ONDÖRT AĞUSTOS İKİBİNYEDİ
- develili nagehan yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 1750 kez okundu
- rastgele...

Uzun bir kış gecesi… Saatin yelkovanı nazlı nazlı ilerliyor. Vakit de geçmiyor bu günlerde… Her şey birbirinin aynısı zaten. Aynı günler, aynı geceler… Zaman geçmiyor tamam ama takvimin yapraklarına ne olmuş ki? Hala 14 ünü gösteriyor ayın; 14 Ağustos 2007…
Bu gece de çok uzun… Çıtır çıtır sesler geliyor sobadan. Üstünde ıslık çalarak kaynayan bir çay… Ah, şu çay da olmasa! Ne kadar benziyoruz onunla. Benim yüreğimdeki kederler de çay misali durdukça demleniyor, demlendikçe acıyor, acıdıkça acıtıyor…
Anılar sineması başlayacak birazdan. Kulağım da çoktan çalması gereken telefonda. Her şey farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Önce bir iç muhasebe yapıyorum. Ardından onun yaptıkları geliyor aklıma. Verilen sözler, edilen yeminler, kurulan afili cümleler… Keşke hayat türev kadar kolay olsa diyorum… En zor problemleri ispatlıyorum da bu halimi çözemiyorum.
İki mevsim geçti ağustostan beri… Her çarşamba başlayan sevdam aslında bitiyor salıdan çoktan… Her saati beraber planlarken; aylardır sadece hayatta olduğunu bilmek! Sevincine, üzüntüsüne şahit olamamak... Yani en sevdiğine en uzak olmak…
Hayat devam ediyormuş; öyle diyorlar… Bilmiyorum. Onunla kurduğum hayallerimi şimdi kendi elimle ateşe atıyorum. Odun yanarken niye çatırdıyor şimdi anlıyorum. Elim defalarca gidip geliyor telefona. Gururum bir adım öne geçiyor; arayamıyorum. Madem konuşamıyorum bir şeyler karalayayım diyorum; yırtıp atıyorum. Nasıl bir ikilemdir bu anlayamıyorum.
Neden sonra acıyorum bu halime… Bir de bakıyorum ki soba sönmüş, yeni bir gün başlamış. Yeni bir tarih atmak lazım diyorum. Sayfaları sararmış, kapağı yırtılmış defterimin sağ üst köşesine yeni bir tarih atıyorum; tıpkı daha önce defalarca yaptığım gibi: 14 Ağustos, 2007…
Hayat devam ediyormuş ya; yeni bir gün başlamış ya hani… “Günaydın” diyerek başlıyorum bu fasıla. Yüzümde yapay bir tebessüm… Yapılacak işler, yazılacak mektuplar, aranacak dostlar var… Hayat işte! N e olursa olsun yaşamalı insan… Güçlü bir şekilde yarınlara bakmalı. Yarınlara, özlemle beklenen 15 Ağustoslara…




unutmak için unutmayı istemek gerek
Yüreğinize sağlık... vazgeçemeyişin en güzel tariflerinden birini okudum:)
Hayat her daim yenilerken kendini biz hapsederiz düşüncelerimizin parmaklıkları ardına kendimizi, kalbimizi, benliğimizi... Biliriz ama yapmayız. Serbest bırakmak zor gelir. Unutmayı istemek kolaydır ama unutmaya karar vermektir zor olan, zorlayan, canımızı acıtan...Ama yine de herşeye rağmen karar verip, inadına yeni günün gerçek tarihini atmak gerek... En azından o güne hakettiğini vermeli, hergünü bir günün anısına hapsetmemeli... yoksa hayata hep bir adım geriden gidenlerden ya da yerinde sayanlardan oluruz...
En güzel hisleri kalbinize koyana emanet olunuz
Unutmak ezeli bir şifadır!..
haklısınız
haklısınız, yeni günlere haksızlık etmemek gerekir... ezeli şifamızı beklemedeyiz şimdi...içten yorumlarınız için teşekkür ederim,sizin de yüreğinize sağlık...esenlikle...
Tşk...
Elinize sağlık ,keyifle okudum yazınızı...
Özlemek , beklemek, yarınlara biraz daha umutla bakmak, bizler hayattan ne çok şey diliyor ve bekliyoruz ...
Unutmak ezeli bir şifadır!..
Çok doğru demiş arkadasımız...
SeLametLe...