felsefe
ÖLÜMÜNÜN YÜZÜNCÜ YILINDA NIETZSCHE VE FELSEFESİ
Bünyamin Ergün 27 Haziran, 2008 - 08:01- Bünyamin Ergün yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 134 kez okundu
Filozof Olarak Nietzsche
Nietzsche(1844-25.8.1900) yaşamı bakımından 19. Yüzyıla, felsefesi ve yol açtığı etkiler bakımından ise hem 20. yüzyıla hem de geleceğe aittir. 'Gelecek' kavramı ve 'insanın geleceği' sorunu, onun üzerinde en çok durduğu sorunların başında gelir. Nietzsche, çok yönlü bir insandır: filolog, yazar, filozoftur. Ama aynı zamanda şairdir. Hemen hemen bütün eserlerinde düşünsel yön ile edebi/sanatsal yönlerin iç içe geçmiş olduğunu saptayabiliriz. Nietzsche'de felsefi ve estetik öğeler sürekli birlikte, birbirini gerektiren bir biçimde bulunur. Yani felsefe ile şiir arasındaki ilişki, onun insan anlayışıyla bağıntılıdır. Nietzsche insanı, yaşama eylemleri içinde gerçekleşecek, ortaya çıkacak bir yetkin varlık (bütünlük) olarak düşündüğü için, bu bütünlüğün gerek oluşmasında gerekse kavranılmasında hem akılsal (felsefi) hem de coşkusal (estetik) boyutlar ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdır.
THOMAS MORE // UTOPIA
İyinur Ergün 7 Ocak, 2008 - 09:00- İyinur Ergün yazıları
- 16 yorum
- devamı...
- 3215 kez okundu
"Utopia adası, ortalarına düşen en geniş yerinde iki yüz mildir. Bu genişlik adanın iki yanına doğru bir hayli sürüp gider, sonra uçlara doğru azalmaya başlar. Öyle ki ada beş yüz millik bir yarım-çember olur ve iki ucunun arası aşağı yukarı on bir mil çeken bir hilal biçimini alır. Hilalin ortası geniş bir körfezdir. Toprak hilalin sırtına doğru yükselir ve rüzgârları keser. Onun için de körfez dalgasızdır ve az çok durgun bir gölü andırır. Bu körfez her yerine gemilerin yanaşabileceği bir tek geniş liman gibidir. Körfezin girişi tehlikelidir. Çünkü, bir yanda kumluk sığlar, öbür yanda, neredeyse suyun yüzüne çıkan sarp kayalar vardır.
Tam ortada, çok uzaklarda gözüken ve gözüktüğü için de tehlikeli olmayan bir kayalık vardır. Utopia'lılar bu kayalığın başına bir kale yapmışlar ve içine bir alay asker yerleştirmişlerdir. Öbür kayalar su altında olduklarından gemiler için birer tuzaktır. Bu kayalar arasındaki yolları yalnız Utopia'lılar bilir. Bir Utopia'lı kılavuz olmadan hiçbir yabancı gemi buradan içeriye giremez. Kaldı ki, kıyılarda fenerler olmasa kendileri bile zor girerler. Bu fenerlerin yerini değiştirecek olsalar, en kalabalık düşman filosu yolunu şaşırıp kayalara çarparak batabilir.
ORTALAMA İNSAN; BİREY : ŞEYLEŞTİRİLMİŞ VE KİŞİLİKSİZ NİCEL ÜRÜN
Oğuzhan Özdemir 25 Aralık, 2007 - 09:25- Oğuzhan Özdemir yazıları
- 19 yorum
- devamı...
- 732 kez okundu
Jean-Jacques Rousseau'nun "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev"inde belirttiği gibi ilk zamanlardan son zamanlara kadar gelmiş geçmiş insan toplulukları arasında en ilkel olanı en medenî olarak nitelenen, en gelişmiş olarak nitelenen son dönem insanlarıdır(kendi dönemi için ve biz bunu bugün için daha kolay söyleyebiliriz). Bilimler ve sanatlar insan olmaklığı köreltmiştir, kadınlar hayasızlaşmış, erkekler kadınsılaşmış ve kadınların kölesi olmaya başlamış, görünümde ve yaşam şartları dolayısı ile “kaba –ilkel” olarak adlandırılan insanlara nazaran medenî insan oldukça ilkel ve vahşidir. Büyük savaşlar, kan dökmeler, bayağı hazlar, anlamsız uğraşlar, fikirler peşinden koşmaktadır. Görünümün altında iğrenç bir pislik yatmaktadır.
Carl Gustav Jung'un kendi medeniyeti -her ne kadar medeniyet denilebilir tartışılır- için belirttiği gibi, her yere devasa binalar diken, uzaya giden, atom çekirdeği ile oynayan ve nükleer enerji çıkaran, teknik ve bilim alanında büyük gelişmeler kaydeden Batı dünyası sıfırı tüketmiştir, ruhî olarak çöküntüdedir, tutunacak tek bir hakikati kalmamıştır.
FELSEFE'DEN NE ANLIYORUZ?
Oğuzhan Özdemir 10 Aralık, 2007 - 09:40- Oğuzhan Özdemir yazıları
- 6 yorum
- devamı...
- 840 kez okundu
[Bu yazıda felsefe’nin ilk zamanlardaki kapsamına ve içeriğine işaret etmeye ve görüşümüzü ifade etmeye çalışacağız.Bizim için önemli olan, felsefenin insanı insan yapan bir etkinlik olarak ele alınması ve felsefecinin de buna riayet etmesidir.]
Felsefe tanımları içersinde,felsefeyi İslâm Felsefesi şeklinde kabul etmek isteriz; ama günümüz açısından bu tam olarak mümkün olmayabilir.Zîrâ felsefe tarihi İslâm filozoflarının yaşadığı asırları bir hayli aşmıştır.Felsefî birikim ve etkinlik daha geniş bir çerçeveye yayılmıştır.Ve bugün için söylüyorum, hatta 18.yüzyıldan başlatsak daha doğru olur,felsefe Batı tekeline girmiş ve batılılaşmıştır.Bu ifademden kasıt,sadece felsefenin seyrini göstermek değil,felsefenin bu seyrine göre algılanıp kabul edildiğini hatırlatmaktır. Daha ileri gidenler oldukça fazladır,bunlar Heidegger’in kabul ettiği gibi felsefenin özünde Grek olduğunu ve günümüze kadar –yani kendisine kadar- Batı’ya ait ve Batılı olduğunu benimsemektedirler.
ZEN BUDİZM / bir yaşama sanatı // İlhan Güngören
Bünyamin Ergün 28 Ağustos, 2007 - 08:01- Bünyamin Ergün yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 1268 kez okundu
Yukarıdaki ayrımlarda değindiğimiz gibi zazen oturarak yapılan ve Batı dillerine yanıltıcı bir biçimde “meditasyon” olarak çevrilen uygulamaya Zen dilinde verilen addır. Sankrit “dhyana” sözcüğünden geliyor bu sözcük… Gerçi Çin alfabesiyle yazılması sonucu “cahan’na”, Japon alfabesiyle yazılması sonucu “zenna” olarak söylenişinden kolay kolay tanınamayacak bir duruma gelmiş… Zen sözcüğü de buradan geliyor. Zenna’nın kısaltılmasından oluşmuş. Zazen de zenna’dan türetilmiş bir sözcük.
Dhyana ve zazen aslında pek de aynı şey olarak kabul edilemez. Dhyana daha çok zihnin bir nesne ya da konu üzerinde yoğunlaştırılması, konsantre edilmesidir. Böylece yargı yeteneği bir yana itilmiş, bilinç zihnin yoğunlaştırıldığı konu ya da nesne dışındaki düşüncelerden arıtılmış olur. Zazen’se zihni yoğunlaştırmak için zorlanmadan iç derinliğe ulaşıp oradan iç görü, sezgi (parajna) şefkat, sevecenlik (karuna) duygusunun doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkmasına olanak sağlayan bir yöntemdir. (Zazen de sonunda doğal bir zihinsel yoğunlaşmaya konsantrasyona dönüşür ama iki uygulamanın arasındaki fark birinde doğal olarak oluşanın ötekinde zorlamayla elde edilmeye çalışılmasıdır.)
ERDEMİN IŞIĞI / Taoculuk / Tao'nun yolu - eski Çin'de bilgelik öğretisine giriş // J.C. Cooper
Bünyamin Ergün 24 Ağustos, 2007 - 08:01- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 2460 kez okundu
Yin - Yang
Bir bakıma, Uzak Doğu’nun yerle göğü yansıtan Ti ve T’ien olarak da bilinen en tanınmış simgesi Yin-Yang nesnel evrende ikiciliğin ilkesidir. Bu ikicilik öğretisi, ikisinden de yararlanmasına karşın Taocu, ya Konfüçyusçu bir kaynaktan gelmez; bu iki inanç kurumundan önce ortaya çıkan bir felsefeden doğduğu ileri sürülür, onalanır. Bunlar, Pa Kua ile birlikte, Çin’in ilk imparator soyu Fuhsi (İÖ. 2852-2738) döneminde ortaya konmuş sayılır; tarih belgeleri böyle söyler. Bu görüş, iki felsefe anlayışının da temelini oluşturur ve şaşılası bir nitelikte Çin insanının yaratılışına, tinsel tutumuna uygun gelir. aynı görüş, Taoculukta salt birliğin, uyumun, nesnel oluşumların iki ayrı çizgide gerçekleşmesinin, ya da Chauangtzu’nun dediği gibi, “doğanın iki gücü”nün, nesnel oluşumlar evreninde, evrensel düzenin iki büyük yönlendirici, yönetici erkinin evrensel simgesidir.
Yin-Yang ikilisinin çizimi evren bütününün karanlık-aydınlık, olumsuz-olumlu, dişil-eril gibi eksiksiz bir denge tartı içinde bulunması gereken, iki büyük gücünü gösteirr. Bunlar görünür duruma gelen varoluş alanını denetim altında bulundurur. Burada bir nokta, ya da oğulculuk, iki ayrı alanda, ak içinde bir kara, kara içinde bir ak görünümü vardır.
RUH DİNGİNLİĞİ ÜZERİNE BİR DENEME
Alp Ejder Kantoğlu 23 Ağustos, 2007 - 08:05- Alp Ejder Kantoğlu yazıları
- 12 yorum
- devamı...
- 998 kez okundu
Grekçe Ataraksia, Latince Tranquilitas, Türkçesiyle söylemek gerekirse ruh dinginliği ya da sarsılmazlık; felsefenin doğuşundan günümüze bütün sistemlerin ve filozofların varmaya çalıştığı “mutlak sükun” mertebesini anlatan sözcüklerdir. Esas olarak en belirgin ve bilinen tanımını iki antikçağ felsefi düşün sisteminde yani Epikurosçuluk ve Stoacılıkta ( Sundurmacılık) bulmuştur. Hangisinin daha önce ele alınması gerektiği Bertrand Russel’ın dediği gibi tamamen araştırmacıya kalmış bir şeydir. Bu bakımdan ben de seçim hakkımı kullanarak önceliği Epikurosçuluğa vermek istiyorum.
Epikurosa göre Sokrates’in aradığı mutluluk (eudomonia) en üstün iyi diğer bir deyişle haz’dır. İnsanlar hoşlanmayı arar ve hoşlanarak mutlu olurlar. Hoş olmayan her şey kötüdür. İnsan daima nereden gelirse gelsin ve ne türlü olursa olsun bir anlık haz peşindedir. Haz’zın her türlüsü iyidir ve iyiliktir. Bu bağlamda Epikuros acının yokluğundan doğan “mutlak sükun”u (ataraksiya, tranquilitates, sarsılmazlık) kötü anıları bulunmayan bir geçmişle maddi ve manevi sükun içinde bulunan bir şimdiyi ve güvenilen bir geleceği kapsayan acısız bir ruh ve vücut yapısı olarak görmektedir. Mutluluk erdem peşinde değil gündelik ve yalın kaygıların ötesinde sükun ve huzurla temin edilir. Burada iki temel ilke söz konusudur. Biri başta söylediğimiz mutlak sükun diğeri ise ilgisizlik olarak çevirebileceğimiz Apathos’tur.
DEVLET // PLATON
Bünyamin Ergün 20 Ağustos, 2007 - 08:21- Bünyamin Ergün yazıları
- 6 yorum
- devamı...
- 631 kez okundu
DEVLET / İdealar Evreni // PLATON
Bünyamin Ergün 20 Ağustos, 2007 - 08:15- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 718 kez okundu
― Hatırlarsan, ruhu üç bölüme ayırdıktan sonra, bu bölümlere göre doğruluğun, ölçünün, yiğitliğin ve bilgeliğin ne olabileceğini anlatmıştık.
― Bunu hatırlamasam, söyleyeceklerini dinlemeye hakkım olmazdı.
― Ondan önce neyi söylediğimizi hatırlıyor musun?
― Neyi?
― Demiştik ki, bir insanın bu değerlere tam bir aydınlıkla ulaşabilmesi için daha uzun bir eğitimin çemberlerinden geçmesi gerekirse de, önce söylediklerimizden de bu sonuç çıkarılabilir. O zaman siz, bu kadarı yeter deyince işi uzatmamış, bence eksik kalan bir konuşma yapmıştım. Şimdi siz, bu kadarıyla yetiniyorsanız söyleyin.
― Ben yeter buluyorum, ötekiler de öyle.
DEVLET / Dialektika // PLATON
Bünyamin Ergün 20 Ağustos, 2007 - 08:13- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 556 kez okundu
― Astronomide nasıl gözün gördüğü bir hareket varsa, armonide de kulak yoluyla duyulan bir hareket vardır. Bu bakımdan armoniyle astronomi kardeş sayılır. Pythagoras’çılar öyle der. Biz de öyle diyoruz. Glaukon, yoksa sen başka düşüncede misin?
― Hayır, ben de öyle derim.
― Bu önemli bir konu olduğu için, onlara da, gerekirse başkalarına da danışalım. Ama kendi ilkemizden de şaşmayalım.
― Hangi ilkemizden?
― Öğrencilerimiz, bu bilimleri yarı yolda bırakmasın; bütün bilimlerin varacağı yere götürsünler onları da. Demin astronomi için söylediklerimiz gibi, armoni üstünde çalışmaların da astronomidekinden daha ileride olmadığını bilirsin. Kulağın seçtiği düzenler ve sesleri ölçüp biçmekle kalıyorlar. Böylece de astronomideki gibi boşuna uğraşıyorlar.









Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
2 gün 21 saat önce
2 gün 21 saat önce
3 gün 3 saat önce
3 gün 12 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 20 saat önce
3 gün 21 saat önce
3 gün 22 saat önce
6 gün 23 saat önce
1 hafta 5 saat önce
1 hafta 8 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 13 saat önce