seyahat

“KÖPRÜLER ÜSTÜNDE ŞAŞIRDIĞIM BİR AN; YÜREĞİN ARAFTA ATIYORDU"

Kategoriler:

Ruhumda tınısı susmamış bir yolculuğun geç kalmış notları/Yol Düşüşleri 2-3

-ba
ayakları kırılmış bir Albatros gibi uçuyorum
kırıldıkça çoğalan çiçeklerle dolu uçurumlardan…
acısı hafiflesin diye kanatlarımın…
-ba

Açık-kapalı bir çok kapı arasına sıkıştığım bir demde alıp başımı gitmek istedim… Hayati kararlar vermem gereken bir arifede… Ve gittim… Tüm kışların kapıya dayandığı bir “Aralık”tan, giderek çoğalan, ruhumun soğuyan ve daralan kanallarından bir inşirahlık nefesin ardına düşerek… Topal bir duaydı benimkisi. Sızılarımın dinmesi ve yüzümde iğreti durmayan bir tebessümle geri dönebilmek için.

“Yüreğim arafta atıyordu…
Ayaklarıma bakıyordum, dönecekler mi diye…”
Yol Düşleri/ Cemal Şakar

İBN-İ BATTUTA (Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî)

Kategoriler:

Önyargısız, iyi niyetli ve meraklı bir gözlem adamı: Şeyh Battuta

Lâkaplarıyla birlikte tam adı Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî olan İbn-i Battuta, edebiyatçı dostu Muhammed bin Muhammed bin Cüzeyy el-Kelbî tarafından ünlü “Seyahatname”sine de aktarılmış olan açıklamasına göre, 24 Şubat 1304 tarihinde (kısmen bugünkü Fas’ın coğrafî alanında kurulu bulunan) Marunî Sultanlığı’nda doğdu. Birçok kadı yetiştirmiş köklü bir ailenin çocuğuydu. Doğduğu kent olan Tanca’da fıkıh ve edebiyat öğrenimi gördü. Daha 22 yaşındayken Mekke yolculuğuna çıktı. Başlangıçtaki amacı Hac görevini yerine getirmek ve Yakındoğu’daki (Mısır, Suriye ve Hicaz) ünlü bilginlerden ders alarak eğitimini ilerletmekti. Tanıştığı bilginlerin ve sufî ermişlerin adlarından ve çeşitli okullara devam ettiğini gösteren belgelerden, bu ilk amacına da fazlasıyla ulaştığı anlaşılmaktadır. “Gezgin” kimliği ona, gelecekte kendisini bekleyen kadılık görevine emin adımlarla hazırlanmanın yanısıra, seçkin İslâm bilginlerinin rahle-i tedrisatından geçmiş bir aydın olarak daha sonraları yeryüzündeki birçok sarayda saygıyla ağırlanma fırsatını da verdi.

ANADOLUM

Kategoriler:

Ağustos ayının başlarıydı.
Memlekete gitmemiz gerekiyordu.
Amcam hastaydı. Belki son görüşüm olur diye memleketini görmek istiyordu.
Amca baba yarısıdır. “Gitme yollarda daha kötü olursun” diyemedik ve yola çıkmaya karar verdik. İlaçlar, nefes âleti alındı ve besmeleyle yola çıktık.

Yol temiz. Rahat yol alıyoruz. Bolu tüneli ilgimizi çekiyor. Bir yandan Neşet ERTAŞ çalıyor.

“Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiç bir tabip bu yarama melhem olmuyor..”

Memleket havaları dinliyoruz, sık konaklıyoruz. Akşama doğru Ankara’ya varacağız. Buradaki akrabaları görüp devam edeceğiz.

İRAN SEYAHATİNİN ANIMSATTIKLARI - 1

Kategoriler:

Bir hadiseye dışarıdan bakmak ile içeriden bakmak farklı değerlendirmelere götürür bizi. Uluslar arası çalışmalar yapan ya da evrensel iddiaları olan kişilerin/kurumların siyasi, sosyal veya kültürel değerlendirmelerinin; içerden bakmanın “köreltici”liğinden ve dışarıdan bakmanın “yüzeysel”liğinden öte bir bakışaçısına sahip olma zorunluluğu vardır. Hadiseleri okuma ve anlama biçimimiz, aynı zamanda hayatı okuma ve anlama biçimimizle yakından ilgilidir.
Komşu ülke ile ilişkilerin nasıl olması gerektiği hususu, hem tarihi hem dini hem de sosyal bağlamlarıyla ayrı ayrı ele alınabilir. Fakat hangi bağlamda ele alırsak alalım, komşunuzla ilişkiniz, aynı zamanda kendinizle ilişkinizi yansıtır. İddialı bir söz olmuş olacak ama denebilir ki; komşunuza verdiğiniz değer oranıncadır değeriniz.
İçeriği paylaş