ATEŞ VE GÖZYAŞI
- yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 511 kez okundu
- rastgele...
Sözlerini al, kapıma gel, aldırma ardın sıra kapı içeri girmeye çalışan ayaza. Bırak inadına sınırlar genişlete genişlete üzerine gelen hüzünlerini...
Hüzünler ki etle kemikle örülü inasansıların yüzlerindeki gülücük ki gözlerinin içini güldüremeyen yabansı, yalancı, iğreti, var gibi, yok yok olan... Hüzünler ki kelimelerin anlamlarını değiştirerek kurdukları dünyada sevinç arayan buldum bilmezlik, sonradan görmelik deryası... Sevinci boğazdan aşağı inmeyen, belden yukarı çıkmayan sevindim sanmalıklar, saçmalıklar... Anlık düşleri asırlık bilmelerden anlık dünyalar benim olmalar, aşkı bulmalar...
Aldırma dışarıda neler oluyor, önce beni dinle, sonra aldır bütün hüzünlerini, aldır olan biten her şeye aldırabiliyorsan...
Banane canımlıklarının olmayışından hüzünlerinide aldın geldin. Canları cehennemelerinin yokluğundan dışarıda ayazda yanan canlara dolan gözlerinlesin.. Gözlerin ayazdan aldığı soğukla dondurmuş gözyalarını, yanaklarından öteye inememişler. Donmuş gözyaşlarını da almış gelmişsin aldıramamazlığından...
Hoş gelmişsin, ayazdan kaçanım, ayazda yanmışım, ocak başı ateşime sığınan biraz ölümsüm biraz dirimsim, biraz dışardanım, çok içerdenim, biraz üşümüşüm, çok yanmışım. Hoş gelmişin ateşler içinde bahar arayanım, ayazlar içinde gül ekmeye çalışanım. Hoş gelmişin...
Gel hele ocağın başına gel. Yakmayanım bu ateş, dışarıda yanan ateşe inat yananım, bu ateş yakmaz; etle kemikle tutuşmadığından...
Gel hele sesime gel. İçinde büyüttüğün kekemelikerinle, göğsünün ortasındaki konuşmaya hırsının sızısıyla dillerini dişlerini ısıt, ocağıma dön hele...
Anlatmaya başladı...
Konuşamıyorum usta, dudaklarım buz kesti, dilerim titriyor, kalbim göğsümün ortasındaki sızıdan köşesinden yandı. Ne donuyorum usta, ne de yanıp kül oluyorum...
Ne yapıyorum ben usta. Bir ruh gibi olsam dilsiz, dişsiz, kalpsiz. Ruh gibi olsam usta, kuş gibi hafiflemezmiyim, kuş gibi olmazmıyım, uçmazmıyım uzaklara kanatsız, sızısız...
Ruh gibi olsam usta, etlerimi kemiklerimi şu dışarıdaki ateşe vermeden, sınırlarını genişleterek üzerime gelen karanlık ordular kılıca dizmeden...
Ruh gibi olsam usta, sırtıma yüklenen ateşlerden kalma küllerin ağırlığı olmadan uçsam, ruh gibi olsam hafiflemez miyim, kuş gibi olmaz mıyım usta...
Kaçtım geldim, ocağına düştüm, bin bir çeşit renkler içinde sarhoşluklarına meze olmadım, tamah etmedim kağıttan, demirden üzeri rakamlı bir şekil şeylerine... Kaçtım da geldim üzerime düşmek üzere olan var gibilerin yokluğundan.. Ocağına düştüm usta, bu ocakta yanmasın kalbim, dilime dişime az ferahlık versin, konuşmaya susamışlığıma bir ateş olmasın mı usta...
Bana üç beş cümle kur, bana bir dünya kur usta... Ellerime üç beş tuğla ver, bir dünya kuralım usta...
Bir dünya kuralım usta, dört duvar içinde kelimeler ekelim saksılara, düşleri büyütelim, mutluluğu derelim... Tomurcuk tomurcuk aşkın çocukları olsun, yıldız yıldız açılsın evrene. Büyütelim bu dünyayı, üç oda bir salon yapalım, birde balkon çıkalım usta; oturma odamızda çoğaltalım kelimelerimizi, en güzellerini misafir odamıza alıp oraya ekelim ve çocuk odamızda büyütelim, alınlarından öperek uyuttuğumuz çocuk odamızda...
Ve büyütüp büyütüp balkonumuzdan salıverelim ateşlere...
Anlatmaya başladı usta...
Gözlerime bak yolcu
Uyku görmedi milyon gecelerdir
Zaman tersine uzadı
Geçmişe ağladı gözlerim
Ademe ağladı
Çaresizliğe
Havvaya ağladı
Acizliğe, pişmanlığa
Kabile ağladı
Şükürsüzlüğe, bencilliğe
İbrahime ağladı
Ateşe, ateşe, ateşe
Ve balıklara...
Ağlamadı mecnuna,
Mecnun kendine ağlamıyordu da
Ondan ağlamadı mecnuna
Leylaya ağladı
Leyla için değil
Kaysını mecnuna verdi ya
Ona ağladı çöllerde gözlerim
Ne İbrahim kaldı
Ne Leyla
Ne mecnun
Geriye bir hikaye
Ve balıklar kaldı
Balıklara ağladım
Onu yakma beni yak diyesi
İçine atılası ateşler kalmadı ya
Ona ağladım ateşler içinde
Ten tenin kıvılcımı olmuş
Herkes birbirini dokunmadan yakıyor
Yakmaya hevesli insanlar
Yandığını bilmeden ateşler içinde
İnsan insan
Şehir şehir
Ülke ülke
Dünyayı yakıyorlar
Dışarıda ateş var
Ayazlar içinde
Gözlerine kar düşen çocukları
Çocuk demeden yakıyorlar
Yaşlı ellerin öpülesi kalmamış
Silinmiş gözlerdeki ışıltılar
Asırlar sonra yeni nesile
Kala kala bir ateş kalmış
Gel yolcu
Sana da bana da yetecek bir dünya var
Dört duvar bir pencere
Birde ocağım var
Ellerinin ayazını gözlerinin buzunu çözecek
Tut ısınan ellerinle dileklerini
Gör rüyalarına ertelemeden göreceklerini
Bırak ruhun yerinde kalsın
Anlatacaklarımı sar hele ruhuna
Etini kemiğini yak bu ateşte
Bu ateş harını sözden alıyor
Güzel konuş, güzel bak, güzel göreceksin ya
Yak gitsin öyleyse her şeyini
Kaçarak gelmişliğinle...
Ardında bıraktıkların
Şimdi sevgi üzerine
Aşk üzerine
Sevgili üzerine hayaller kuruyor
Et kemik dükkanlarında...
Ardında bıraktıkların
Şimdi aşklarını yüceltiyorlar
Elleriyle yaptıkları buzdan heykellerle
Şirin görünmeye çalışıyorlar
Yüzlerindeki maskeleriyle...
Ardında bıraktıkların
Şarkılar dinliyor
Dinledikçe içlerini genişletiyorlar
Yürekleri sağlık buluyor
Boşaltıyorlar bütün hüzünlerini
Ateşlerin ardı balık olmayacak
Odunlar atıyorlar yangınlarına...
Ardında bıraktıkların
Yalnızlığın sarhoşluğunda
Kendilerini şımartıyorlar kendilerine kalarak
Seviyorlar tekliği
Paylaşamıyorlar yalnızlıkları dışında
Şımarık yoklukları dışında
Hiçbir şeyi...
Ardında bıraktıkların
Çocuk katilleri
Yüce aşkları uğruna
Feda ediyorlar hayal çocukları
Heba oluyor güzelim oyuncaklar
Veba oluyor yangın ülkenin ateş anneleri
Ardında bıraktıkların
Yangın nesli
Sınırlarını genişleterek geliyor
Dul yetim, yaşlı hamile demeden
Eli ateş tutan herkes
Yola düşmüş geliyorlar
Ayazlar içinde yanmıyor gibi...
Sen şimdi
Anlatacaklarını sus
Anlatacakların gözlerimde konuştu
Anlatacağın ateşe
Gözlerimden yaşlar serptim
Milyon yıllardır..
Gözlerimden konuştum ateşlere
Penceremin öte yanı ateş
Bu yanı buz
Yolcu sus...
Yolcu sus
Gözlerinle getirdiğin
Dillerinle dişlerinle bilinsin istediğin
Birazı ağlanacak yaş
Birazı buz
Şimdi konuşma
Beni dinle ve sus..
Sende ağlayacaksın
İki ateş arasında bir yerde duracak
Düşünecek
Anlatmaya başlayacak
Önce ağlayacaksın
Kapanıp kalacaksın buraya
Benim gibi
Sonra dört duvar arasında
Ateşleri içinde
Aşk çocukları büyütmeyi öğrenecek
Onların kıpırtısıyla güleceksin...
Beklediğimdin
Ateşe düşen bir damla göz yaşım belki
Buhar oldu sandığım
Buharı yağmur oldu toprağıma
Tohum oldu sandığım
Kaç milyonuncu yıldan geldin bilmiyorum
Ama çocuğum gibisin
Gözlerin gözlerime çekmiş gibi
Ağlamışlığından mı bilmiyorum
Benim gibi bakıyorsun...
Usta yorgun
Ustanın elleri titriyor
Ocağına odunlar atacak dermanı kalmadı
Bir gün bu ateşin balıklarını büyütecek
Bir yolcu gelmeliydi
Ustanın penceresi buzla kaplandı
Daha fazla bekleyemez di
Gel hele yolcu
Bu ocak senin
Bu son nefes sana tükettiğim
Sana bir dünya bırakıyorum
Etten kemikten uzak
Nefesinin sıcağıyla erit
Penceremin buzunu
Üç oda bir balkon büyüt bu dünyayı
Vasiyetimdir
Aldırma kalbini ateşlere
Aldırma dışarıda ki yangına
Aşk çocuklarını sal yıldız yıldız evrene
Anlat hele
Dinleyeceğim seni yolcu
Etsiz kemiksiz gittiğim yerde...




Son yorumlar
21 saat 57 dakika önce
1 gün 3 saat önce
1 gün 22 saat önce
2 gün 2 saat önce
3 gün 2 saat önce
1 hafta 1 gün önce
1 hafta 1 gün önce
1 hafta 1 gün önce
1 hafta 1 gün önce
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 4 gün önce
2 hafta 4 saat önce
2 hafta 4 saat önce