilerini Müslüman zanneden topluluklarla geçiren insanlardan bahsetmeye gerek duymuyorum. Çünkü bu arkadaşlar Allah'ın apaçık ayetlerine rağmen yanlış insanlarla birlikte olup Rabbimizin bahsettiği kardeşleriyle birlikte olmaktan kaçınıyorlarsa bizim bu konuda söyleyecek pek fazla bir şeyimiz yok. Peygamberimizin dediği gibi "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Rabb'imiz bu arkadaşların Müslüman kardeşlerinin yanında olduklarını kabul etmeyecektir. Öyle ki, yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere kabul etmeyeceğini, üstelik kendileriyle bağlarını da ebedi olarak koparacağını bildirmektedir. Bu tarz arkadaşlıklarımıza sınırlamalar getirmeden ilahi olanı yaşamak mümkün değildir. Allah’ın bunca ikazına rağmen ters bir yolda ilerliyor olmamız bizleri hiçbir zaman varılması gereken yere ulaştırmaz. Kaldı ki, bu konuda bir tercihte bulunmak bizlere bırakılmış bir inisiyatif değildir, aksine bu Rabbimizin bir emridir.

Hayatımızı vahiyle iyi olana dönüştürmek istiyorsak arkadaş edindiğimiz kişileri tekrar gözden geçirmek zorundayız. Allah'a rağmen yaşadıkları sefil hayatta ısrar ediyorlarsa onlarla yolculuk yapmaktan vazgeçmeliyiz. Aksi halde yaşam içerisindeki gevşek anlarımızda bizleri kendi saflarına dahil edebilirler. Böylece öteki dünyada yanacağımız ateşin yakıtını da bu dünyadan kendi ellerimizle götürmüş olacağız. Geçici olan bu dünyadaki tercihimiz ebedi olanı kaybetmemize sebep olacaktır. Üstelik İslam’ı yaşamayı o kadar çok istiyorken, sevgi ve değerleri farklı olan arkadaşlarımızı kıramadığımız, onların yaşantılarından uzaklaşamadığımız için. Öyleyse kalplerinin temiz olduğunu iddia ederek günah işleyen bu arkadaşlarımıza şunları söyleyelim : "Bütün bir ömrünüzü içki masalarında hayata meydan okuyup sorunlarınızı unutmaya çalışmakla geçiremezsiniz. Hayatınız sürekli peşinde koştuğunuz kız arkadaşlarınızla yaşadığınız aşklardan, red cevabı aldığınızda kadehlere sarıldığınız garip duygusal durumlardan ibaret değildir. Sorunlarınızı aklınızdan kaçarak, unutmaya çalışarak halledemezsiniz. Allah’a yaklaşmak için kullanmanız gerken zamanı acımasızca tükettiğiniz kahvehane köşeleri iyi olanı kuşanacağınız yerler değildir. Daha önce hiçbir özelliğini bilmediğiniz, sadece kare ası atıp oyunu kazanmanızı sağlayan masa arkadaşınıza duyduğunuz sevgi sizi ateşe götürecek anlamsız bir sevgidir. Geleceğinde kuşku olmayan bir güne hazırlanmak zorundasınız. Rabbimiz diyor ki :

SİZ EY imana ermiş olanlar! Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, Şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değildir. O halde onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz! Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, (artık) vazgeçmeyecek misiniz? Maide 90-91

Dikkat edin ! Yukarıdaki ayet kalblerinizin temiz olmasından, arkadaşlarınızla çayına, kolasına oyun oynamanızın kumar olmadığından bahsetmiyor. Ayrıca sarhoşluk veren şeylerin, şans oyunlarının ve akıp giden zamanın sizleri Allah’ı anmaktan ve namazdan alı koyacağından bahsediyor ve artık bu tarz şeylerden vazgeçmenizi istiyor. Aksi halde hiçbir zaman mutlu olamayacağınızı söylüyor. Şeytan işi pislikler olarak tanımlanan bu davranışları terk etmenizi emreden hepimizin yegane yaratıcısı olan Rabbimiz değil mi ? O halde aramızda tartıştığımız gibi bu sözleri sıradan sözler gibi tartışma konusu yapamayız. Müslüman olma iddiasında bulunan bizlerin yapması gereken tek şey sözü işitip itaat etmektir. Bu tarz arkadaşlık ortamlarından uzaklaşmadığımız takdirde emeklerimiz her daim boşa gidecek ve varmamız gereken hedefe hiçbir zaman ulaşamayacağız.

Hiç kimse bir diğerinin alternatifsiz olduğunu, onunla yollarını ayırdığında yalnız kalacağını düşünmemeli ve bunun korkusunu yaşamamalıdır. Çünkü dünya zevklerine dalmış kötü ruhlu arkadaşlarınızı terk ettiğinizde sizleri siz olduğunuz için karşılıksız seven, sıkıntılarınızda hep yanınızda olan gerçek arkadaşlarınızla, kardeşlerinizle tanışacaksınız. Onlar yeri geldiğinde sizin için ölümü bile göze alacaklar. Size karşı sergiledikleri eksiksiz ahlaki davranışlara, Allah için karşılıksız sevgilerine şaşıracaksınız. Heyecanla sizlere sarılışlarındaki sıcaklığı hissedeceksiniz. Gülümsemeleriniz yüzünüzden hiç eksik olmayacak ve hatta sıkıntılarınızdan bile mutluluk duyacaksınız. İnşaallah merhum Ali Şeriati’nin dediği gibi, bizleri sorumluluklarımızdan kaçmaya yönelten ucuz bir inanç anlayışına kapılmadan, günahlarımızdan arınmayı öteki dünyaya ertelemeksizin hepimiz bu dünyada arınmayı başarırız.

Selam ve dua ile

Hikmet ERTÜRK

İnşAllah Kardeşim

Bu güzel paylaşımın için yürekten kutlarım.Gündüzün saim ve gecen kaim,kalemin daim olsun.Sevgilerimle...
İlim ALLAH'a götürür...

İman etmedikçe cennete

İman etmedikçe cennete giremezsiniz... birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız... buyurur Allah (cc)

İnkarda direnenler için evet söylediklerinize katılıyorum... biran önce onlardan uzaklaşmak lazımdır Rabbimizin emridir.

Fakat kötü yolda olduğunu gördüğümüz insanları da kazanma... doğruya güzele çağırma gayretimizi engellememelidir bu durum.

İnsanı sevmek lazımdır... çünkü Allah sevdiği için yaratmıştır her kulunu.
Bizim inancımız sağlam olduğu sürece biz yanlışa dönmeyiz ancak yanlış bize döner.
Bu yolda da Allah bize yardım edecektir muhakkak.
Çünkü bir insana sizin vesilenizle hidayet verilmiş olması dünyadan da dünyanın içindeki herşeyden de daha hayırlıdır buyurur Allah (cc)

İyiniyetli gayretinizden dolayı tebrik ediyor... şevkinizin daim olmasını diliyorum.
Yüreğinize sağlık.
Selamlar,sevgiler

halim kök kardeşim


öncelikler teşkkür ederim.İlginiz çok memnun etti.Önerileriniz içinde sağolun.Tabi konu tek yönlü bir olayı anlatıyor.Bizler toplumumuz ve insnlarımız için varız.Her daim iyiliği emretme görevi ile mükellefiz.Anlatlan şey daha çok günahlarında ısrar edip Rahmanın uyarılarını dinlemeyenler için.Buna rağmen ilişkiler küskünlüğe ,hakarete,kırgınlığa dönüştürülmemeli tabi.hidayet allahtandır.bize düşen uyarmaktır.Eleştirinize katılıyorum teşekkür ederim o yönünede vurgu yapmam lazımdı eksik kalmış.allah razı olsun.