felsefe

ÖLÜMÜNÜN YÜZÜNCÜ YILINDA NIETZSCHE VE FELSEFESİ


Filozof Olarak Nietzsche

Nietzsche(1844-25.8.1900) yaşamı bakımından 19. Yüzyıla, felsefesi ve yol açtığı etkiler bakımından ise hem 20. yüzyıla hem de geleceğe aittir. 'Gelecek' kavramı ve 'insanın geleceği' sorunu, onun üzerinde en çok durduğu sorunların başında gelir. Nietzsche, çok yönlü bir insandır: filolog, yazar, filozoftur. Ama aynı zamanda şairdir. Hemen hemen bütün eserlerinde düşünsel yön ile edebi/sanatsal yönlerin iç içe geçmiş olduğunu saptayabiliriz. Nietzsche'de felsefi ve estetik öğeler sürekli birlikte, birbirini gerektiren bir biçimde bulunur. Yani felsefe ile şiir arasındaki ilişki, onun insan anlayışıyla bağıntılıdır. Nietzsche insanı, yaşama eylemleri içinde gerçekleşecek, ortaya çıkacak bir yetkin varlık (bütünlük) olarak düşündüğü için, bu bütünlüğün gerek oluşmasında gerekse kavranılmasında hem akılsal (felsefi) hem de coşkusal (estetik) boyutlar ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdır.

ORTALAMA İNSAN; BİREY : ŞEYLEŞTİRİLMİŞ VE KİŞİLİKSİZ NİCEL ÜRÜN

Kategoriler:

Jean-Jacques Rousseau'nun "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev"inde belirttiği gibi ilk zamanlardan son zamanlara kadar gelmiş geçmiş insan toplulukları arasında en ilkel olanı en medenî olarak nitelenen, en gelişmiş olarak nitelenen son dönem insanlarıdır(kendi dönemi için ve biz bunu bugün için daha kolay söyleyebiliriz). Bilimler ve sanatlar insan olmaklığı köreltmiştir, kadınlar hayasızlaşmış, erkekler kadınsılaşmış ve kadınların kölesi olmaya başlamış, görünümde ve yaşam şartları dolayısı ile “kaba –ilkel” olarak adlandırılan insanlara nazaran medenî insan oldukça ilkel ve vahşidir. Büyük savaşlar, kan dökmeler, bayağı hazlar, anlamsız uğraşlar, fikirler peşinden koşmaktadır. Görünümün altında iğrenç bir pislik yatmaktadır.

Carl Gustav Jung'un kendi medeniyeti -her ne kadar medeniyet denilebilir tartışılır- için belirttiği gibi, her yere devasa binalar diken, uzaya giden, atom çekirdeği ile oynayan ve nükleer enerji çıkaran, teknik ve bilim alanında büyük gelişmeler kaydeden Batı dünyası sıfırı tüketmiştir, ruhî olarak çöküntüdedir, tutunacak tek bir hakikati kalmamıştır.

FELSEFE'DEN NE ANLIYORUZ?


[Bu yazıda felsefe’nin ilk zamanlardaki kapsamına ve içeriğine işaret etmeye ve görüşümüzü ifade etmeye çalışacağız.Bizim için önemli olan, felsefenin insanı insan yapan bir etkinlik olarak ele alınması ve felsefecinin de buna riayet etmesidir.]

Felsefe tanımları içersinde,felsefeyi İslâm Felsefesi şeklinde kabul etmek isteriz; ama günümüz açısından bu tam olarak mümkün olmayabilir.Zîrâ felsefe tarihi İslâm filozoflarının yaşadığı asırları bir hayli aşmıştır.Felsefî birikim ve etkinlik daha geniş bir çerçeveye yayılmıştır.Ve bugün için söylüyorum, hatta 18.yüzyıldan başlatsak daha doğru olur,felsefe Batı tekeline girmiş ve batılılaşmıştır.Bu ifademden kasıt,sadece felsefenin seyrini göstermek değil,felsefenin bu seyrine göre algılanıp kabul edildiğini hatırlatmaktır. Daha ileri gidenler oldukça fazladır,bunlar Heidegger’in kabul ettiği gibi felsefenin özünde Grek olduğunu ve günümüze kadar –yani kendisine kadar- Batı’ya ait ve Batılı olduğunu benimsemektedirler.

RUH DİNGİNLİĞİ ÜZERİNE BİR DENEME

Kategoriler:

Grekçe Ataraksia, Latince Tranquilitas, Türkçesiyle söylemek gerekirse ruh dinginliği ya da sarsılmazlık; felsefenin doğuşundan günümüze bütün sistemlerin ve filozofların varmaya çalıştığı “mutlak sükun” mertebesini anlatan sözcüklerdir. Esas olarak en belirgin ve bilinen tanımını iki antikçağ felsefi düşün sisteminde yani Epikurosçuluk ve Stoacılıkta ( Sundurmacılık) bulmuştur. Hangisinin daha önce ele alınması gerektiği Bertrand Russel’ın dediği gibi tamamen araştırmacıya kalmış bir şeydir. Bu bakımdan ben de seçim hakkımı kullanarak önceliği Epikurosçuluğa vermek istiyorum.

Epikurosa göre Sokrates’in aradığı mutluluk (eudomonia) en üstün iyi diğer bir deyişle haz’dır. İnsanlar hoşlanmayı arar ve hoşlanarak mutlu olurlar. Hoş olmayan her şey kötüdür. İnsan daima nereden gelirse gelsin ve ne türlü olursa olsun bir anlık haz peşindedir. Haz’zın her türlüsü iyidir ve iyiliktir. Bu bağlamda Epikuros acının yokluğundan doğan “mutlak sükun”u (ataraksiya, tranquilitates, sarsılmazlık) kötü anıları bulunmayan bir geçmişle maddi ve manevi sükun içinde bulunan bir şimdiyi ve güvenilen bir geleceği kapsayan acısız bir ruh ve vücut yapısı olarak görmektedir. Mutluluk erdem peşinde değil gündelik ve yalın kaygıların ötesinde sükun ve huzurla temin edilir. Burada iki temel ilke söz konusudur. Biri başta söylediğimiz mutlak sükun diğeri ise ilgisizlik olarak çevirebileceğimiz Apathos’tur.

İçeriği paylaş