TAŞA TOHUM EKMEK

Kategoriler:


Ellerim elinde kalsın
Ateş ver yüreğim yansın
Kör aklım sultanı bilsin
Deliliğe götür beni.

Yüreğinden taşra düştüm. Taş kesildi tüm benliğim. Zamanın sihrini aşkın ulviyetini, ölümün verdiği terbiyeyi hazlarda boğulan ruhum bilemedi. Yâd oldum, ağyar oldum, yaban oldum, kutsi pınarın ölümsüzlük suyu çağıldarken ambalajlı sular vardı çıkınımda. Biliyorum ve yaşıyorum vehmiyle hayvani sınırda teoriler, hipotezler, antitezler içerisinde seğiren aşk damarını fark etmemek için tütünün gizemli efkârına, müziğin unutulan kederine sığındım. Kendi hayatımın ve kâinatın muhteşem seyrinin “hayret” ve “ hikmet” e açık kapısını aralayan umut ustasının, ahret beyinin izini seçemedim. En az kendimize ait oluşumuzdaki trajediyle biçare iken KENDİNE GELMEK sözündeki hikmeti fark edemedim. Vitrinlerdeki mankenin hissizliğiyle seyirde kaldım hep. Dünya, ölüm, aşk, geçen ve mızrabıyla telimizi koparan zaman, başkaları için varmışçasına varlığımdan bir şey katamadım. Sanal gerçeklikle, yalancı bir benlik humması içinde ağlayan yoksulu, merhamet bekleyen zalimi, umut arayan mazlumu anlamadım, görmedim. Sahi, bu hayat içerisinde seyir çizgisinde kalmakla, vitrinde manken olmak arasında bir fark var mıdır?

Taşa tohum ektin, kilitli gönüllerin anahtarını bakışlarında saklayan güzel efendim, TAŞA TOHUM EKTİN. Şairlik gibi kutsi bir duyuşu “cücelere” dağıtan ve bu kervanda “sonsuzluk kervanı peşinizde ben / Üç adımla seken topal bir köpeğim” diyerek “topal köpek” olmayı seçen güzel erler yetiştirdin. Şimdi Sakarya gibi “akrebin kıskacını” anlamak için kıvrım kıvrım yoluna akan bir benlikle yolundayım. Bir şehri yüreğinde taşıyan şairin iddiasından uzak, “Bana beni hediye etmeni” bekliyorum. Şafağı, feciri, hangi yakutla süslendinse, yüreğimi o yakutla süsle… Varlığın gölgesi bile girmesin sana ait olan benliğime… Umutsuz zemherime bir güneş gibi doğan bakışlarını görmek için gözlerimi dünyaya, yüreğimi ağyara kapatıyorum. “Kalbindeki merhamet çınarına” asılmış bekliyorum bir daha gelmeni. Gerçeğin olmasa da düşüne müptelayım.

Hiçbir şey olmamaya mahkûm oldukları halde her şey ve her yerde olmakla benlik putu önünde felsefe kuran hemcinslerim ve taşlaşmış benliğine tohum ektiğin hiçlik iddiasındaki ben, yüreğimizi onararak gönül ustasının çekicinde dövülmek, örsünde şekle girmek için çağrı yapmaya bile lâyık olmayan katil dillerimizle çaresiz, şaşkın ve bimecâl seni bekliyoruz. Dönme dolap çağındayız. Ayrılığın ağındayız. Ne var ki umut tükenmişse, Tabduk Yunus dağındayız.

“Bu düşünceyi öğren, bu felsefeyi tanı” derken benlik putunun önünde diz çök diyen şair, düşünür, hoca sıfatlı kurtarıcıların vereceği bilgiden senin kapındaki cahilliği anlamlı buluyorum. Afakını miskle bezeyip, ruhunu haraç mezat satanlar içinde boğulan benliğim, senin içini bezemiş fakirlerden kurulu meclisinde nefes alıyor.

Medet ağyar elinden, sultanım medet. Gözyaşının fotoğrafını çektim bilmeden… Haydi, kur içimdeki insanı yeni bir aşk yeni bir umut ekle bana. Dolap dönsün, devir dönsün, para dönsün, makam dönsün, yapay ülküler dönsün yüreğim sende kalsın, yüreğin bende kalsın.