BEYAZÇİM

Kategoriler:

b.
elini kahve fincanına uzattı. durdu. “kuralları bilmeli, onlardan vaz-geçebilmek için” diye yankılanan sesleri anımsadı. dayanılmaz bir tiksinme ile kuralları anımsadı. neyi bilmemesi gerektiğini anımsadı. standartları belirlenmiş -belirsizlikler- içinde neyi unutması gerektiğini elbette anımsadı. kahveye uzandı. durdu. an-lar sonra suskunluğu kırbaçlayarak üzerine gelen tetik tutmaz çığlıklar yankılandı kulaklarının an-ı parçacıklarında: “kendi öyküsünü anlatabilen kaç tane mızıkçılık biliyorsun” hayır bu an-laşılabilir bir durum değildi; olamazdı da. hangi mızıkçılık durumu kendi öyküsünü anlatmak ister ki. yok yok bunlar deliliğin eşiğinde ki bir zihnin eşikten geçerken sayıkladıkları olmalıydı. o an bunu anlamamış olmak, şimdi tuhaf bir acıma duygusu uyandırdı onda. (acıma duygusu her zaman tuhaf gelmişti ona)

“tık tık tık” ya da “zııııııırrrr” hayır şimdi duyulmasını istediği en son ses. tekrar. sonra tekrar. ve işte yine. “vaz-geçmek” üzerine bir deneme yazıp bu seslerden vaz-geçmeyen kapı zili tokmakçılarına yollamak gereksiz mi acaba diye düşünüverdi. kahveye uzandı eli. durdu. deneme yazmaktan vaz-geçer iken şunu düşündü. “şimdi ve her zaman yanımda kalabilecek inançlar safsatasının başlangıcı olması gerektiğini düşünmeyen eller yaratmalı mıyım kendime” vaz-geçti soğumuş kahveden ve fincanından.

“kimsenin bilmediği dengeler dünyasının sarsıcılığı” ile başlayan cümlesine döndü tekrar. ayağı tökezlemeden önce mi olmuştu bu düşünce seli. sel mi. hayır hayır bu olsa olsa vaz-geçilivermesi gereken ve arı ısırığına benzeyen bir yanma olabilirdi; iç gözleminde. en azından şimdilik. bir kedinin hırlayarak başını okşatmasına benzer bir hırlama duydu kendi ağzından.

e.
kağıt peçetelerin renkli ve ilginç desenli olanlarından alması gerektiğini anımsatan ses. dikilip durdu karşısında. hani şu filli olanlardan mı. ( hayır! hani şu kirleri temizlemek için inadına beyaz olanlardan) kirleri temizlemek için. durdu. kaybolmaya başladığı zır deliliğin içinde, tükenmez kalemle işaretlenmiş sayfalarından tiksinti ile uzaklaşarak tüyden bir kalem aldı eline ve çiziverdi iç evrenine iki paralel çizgi. beyaz peçetelere asıl şimdi gerek vardı.

y.
aslında şimdi olup bitecek olanların onunla bir ilgisi yoktu ama kendini her şeyin içinde var-mış gibi hissetme duygusunun karmaşıklığını çözemediğinden sanki oluverecek olanın onun sadık bekçileri olduğunu düşünmekten alamadı kendini. dünyanın merkezi sorununun fizikte bile yeri yoktu oysa. ki bu bir sorun bile değildi. çocukluk işte.

a.
“kışkırtıcı olan yalnızca insanın duygu dünyasında gerçekleşse idi varoluşumu kanıtlamak zorunda kalmazdım.”
(zorunda mıyım ) bunu söylerken bile ya da bu cümlenin içinden geçip gittiğini gözlerken bile inanmıyor hırçınlıklara. bu yalnızca kurmaca.

z.
olay parisin arka sokaklarında mı geçiyor. bir cinayet işlenmiş ya da birileri diğer birilerini şişleyerek yaralamış ya da kapkaççılık ya da ayağa tekme atma ya da itekleme ve kaçma diye şiddeti azalarak ilerleyen bir olay kurgusu içinde, post ve modern olanın ayırt ediciliği bile değildi olup bitenler. üstelik allan poe veya siberpunk dahili bir sinema öyküsü bile değildi. hayır. olup biten yanlıca bir kağıt peçete arayışı idi. beyaz.

ç.
kül tabaklarının dolması ve durmadan hep o şekilde dolarak büyümesi seni rahatsız etmiyor mu? hayır etmiyor. (peki)

i.
kristal vazoların tozunun bunca çoğalması ve kristallerin artık görünmez olması seni rahatsız etmiyor mu.
(evet ediyor)

m.
neden her şeyi birbirine karıştırıyor olabiliriz.
(bunu hiç düşünmedim.)
evet bütün bunlardan arındırıldığını rahatlıkla düşünebilirsin.