DOSTOYEVSKİ MEKTUPLARI // 18 Ocak 1856

Kategoriler:

Apollon Nikolayeviç Maikov
Not: Tanınmış yazar (1821-97)
Semipalatinsk, 18 Ocak 1856
Uzun zamandan beri nâzik mektubuna cevap vermeyi düşünüyordum sevgili Apollon Nikolayeviç. Okuduğum zaman geçmişten bir yel esti sanki. Beni unutmadığın için sana binlerce defa teşekkür ederim. Neden olduğunu bilmiyorum ama senin beni unutmıyacağına dair bir duygu vardı içimde; belki de benim seni unutamadığım için. Bu arada bir çok şeylerin değiştiğini ve her ikimizin de bir çok değişiklikler geçirdiğimizi yazıyorsun. Kendi hesabıma cevap verebilirim. Bir sürü ilginç şey söyliyebilirim sana kendi hakkımdı. Acele yazdığım bu mektup için lütfen bana kızma. Mektubum kırık dökük hatta belki de şaşırtıcı olabilir. Yazdığın zaman hissettiklerinin aynısını hissetmedeyim - bunca yıldan sonra insanın demek istediklerini, elli sayfa yazsa dahi, anlatabilmesi hemen hemen imkânsız. İnsan ağızdan çıkacak söze sahip olmayı karşısındakinin yüzünü okuyup yüreğin sesini dinlemelidir. Karşılıklı söylenen açık bir söz, yüzün yüzü okuması, düzünelerce sayfa yazmaktan çok daha etkilidir. Bilhassa bana kendinden bahsettiklerin için çok teşekkür ederim.
(Burada Maikov’un tanıdığı bazı kişiler hakkında açıklamalar vardır.)
Belki kardeşimden, hakkımda bir şeyler duymuşsundur. Boş zamanlarımda cezaevi anılarımdan notlar tutmadayım. (Not: «Ölüler evi» 1861-62 yıllarında basılmıştır.) Buna rağmen içinde pek az kişisel ayrıntılar var. Bitirdiğim zaman eğer iyi bir fırsat bulursam sana hatıra olarak elyazması bir kopyeyi yollarım.
(Burada mektubu getiren Baron A. Vrangel hakkında içten gelen tavsiyeler yazılıdır.)
Beni hararetle düşündüğünü ve kendi kendine «hangi sona? hangi sona» diye sorduğunu yazıyorsun. Ben de seni hararetle düşündüm ama sorduğun «hangi sona» sorusuna cevap vermiyeceğim. Çünkü ne dersem diyeyim bu kelime harcamaktan başka bir işe yaramıyacak. Çok şeyler yaptığını, çok şeyler düşündüğünü, hayattan, yeni olan çok şeyler aldığım yazıyorsun. Başka türlü de olamaz zaten. Şimdi görüşlerimizde anlaşmamız gerekiyor. Çünkü ben de çok şeyler yaptım. Alışılmamış durumlar deneylerimle öylesine karıştılar ki, kuvvetime eşit olmayacak derecede, düşünmek, tartmak ve katlanmak zorunda kaldım. Sen beni iyi tanıdığın için, sadece doğru ve dürüst bulduğum şeylerin öncülüğünde hareket ettiğimi, hiç bir zaman hipokrit olmadığımı ve belirli bir konuyu aldığım zaman buna bütün ruhumu kattığımı bilir ve bana kolayca inanabilirsin. Bütün bunlarla beni buraya getiren şartlardan bahsetmek istediğimi sanma sakın. Söylediklerim daha yeni deneyler. Gelmiş geçmiş olaylardan burada bahşetmek, bunları ima etmek yerinde bir hareket olmaz - her şeyden evvel bir maceradan başka 75bir şey değildi. Bir insanın görüşleri değişebilir ama yüreği daima aynı kalır. Mektubunu dikkatle okuduğum halde, en basit kısımlarını anlamakta başarı gösteremedim. Yani vatanperverlik, Rus fikri, görev duygusu, millî şeref ve senin büyük bir heyecanla bahsettiğin bütün diğer şeyler. İyi ama dostum sen hiç başka türlü oldun mu? Zira ben her zaman bu hislerin ve kanıların ilhamı altındaydım. Rusya, görev, şeref. Büyük bir kesinlikle şunu söyliyebilirim ki, ben her zaman tepeden tırnağa Rüştüm. Peki ama senin bu bir eğilim hikayesi gibi yazdığın ve etrafında belirli olmaya başlayan bu harekette «yeni» olan nedir? Samimi olarak söyliyeyim ki, anlamıyorum seni. Şiirini okudum ve çok güzel olduğunu düşünüyorum. Senin vatanperver hislerini ve Slav’lara ahlâk hürriyeti verilmesindeki çabanı paylaşıyorum. Rusyanın görevi orda yatıyor zaten. Bizim asil, ulu Rusyadan verecektir. Rusyanın da gerçek görevidir bu. Herlisin son satırları ne kadar güzel. Bu kuvvet dolu fikirleri böylesine açıkça belirtmeyi nereden bulup çıkardın? Gerçekten paylaşıyorum fikrini. Evet Avrupa, son kararını Rusyadan verecektir. Rusyanın da gerçek görevidir bu. Her zaman açık seçikti bu benim için. Toplumumuzun «görünüşe göre duygusuzluğundan uyanmaya başladığını» yazıyorsun. Biliyorsun ki bizim toplumumuz asla bir gösteriş yapmaz. Böyle olduğu halde kim bunun duygusuz olduğu kanısına varabilir? Eğer bir fikir gerçekten açıklanır ve toplum bunu incelerse - toplum her zaman kavrar bunu. Şimdi ise böyle: Fikir en büyük, en cömert en millî (insan açıkça söylemeli bunu) şekilde ilân edildi - ve büyük Petro’nun bizler için yarattığı büyük siyasi fikir, bir anda dünya tarafından kabul edildi. Belki de toplumun düşünen duyan ve araştıran o tabakası, Fransız fikirlerinin köklendiğini düşündüklerinden sana saldırdılar ve saldırıyorlar. Şüphesiz bunda hafif bir istisna var. Karşı fikirlerini meydana çıkarmak istiyorlar. Senin de kabul etmen gerekir ki bütün olumlu düşünürler - ki bunlar her şeye düzen veren kişilerdir - Fransız fikirlerine hiç bir zaman tam olarak bilimsel bir açıdan bakmamışlardır ve hatta bu ayrılıkla en fazla eğilimi olanlar bile baştan sona kadar Rus kalmışlardır. Yeni ne görüyorsun bunun içinde? Seni temin ederim, ben bütün Ruslara o kadar yakın oldum ki suçlular bile korkutmadılar beni. Hepsi Rus ve benim kötü kader kardeşlerimdi. Çoğu zaman bir hırsızın, hatta katilin ruhunda bulduğum yükseklik duygusu sonsuz sevindirmiştir beni. Ama bunun tek sebebi, benim Rus olmam ve bu yüzden onları anlamamdır. Bir çok deneylerimin üzerimde böyle etkiler yapmasını ben kötü talihime borçluyum. Aynı zamanda şunu öğrendim ki içimin en derinliklerine kadar tam bir Rüsum ben. Kişi bir fikirde yanılabilir ama, yürek hakkında yanılamaz ve aklın yaptığı bir yanlış yüzünden iç duyusunu kaybedemez - yani şunu demek istiyorum birinin işlediği suça karşı etkili olamazsın.
Peki ama bütün bunları neden yazıyorum sana? Gayet iyi biliyorum ki yazdığım bu satırlar gerçekte ne demek istediğimi açıklamaya yeterli değil, öyleyse yazmaya devam etmemin sebebi ne? Bütün bunların yerine sana kendimden bahsedeyim. Ceza evinde gayet az okudum. İstediğim kitapları temin edemememe rağmen elime daima kitap geçiyordu. Semipalatinsk’e geldiğimden beri oldukça okuyorum. Böyle olduğu halde, elimde hâlâ gerekli olan kitaplar yok ve zaman akıp gidiyor. Ceza evinde yazı yazmama izin vermedikeri için ne derecede ızdırap çektiğimi anlatamam sana. Fikirlerim «kaynama» noktasına gelmişti. Bazıları iyiydi. Hissediyordum bunu. Bu şekilde büyük bir roman tasarladım. Kesin eserim olacağını kabul ediyordum bunun. Yıllar geçtikçe, eserim için ilk duyduğum hırs ve arzunun soğuyacağından son derece korkuyordum. Sonunda fikren kavrama saati geldi çattı - o hırs ve arzu olmadan kişi tek bir satır bile yazamazdı. Oysa yanılıyordum. Bütün kitabın temelini teşkil edecek olan yarattığım kişinin, gelişmesi için bir kaç yıla ihtiyacı vardı. Şuna kanaat getirdim ki, hazır olmadan, o ilk hırsla kitaba başlıyacak olsaydım, her şeyi mahvedebilirdim. Cezaevinden çıktığım zaman, fikirlerim hazır olmakla beraber başlıyamadım bir türlü. yazamıyordum sadece. Hayatıma girmekte çok gecikmiş bir durum, bir tesadüf nihayet onu tüm kapladı, aldı götürdü beni, sarhoş etti. Mutluydum ve yazamıyordum. Sonra acıyı ve kederi öğrendim. Her şeyim olan bir şeyi kaybettim. Şu anda yüzlerce verst ayırıyor bizi (Not: bahsedilen Bayan İssayev, Dostoyevski’nin gelecekteki karışıdır). Şimdi kesinlikle konuşmak istemiyorum, ama belki bir başka zaman sana açıklarım bunu. Şimdilik yapamam... Neyse. Tüm de tembel olmadım. Bazı şeyler yaptım ama, şaheserimi yazmayı geri bıraktım biraz. Bunun için daha rahat bir duruma ihtiyacım var. Alay olsun diye bir güldürü yazmaya başladım. Öylesine maskara kişiler yaratıp, öylesine olaylar hazırladım ve kahramanımı öylesine sevdim ki güldürünün şeklini değiştirip, kahramanımın maceralarını daha iyi kovalamak mümkün olduğu kadar ona gülmek için uzattım.. Bir çok yönlerden bana benziyor. Yani. gülünç bir roman yazıyorum. (Not: Amcamın Rüyası.) Şimdiye kadar sadece teker teker maceraları yazdım. Ama şimdi yeteri kadar olduğundan tüm olarak birleştiriyorum.
İşte yaptığım işlerin tüm tekmili. Sana yazamadan edemiyorum bunu. Seninle konuştuğum zaman benim unutulmaz arkadaşım, geçmişimizi hatırlıyorum. Gerçekten seninle beraber olduğum zaman öylesine mutluydum ki -nasıl unutabilirim seni? Edebiyattan bahsediyorsun. Bir yıldan beri hemen hemen hiç bir şey okumadım. Sana kendi görüşlerimi olduğu gibi yazayım. Beni en fazla memnun eden Turgeniev. Ama ne yazık ki o da sık sık büyük kabiliyeti ile eşit olamıyor. L.T.’yi (Not: Leo Tolstoy) çok beğeniyorum. Ama öyle sanıyorum ki fazla bir şeyler yapamıyacak (belki de yanılıyorum). Ostrovski’yi hiç tanımıyorum. Kendisinden hiç bir şey okumadığım halde eserleri hakkında çıkan yazılarda bir sürü özet gördüm. Kendisi belirli bir Rus toplumunu tam olarak bilebilir ama, onun bir sanatçı olduğunu sanmıyorum. Bundan başka bana, ‘hiç bir ideali olmayan bir yazar gibi görünüyor. Yalvarırım beni bunun aksine ikna etmeye çalış. Bir iyilik edip, senin en iyi bulduğun eserlerini bana yolla ki, onu sadece eleştirmelerden tanımayayım. Pissemski hakkında sadece «Kabadayı» ve «Zengin aşık»ı biliyorum. Çok beğeniyorum kendisini. Akıllı, mizahı iyi, hatta biraz saf, ustaca anlatıyor bir hikayeyi. Yazık olan tek taraf, çok çabuk yazması. Çok çabuk ve çok, çok fazla yazıyor. İnsanın kendi istidadına karşı daha hırslı, daha saygıdeğer olması ve sanatı daha fazla sevmesi gerekir. Gençken fikirler insanın kafasına inanılmaz bir kalabalıkta hücum ederler. Ama insan uçuşan her fikri acele ile yakalayıp dışarı vurmamalı. İnsan, daha ziyade bileşimleri bekleyip, daha fazla düşünmeli. Bir fikri meydana getiren tek tek ayrıntıların bir araya gelip bir öz teşkil etmesini, etkili bir resim yaratmasını beklemelidir ancak o zaman, (ondan evvel değil) yazmalıdır kişi. Dev yazarlar tarafından yaratılan dev kişiler uzun sürede meydana gelmiş, inatçı bir çalışmanın sonucudur. Ama resmi ilgilendiren denemeler, eskizler gösterilmemelidir. Bilmem, anlıyabiliyor musun beni? Pissemski’ye gelince, bence elini. şakağına dayayıp yeteri kadar beklemiyor. Bizim yazar hanımlarımız da, diğer yazar hanımlar gibi yazıyorlar. Zarif, akıllıca, çok açık bir anlatımla. Lütfen söyler misin bana, kadın yazarlar neden asla ciddi bir sanatçı olamıyorlar? Şüphesiz ki dev bir yazar olan George Sand bile çoğu zaman kadınsal özellikleri yüzünden kendi kendini berbat ediyor... Orada olduğum bütün süre içinde, gazetelerde bir çok kısa şiirine rastladım... Son derece beğendim. Kuvvetli ol ve çalış. Sana gizli bir şey söyliyeceğim. Son derece gizli: Tyutçev (Not: (1803-73) Rusların en büyük filozof - şair’i) çok ilginç bir adam, ama ...vesaire vesaire.
Tyuçev ne ise... ne ise bizden biri mi? Bir çok eserleri birer şaheser.
‘Hoşça kal aziz dostum. Bu birbirini tutmayan mektubumu affet. İnsan mektupta söylemek istediklerini hakkıyla anlatamıyor. Sırf bu sebepten Madam de Sevigne’ye tahammül edemiyorum. Çok, çok güzel mektup yazıyor. Kim bilir? Belki bir gün seni yeniden kucaklıyacağım. Tanrı böyle ister inşallah. Tanrı aşkına mektubumu kimseye gösterme (gerçekten hiç kimseye) Seni kucaklarım.