tanımak
BİR HAYALİN SÜKÛTU
Mükrime Dilekçi 4 Temmuz, 2008 - 08:02- Mükrime Dilekçi yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 100 kez okundu
Bazı hayallerimiz maddi bazıları ise manevî boyuta sahiptir. Maddî hayallerimize dokunabilmek için alın terimizi emeğimize karıştırmalı ve sonra ellerimizi uzatmalıyız. Manevî hayallerimizi gerçekleştirmek için ise kalbimize sarılmayı bilmeliyiz. Ve yaşam, bazen tüm koşullarıyla beraber bazı hayallerimizin de sadece hayal dünyasına ait olması gerektiğini söyleyecektir.
“Mutlu olduğum iş” anlayışından yabancılaşarak “bulduğum iş” anlayışına icbar edildiğimiz bir yaşama ne kadar dostça davranabiliriz? diye de düşünebilirsiniz. Ama planlarımızı hayatla istişâre ederek kurgulamadığımızı da dikkate alırsak hayata “nankör” etiketini hiç de kolay yapıştıramayacağımıza ikna oluruz.
Bence hayatın uzun olduğunu ve ölümün ise ne zaman geleceğinin belli olmadığını ilan eden kelimeler bize yalan söylemişti. Ölüm, ensemizde iken hayatın bitmeyeceğine nasıl inanabildik? Hayatın ellerimizin arasından kaymak üzere olduğunu varsayarak hayatımızı organize etmeliyiz. Çünkü hayat, ellerimizden boşalıp yere düştükten sonra ruh, bedenle olan son veda konuşmasını tamamlayacaktır. Ve yaşam, bize sadece bir defa ikram edilmiş olmasının orijinalliğinde kaybolacak... Yeni bir yaşama davet edilmeyeceğiz. Yeni bir yaşamın içinde hesabımıza göre yaşamlara bırakılacağız.
VEFATININ 20. YILDÖNÜMÜNDE CEMİL MERİÇ'İ RAHMETLE ANIYORUZ // Fehmi Yakut
İyinur Ergün 2 Temmuz, 2008 - 14:32- İyinur Ergün yazıları
- 10 yorum
- devamı...
- 358 kez okundu
Cemil Meriç denince birçoklarının ilk aklına gelen; “Kamus namustur” ya da “Paris evde yoktu. Ben rüyada gördüm Paris’i, gülümsedi ve kayboldu.” (Bu Ülke, s. 44) gibi aforizmalarıdır. Dillere pelesenk olmuş bu cümleler, aslında Cemil Meriç’in bendeki özetidir. Onun lisan konusundaki hassasiyetini bir namus meselesi olarak telakki edişine bakıp da duruşunun önünde eğilmemek mümkün müdür ki; “Kelam, bütünüyle haysiyettir.” “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.” “Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur.”
Peki, Cemil Meriç’i bizim için bu kadar değerli kılan asıl sebep nedir?
Bir toplumun sosyolojisini tahlil etmek, tanımlamak ve prensiplerini ortaya koymak için, o toplumun dilini, tarihini ve dini olgularını irdelemenin gerekliliğine vurgu yapar Cemil Meriç. “Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazinedir.” “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” “Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?” “Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.” “Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.” “Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.” “Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.”
İBN-İ BATTUTA (Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî)
Bünyamin Ergün 2 Temmuz, 2008 - 09:48- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 83 kez okundu
Önyargısız, iyi niyetli ve meraklı bir gözlem adamı: Şeyh Battuta
Lâkaplarıyla birlikte tam adı Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tancî olan İbn-i Battuta, edebiyatçı dostu Muhammed bin Muhammed bin Cüzeyy el-Kelbî tarafından ünlü “Seyahatname”sine de aktarılmış olan açıklamasına göre, 24 Şubat 1304 tarihinde (kısmen bugünkü Fas’ın coğrafî alanında kurulu bulunan) Marunî Sultanlığı’nda doğdu. Birçok kadı yetiştirmiş köklü bir ailenin çocuğuydu. Doğduğu kent olan Tanca’da fıkıh ve edebiyat öğrenimi gördü. Daha 22 yaşındayken Mekke yolculuğuna çıktı. Başlangıçtaki amacı Hac görevini yerine getirmek ve Yakındoğu’daki (Mısır, Suriye ve Hicaz) ünlü bilginlerden ders alarak eğitimini ilerletmekti. Tanıştığı bilginlerin ve sufî ermişlerin adlarından ve çeşitli okullara devam ettiğini gösteren belgelerden, bu ilk amacına da fazlasıyla ulaştığı anlaşılmaktadır. “Gezgin” kimliği ona, gelecekte kendisini bekleyen kadılık görevine emin adımlarla hazırlanmanın yanısıra, seçkin İslâm bilginlerinin rahle-i tedrisatından geçmiş bir aydın olarak daha sonraları yeryüzündeki birçok sarayda saygıyla ağırlanma fırsatını da verdi.
CEMİL MERİÇ İÇİN BİR ANI
pergel 1 Temmuz, 2008 - 08:15- pergel yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 133 kez okundu
HERŞEYİ BU YAZIDA ANLADIM GÖRDÜM SEVDİM HİSSETTİM VE TANIDIM.
"RUH GÖRMEYİNCE GÖZ NEYLESİN"
-Sokaklarda yılışıp, sıcak evlerde uyuşanlar ancak televizyon ve Internet'in sahte ve sanal mezbeleliklerinde vakit israf edip, hayatlarının en kıymetli sermayelerini kumara verirler de bunun bir an olsun farkına varamazlar. Gazetelerin magazin sayfaları, haberlerin asparagası, Internet'in chat'i, fikirlerin fıkraları, düşüncelerin en ucuzu, kanaatlerin müsveddesi, duyguların kullanılmış olanları yeter bizimkilere...
Artık kaliteye lüzum yoktur. Zira parayı bastırınca Batının en iyisi emrinize amadedir. Orijinal şeylere ulaşmak zordur. Bulunmadık ne kaldı ki cihanda... Bize kalan teknoloji fıkraları, kompleks bastıran menkıbeler, cesaret verici hikayeler ve ne idüğü belirsiz nakiller. Hele bir de haklılığımıza delil bir iki beylik söz bulmuşsak değmesin kimse keyfimize... Züğürt tesellisinden bol ne var ki, züğürdün enflasyonunun yaşandığı yerde. Akıl sakatlanmış, zeka özürlenmiş, vicdan paslanmış, gönül ser mest olmuş, ruh pusulasını şaşırmışsa ortada bir diş ve mide vardır. Bir de akıl! Ama ne akıl !
ÖLÜMÜNÜN YÜZÜNCÜ YILINDA NIETZSCHE VE FELSEFESİ
Bünyamin Ergün 27 Haziran, 2008 - 08:01- Bünyamin Ergün yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 134 kez okundu
Filozof Olarak Nietzsche
Nietzsche(1844-25.8.1900) yaşamı bakımından 19. Yüzyıla, felsefesi ve yol açtığı etkiler bakımından ise hem 20. yüzyıla hem de geleceğe aittir. 'Gelecek' kavramı ve 'insanın geleceği' sorunu, onun üzerinde en çok durduğu sorunların başında gelir. Nietzsche, çok yönlü bir insandır: filolog, yazar, filozoftur. Ama aynı zamanda şairdir. Hemen hemen bütün eserlerinde düşünsel yön ile edebi/sanatsal yönlerin iç içe geçmiş olduğunu saptayabiliriz. Nietzsche'de felsefi ve estetik öğeler sürekli birlikte, birbirini gerektiren bir biçimde bulunur. Yani felsefe ile şiir arasındaki ilişki, onun insan anlayışıyla bağıntılıdır. Nietzsche insanı, yaşama eylemleri içinde gerçekleşecek, ortaya çıkacak bir yetkin varlık (bütünlük) olarak düşündüğü için, bu bütünlüğün gerek oluşmasında gerekse kavranılmasında hem akılsal (felsefi) hem de coşkusal (estetik) boyutlar ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdır.
LAİKLİK DEDİĞİMİZ, "DEİZM" OLMASIN? // Alev Alatlı
İyinur Ergün 6 Haziran, 2008 - 08:46- İyinur Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 325 kez okundu
Bir sıfat olarak kullandığımız "laik," bundan türettiğimiz isim olan "laiklik" kelimelerinin Türkiye'nin başına tam bir çorap ördüğünü düşünmeden edemiyorum! "Metropol mit"i derler, insanların topluca yaşadıkları yerlerde hızla yayılan asılsız korku hikâyeleri vardır.
Ne gibi? Meselâ, Kazlıçeşme tabakhanelerinin kaldırılması halinde şehri dev sıçanların saracağı gibi. "Laiklik"e ilişkin söylemler de bunlara döndü. Türkçe'yi kurda kuşa salar mıyız? Oh, olsun bize! Şu kavgaların başından beri meselenin adını Türkçe koysaydık, kavganın ortasında durup kendi halimize kendimiz gülerdik!
Yıllardır, birbirimizin lâfından anlamayan, "afazik"(1) bir toplum olduğumuza dikkat çekmeye çalışırım; şimdi de Türk yazınını okuyan yabancıların bu kavgalarımızdan ne anladıklarını merak eder oldum. Öyle ya, adamlar halimize bakıp, ona göre kendi politikalarını düzenleyecekler! Ve tabii beceremeyecekler, çünkü "laik" ve "laiklik" kelimeleri bizde Frenk armudu gibidir, kimi tatlısına malzeme yapar, kimi limonlu salatasına! Bu durumda, kiminle ittifak yapacaksınız, kimi karşınıza alacaksınız, ne bileceksiniz?
NE MUTLU KALBİNE SEN DÜŞENE
Meryem Rabia Ta... 25 Mart, 2008 - 09:30- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- 3 yorum
- devamı...
- 511 kez okundu
Ne Mutlu Kalbine Sen Düşene ve
Ne Mutlu Senin Kalbine Düşene!
Ne Mutlu Senin Gönlüne Düşene!
Ne Mutlu Gönlüne Sen Düşene!
Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki; Sen latîf olan Allah'ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım! Bizi, Sen'in ümmetin olmakla şereflendiren Allah Teâlâ'ya, yarattıkları adedince hamdolsun!..
Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen'i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarının dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana doğru.
UNUTULAN BİR SANAT; KLASİK CİLT SANATI ÜZERİNE
huseyingurselbilmis 28 Ocak, 2008 - 09:30- huseyingurselbilmis yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 602 kez okundu
İnsanlara “hafızanızı kaybetseniz, kendinizi ne diye tanımlarsınız diye bir soru sorsak alacağımız cevap elbette “HİÇ” olacaktır. Yani kendimizi bir hiç diye tanımlamak..Yani “var”lığımızdan değil “hiç”liğimizden söz etmek.. Bunun nasıl bir tahribat yaratacağını düşünmek bile insanı korkuturken, Tarih gibi, hele bizim tarihimiz gibi muazzam bir hafızayı, yok saymak, bu hafızanın farkında olmamak ya da onu önemsememek ne demektir sizce? Bence şu demektir:
Bu muazzam hafızayı kaybetmek demek, yaratılan her değeri, düşünceyi, sanatı, kısaca her şeyi kaybetmek demektir. Bunların varlığından bihaber olmak demektir. Bunlarsız büyüyen nesiller yaratmak demektir. Bu hafızayı bilmeden, tanımadan Osmanlı Sanatı’nı, bilimini, edebiyatını, kültürünü, toplumunu kısaca her şeyini anlamaya çalışmak, bizi yukarıda az önce bahsettiğimiz HİÇ’e götürmeyecek midir?
Dr. ALİ ŞERİATİ // İNSANIN DÖRT ZİNDANI
İyinur Ergün 3 Aralık, 2007 - 09:00- İyinur Ergün yazıları
- 33 yorum
- devamı...
- 8372 kez okundu
İnsanı zorlayıcı dört güç vardır... İlk olarak, irade sahibi, bilinçli ve yaratıcı insan, ilk zorlayıcı gücün, doğa’nın baskısı altındadır, bu zorun tutsağıdır. Natüralizm, tabiat temeline özellikle yaslanmaktadır ve oldukça önemli bir gerçeklik payı vardır. İkinci zorlayıcı güç, tarihin baskısıdır. Tarih felsefesi buna, bu temele dayanmaktadır. Emerson’a “Tarih nedir?” diye sorulunca, “Nedir tarih olmayan ki?” diye karşılık vermiştir. Varolan herşey, tarihin ürünüdür. Tarih’i temel belirleyici sayan görüşe göre benim niteliğimin yaratıcısı, benim tarihimdir. Tarihim benim elimde olmadığına göre ben de kendi elimde değilim. Üçüncüsü Sosyolojizm’dir. Toplumu temel ve asıl belirleyici kabul eden, bireyi yadsıyan, toplumun bireyi oluşturduğunu ileri süren görüştür.
Aslında ben ne Naturalizm’i, ne Sosyolojizm’i, ne de Historizm’i tümüyle yadsıyorum; üçünü de kabul ediyorum. Ancak benim kabul edişim şu anlamdadır: İnsan-ki asıl onu anlatmak istiyorum-, bu varlık seçebilir, seçme yeteneği ve imkanı vardır. Bu varlık kendi gelişim ve olgunlaşma süreci içinde gerçekten de bir açıdan ve bir bakıma doğal ve maddi bir oluşum, bir görüngü, bir bakıma Tarih’in biçimlediği bir görüngü, bir bakıma çevre ve toplumun biçimlediği bir görüngüdür.
DÖNÜŞÜM // FRANZ KAFKA
İyinur Ergün 12 Kasım, 2007 - 09:01- İyinur Ergün yazıları
- 39 yorum
- devamı...
- 2994 kez okundu
ÖNSÖZ YA DA KAFKA ‘KOLONİSİ’ HAKKINDA
“Ceza Sömürgesi” adıyla çeviri edebiyatımıza girmiş olan öykünün Almancası: In der Strafkolonie... “Ceza Kolonisinde” diye çevirmek mümkün... Kolonie, Latince bir sözcük: Bir devletin kendi sınırları dışında sahip olduğu, siyasal ve ekonomik yönden kendine bağımlı ülke, bölge, yer vb. anlamına geliyor. Türkçe’deki “sömürge” sözcüğü bu anlamları karşılıyor... Ancak Kolonie, aynı ulustan kişilerin oluşturduğu topluluğun, ulusal sınırlar dışında, ülkelerinin geleneklerine, örf ve adetlerine bağlı kalarak yaşadıkları yer, yerleşim anlamına da geliyor. Hangi karşılığın daha yerinde olacağına, okur öyküyü bitirdikten sonra karar verecektir herhalde... Ama asıl önemli olan şudur: Okur, biri nispeten uzun, diğerleri kısa bu birkaç öyküyü okuduktan sonra -ya da okurken- hep olduğu gibi, kurallarını, anlamlarını, içeriklerini tek kişinin belirlediği bir anlatılar dünyası kolonisinde bulunduğu hissine sık sık kapılabilir.
Kafka’nın arzusu hilafına onun metinlerini imha etmeyerek, edebiyat, kültür dünyasına kazandıran arkadaşı Max Brod, bu metinleri tanımış Alman ozanı ve yazar Fransız Werfel’e okuduğunda, Werfel, “Bodenbach sınırının ötesinde, Kafka’yı anlayan tek kişi çıkmayacaktır, demiştir.








Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
2 gün 20 saat önce
2 gün 20 saat önce
3 gün 2 saat önce
3 gün 11 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 20 saat önce
3 gün 21 saat önce
3 gün 22 saat önce
6 gün 22 saat önce
1 hafta 5 saat önce
1 hafta 8 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 13 saat önce