FARK ET Kİ BİLENLERDEN OL
- zahid.zenderun yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 732 kez okundu
- rastgele...
İnsan ciddi bir uykuda. Hem her şeyin bilgisine bu kadar vakıf olup hem bu kadar derin uykuda olmak ne kadar şaşırtıcı değil mi... Sanki kurallarını bilerek isteyerek zeki bir düzenin içine gelmişiz. Dünya’ya geldikten sonra ise Dünya’nın cazibesinden kurtulup geliş amacının hatırlanılması gerekiyor...
Hatırlanmalı ki büyük bir bulmacayı çözmeye şahsi istek ve arzu duyulmalı.
“Dünyanın albenisine ve nefsin insandaki güçlü hakimiyetine karşı durarak büyük bir merak ile görünenin altında ki manaları sezip; akıl ve gönlün rehberliğinde iz sürerek gizemlerle şifrelenmiş bu bulmacayı çözmeye istekli “Olmak” ya da “OLmamak” dünyada ki insanlar arasında ki tek fark bu bence.
Dünyanın gerçek yaratılış amacını anlayarak insan kendine ve var olduğu sisteme yeniden bakmalı, yeniden farkına varmalı. Farkına varıp yeniden dünyaya baktığında her şey mucizevi bir şekilde bir çok anlamla dolu olarak görünüyor. Karanlığın kaosun zerresi yok. Sadece büyük bir zeka ve kendini kanıtlayan sevgi dolu bir gerçeklik...
DÜNYAda yaşanılan bu sonu mükafatlı geçiş yolu bulmacasını dünyaya gelenler çözmeye istekli olarak geliyorlar; fakat dünyada vücut bulur bulmaz insan nefsinin ve yer kürenin ağırlığı nedeniyle uyuşup uyku durumuna giriliyor...
Herkesin şartları var olduğu konumlar da eşit. Aynı öz, aynı ilham ve aynı sevgiden GÜÇ alıyor ve besleniyor... Mesele HATIRLAMAK da... Bir şeylerin dikkatini çekmesiyle veya hayatın zorlamasıyla OKUmaya arzu ve istek duymasında...
Kişiler kaos ve sıkıntı olarak gördüğü her şeyin kendi yüksek benliğinin ve fıtratının önceden verdiği söze istinaden hatırlamasını kolaylaştırmak için kendi gücüyle yarattığı kendine engel olarak ortaya çıkarttığı enerji boyutlu düşünsel sıkıntılar olduğunu bilmelidir...
Farkına varma başladıktan sonra kişide şaşkınlık, gördüğü her şeye hayret başlıyor. Önce dağılıyorsun, gören tek ben miyim diye herkese bir bakıyorsun. Ardından bir telaş başlıyor, geç mi kaldım telaşı yaşanıyor. Peşinden arayış ve ardı arkası kesilmeyen sorular.
Amaçtan uzaklaştıkça için acıyla doluyor, sanki binlerce kedi yüreğini tırmalıyor... Yaklaştığında ise hafif bir rahatlama duyuyorsun sadece o kadar; daha tamamlanması gereken uzun bir yolun olduğunu hissediyorsun, tevekkül ediyorsun..
Öyle bir coşku ve telaş duyuyorsun ki herkesle konuşmak herkesten bir şeyler öğrenmek istiyorsun.
Sonrasında beyninde ve yüreğinde hız kazanma isteği dolu özlemler ile yatıp kalkmaya başlıyorsun, öğrenme arzusuyla ayakta duruyorsun.
Bu sefer daha bilgili insanlara ulaşmaya çalışıyorsun... O kişilerin şifreleri çözmeye başladığını, öğrenmenin ve ilerlemenin cazibesine kapılıp gittiklerini görüyorsun. Kimsenin bu şifreleri anlatacak hele senin “hal dili” ile anlattıklarını dinleyecek zamanı olmadığını görüyorsun. Senin de sabırla takip edecek durumun yok, çünkü heyecanlısın ve paylaşmak daha çok görmek ve anlamak istiyorsun... Bu sefer de yalnızlık sarıyor benliğini anlayan yok, anlatan yok, paylaşan yok, bekle diyen çok, çözüm kendinde diyen çok...
Sakinliğin için de hız nasıl olurmuş görüyorsun, yol nasıl alınırmış görüyorsun; fakat sadece seyrede biliyorsun katılamıyorsun. Üzülüyorsun, sabrı ve güveni bulamıyorsun. Bu sefer yetersizlik gönlüne mekan kuruyor. Arayış sürüyor... Tırmalama sürüyor. Benliğinden çıkmayı arzuluyorsun ve sonunda her şeyden herkesten umudunu kesiyorsun... Kendinle kalıyorsun. Üzgün, kırgın, özlem dolu ve yalnız. Fırtınadan çıkmış gibi sersemlemiş ve yorgun ve sonrası... Sonrası ayrı bir yaşama sanatı. Ayrı bir anlatı...
Genel görünenlerin ardında algılananlar ve algıladıklarının sırları, bildiğinin ise bildiğin anda önemini yitirip başka şeylerle yer değiştirmesi... Renkler, hisler, kokular, ışıklar, takip edilmesi gereken izler...
Sanki insanın yüksek yeterliliği için hazırlanmış gizemli bir bulmaca..
Sanki sen bunu çözersin ve çözmelisin, çöz ki aklın ve gönlün bu dünyada bir üst seviyeye açılsın, genişlesin...
Söze gelmeyenleri fark etki gözün hep takip eden gören göz olsun, fark etki bilenlerden ol deniyor.
Yaşamın içinde yürek ve akılla bulabilmen için her türlü imkan var edilmiş. Bulmacanın çözülmesi için her şey yer yüzüne açılıp genişletilerek dağıtılmış; mevcut edilmiş.
Geriye sadece yaradılıştaki gizemi fark edip çözmeye istekli olmak ya da olmamak kalıyor.




Yalnızlık
Zahid Bey kardeşim;
Öncelikle O'na hasret yüreğinizi bizlerle paylaşan satırlarınız, emeğiniz için teşekkür etmek isterim...
Anlayacağınız umuduyla da bir iki düşüncemi aktarmak isterim.
"Bu sefer de yalnızlık sarıyor benliğini anlayan yok, anlatan yok, paylaşan yok, bekle diyen çok, çözüm kendinde diyen çok..."
diyen satırlarınız için biraz alındığımı bilmenizi isterim. Bu sayfalarda, bu satırlarda yaptığımız paylaşmak değil midir?
Benliğinizi saran "yalnızlık" konusu içinse;Umutlu olmanızı tavsiye ederim.
Herşey O'nun izniyle ve hükmüyledir.
Yüreği O'nunla dolu olan insan nasıl yalnız olabilir?... Bu vesvese bizlere kimin oyunudur... neden fırsat verirsiniz? diye sormak isterim.
"Olabilir ki birşeyden hoşlanmazsınız ama o sizin hayrınızadır" buyurmaz mı Allah (cc)
Sizin sabırsızlığınızın da sizin hayrınıza olacağını düşünerek umutlu olmanızı ve aradığın kendi özünde diyen dostarınıza kırılmamanızı tavsiye ederim.
Şüphesiz ki Allah en doğrusunu bilir.
"Allah' ı istediklerimin olmamasıyle bildim" diyene kulak vermeli diye düşünüyorum.
Hiçbir ard niyet taşımadan elimden geldiği kadarıyla size faydalı olabilmek amacıyla yazdığım bu satırlarım için de umarım yüreğinizde herhangi bir incinme olmasın.
Önemli olan O'nun bizim hakkımızda verdiği her hükümden razı olabilmemiz değil midir O'nun bizden beklediği.?
Allah bizleri rızasına nail olanlardan eylesin inşallah.
Selamlarımla.
Menzil
Ademoğluna alnının terinden başkası yok.
Bir kütüphane kitap da hıfzetsek, kendi tecrübemizle, kendi muhakememizle vardığımız bir hakikatın menzili kadar yol alamayız.
Hakikat arayışı üzerine samimi bir yazı. Hakikat arayışçısının heyecanı da, hasreti de, acısı da var içinde.
"Kişiler kaos ve sıkıntı olarak gördüğü her şeyin kendi yüksek benliğinin ve fıtratının önceden verdiği söze istinaden hatırlamasını kolaylaştırmak için kendi gücüyle yarattığı kendine engel olarak ortaya çıkarttığı enerji boyutlu düşünsel sıkıntılar olduğunu bilmelidir..."
Bir duamız olduğunda ya da duamızı hatırladığımızda ise, sanki tüm kainatın bu duanın gerçekleşmesi için seferber olduğunu hayretle müşahade ediyoruz.Sırlarla dolu, derslerle dolu sihirli bir alemin kapılarını aralıyoruz.
Bu yolun en büyük tuzakları ise işaret tabelalarını yanlış okumak ve her menzili yolun sonu zannetmek... İşte o zaman, son zannettiğimiz yer gerçekten sonumuz oluyor ve bir adım ileriye gidemiyoruz, kendi mezarımızı kazıyoruz.
Allah eğriyi doğrudan; rüyayı gerçekten; meleği şeytandan ayıran "furkan"ı özünde temiz, duasında samimi olanlara veriyor yalnızca. Kainatı da, maddi ve manevi kuvvetleriyle onun hizmetine sunuyor.
Niyet fanilikse eğer, dansettiğimiz melek değil, melek yüzlü bir şeytandır; çünkü bu mucizeler sadece niyeti "Hak" olana verilir.
Sanırım hak arayışçısı için asıl maharet, mucizeyle istidracı ayırabilmekte; şeytan hak yolun "üstünde oturur", malum.
Bir de; niyet Hak, Menzil fanilikse şayet, yol daha bitmemiş demektir.
Ve son olarak; unutursak duamızı, unutulduğumuzun alametidir...
Sevgili dost,bir eski
Sevgili dost,bir eski ermişin yanına son raundu oynamak için giden bir derviş, ustasının tütün içtiğini görünce içine bir kuşku girer ve bu bana ne öğretir diye hep kuşku duyar ve bir türlü veli kapısından içeri adımını atamaz.Ama bir gün, ustası ona içinden geçirdiği vesveleri bütün herşeyi bir bir anlatınca hayret eder ve der ki bunları Allah tan başka kimse bilemez,bu ustam Allah'ın dostu dur kanaat ettim der ve teslim olur.Allah bizleride teslim olanlardan eylesin.Paylaşım için kutlarım.Sevgilerimle...
İlim ALLAH'a götürür...
Hep ilgi duyduğum bir
Hep ilgi duyduğum bir konuyu öylesine güzel işlemişsiniz ki, yutarcasına, bir solukta okudum.Heyecanınızı paylaşmamak elimde değildi..:)
Gönül 'zirve' lerinize erişme-miz-niz dileğimle,
Selâmlar...
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."