Lal olaydım lal olaydım
Yar ağzında dil olaydım
Bir iştahla güldüğünde bal olaydım
Al yanaklı güller verdim
Bir buse almadım lebbden.
Elimde gül izi kaldı
Kuşkuya düştüm kendimden.
Lal olaydım…
Yutkundu gözlerinden yanağına akan soğuk gözyaşları ile. Ve türkü yarıda kaldı. Lal idi şimdi Gönül.
Öfkesinin diline sığmadığı bir gecenin hüznünde evin balkonu bir uçurum kenarı olmuştu Gönüle. Gönül lal olsaydı yine. Lal olsaydı git demeden önce , lal olsaydı bahçedeki yetim çiçekler dinlemeseydi bu türküyü. Bahçe şimdi yetim.
Gülü yoktu artık. Bu bahçe ilk kez solgundu. Gülleri büyüten yaşlar yine vardı gülü yoktu. Gönül ilk kez lal olamamış ve GİT demişti bir hoyrat güle.
Yılların verdiği güç ile büyüttüğü gülü ayrılığın eşindeydi Gönülün. Önce git diyemedi sonra dedi, git.
Gönül bahçesinin en güzel yerinde çiçekler yetiştirmişti. Her dost sohbeti bu çiçeklerin yanı başında olmuştu. Bu çiçekler şahitti mutlu günlere gizli aşklara edep haya anlarına. Bu çiçek bahçesi Gönül’dü, Gönülün ömrü ,
Şahidi idi.
……….
Sohbahar geldi. Yaza inat bahçede birkaç gül. Biri gelen dosta boyun bükmüş.
Ey dost hani bu bahçede mahrem gibi güzeldi. El değmesindi.
Hani bu bahçe yüreği idi Gönülün. Yürek incinmesindi.
Ey gül hani sen dört mevsim solmayacaktın bu bahçede
Hani suyun bereketin güneşin bu yürekti.
Kime meyl bu boyun büküş.
Kime gidiş.
Hani çiçekler bir yana sen her yana idin.
Nereye bu gidiş.
….
Lal olaydım…
Yutkundu gözlerinden yanağına akan soğuk gözyaşları ile. Ve türkü yarıda kaldı. Lal idi şimdi gönül
Lal olaydım lal olaydım
Göz yaşları değdiğinde sonbahar gibi solaydım.
……..
Gül dost elinde solmakta
Gönül bir uçurumda lal olmakta.