bilmek

KELİMELER VE KEMİKLER

Kategoriler:

Katip Çelebi’ye göre, Sultan IV. Mehmet 1653 yılında, devletin ileri gelenlerini toplamış ve şöyle bir konuşma gerçekleştirmiş: “babamın ve dedelerimin zamanında devletin gelirleri bütün harcamaları karşılamakta, hatta hazinede bir miktar fazlalık dahi bulunmaktaydı. Şu anda devletin harcamları babamın zamanındaki kadar bile değil; fakat gelirler aynı. O halde devletin gelirleri harcamaları karşılamaya niçin yetmiyor ve donanmaya ve diğer önemli meselelere ayrılan para niçin artırılamıyor?”

Haklı soru! Ama padişah, sadırazamdan başlayıp diğer zevat dahil kimseden sorusuna yanıt alamamıştır. Bunun üzerine bürokratlar tahkikatlara başladılar, ama bir süre sonra olay örtbas edildi.

Belli ki vakanüvistimiz de tartışmalara yakından tanıklık edenler arasındadır. Zira, az zaman sonra kendisi bu hususta bir risale kaleme almıştır. Risalenin en ilginç yönü, Çelebi’nin – belkide yegane Osmanlı müellifi olarak – İbn Haldun’un “devlet teorisini” kullanarak soruna yanıt üretmesidir. Ona göre, devlet ideolojisi “sonsuzluğa” dayanan Osmanlı da insan gibi organik bir varlıktır: doğar, büyür ve bir şekilde ölecektir. Bir farkla, insandan farklı olarak devletlerin yaşam süresi bünyelerinin sağlığına ve dayanıklığına göre dünyaya tepki verirler. Çelebi’nin padişahın sorusuna yanıt şudur: devletin şu durumu onun rahatsızlığının alametidir. İnsan gibi, devlette de bu belirtileri fark etmek ve teşhiz koyup uygun tedavi uygulamak gerekmektedir (Katib Çelebi (Hacı Halife), “Desturü’l-Amel li-İslah il-Halel”, Ayn-i Ali, Kavanin-i Al-i Osman, İstanbul 1280 basılan eserinin ekinde).

LAİKLİK DEDİĞİMİZ, "DEİZM" OLMASIN? // Alev Alatlı


Bir sıfat olarak kullandığımız "laik," bundan türettiğimiz isim olan "laiklik" kelimelerinin Türkiye'nin başına tam bir çorap ördüğünü düşünmeden edemiyorum! "Metropol mit"i derler, insanların topluca yaşadıkları yerlerde hızla yayılan asılsız korku hikâyeleri vardır.

Ne gibi? Meselâ, Kazlıçeşme tabakhanelerinin kaldırılması halinde şehri dev sıçanların saracağı gibi. "Laiklik"e ilişkin söylemler de bunlara döndü. Türkçe'yi kurda kuşa salar mıyız? Oh, olsun bize! Şu kavgaların başından beri meselenin adını Türkçe koysaydık, kavganın ortasında durup kendi halimize kendimiz gülerdik!

Yıllardır, birbirimizin lâfından anlamayan, "afazik"(1) bir toplum olduğumuza dikkat çekmeye çalışırım; şimdi de Türk yazınını okuyan yabancıların bu kavgalarımızdan ne anladıklarını merak eder oldum. Öyle ya, adamlar halimize bakıp, ona göre kendi politikalarını düzenleyecekler! Ve tabii beceremeyecekler, çünkü "laik" ve "laiklik" kelimeleri bizde Frenk armudu gibidir, kimi tatlısına malzeme yapar, kimi limonlu salatasına! Bu durumda, kiminle ittifak yapacaksınız, kimi karşınıza alacaksınız, ne bileceksiniz?

UNUTULAN BİR SANAT; KLASİK CİLT SANATI ÜZERİNE

Kategoriler:

İnsanlara “hafızanızı kaybetseniz, kendinizi ne diye tanımlarsınız diye bir soru sorsak alacağımız cevap elbette “HİÇ” olacaktır. Yani kendimizi bir hiç diye tanımlamak..Yani “var”lığımızdan değil “hiç”liğimizden söz etmek.. Bunun nasıl bir tahribat yaratacağını düşünmek bile insanı korkuturken, Tarih gibi, hele bizim tarihimiz gibi muazzam bir hafızayı, yok saymak, bu hafızanın farkında olmamak ya da onu önemsememek ne demektir sizce? Bence şu demektir:

Bu muazzam hafızayı kaybetmek demek, yaratılan her değeri, düşünceyi, sanatı, kısaca her şeyi kaybetmek demektir. Bunların varlığından bihaber olmak demektir. Bunlarsız büyüyen nesiller yaratmak demektir. Bu hafızayı bilmeden, tanımadan Osmanlı Sanatı’nı, bilimini, edebiyatını, kültürünü, toplumunu kısaca her şeyini anlamaya çalışmak, bizi yukarıda az önce bahsettiğimiz HİÇ’e götürmeyecek midir?

FRANSA VE YAHUDİLER, SOYKIRIM ORTAKLIĞI



Tarih kitapları İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Fransa’yı işgâl ettiğini ve Fransa’nın perişan olduğunu anlatır. Mahkeme kararları ise Fransa’nın Almanya’ya Yahudi soykırımında nasıl yardım ettiğini...

Almanya 22 Haziran 1940’ta Fransa’yı yendi ve işgâl etti. İmzalanan ateşkes antlaşmasıyla Fransa’nın kuzeyi, sanayi bölgeleri, kanal bölgesi, Atlantik kıyıları İspanya sınırına kadar General Otto von Stülpnagel’in komutasındaki Alman işgâl kuvvetlerinin denetimine girdi.

Fransızlar övünerek Almanya’ya karşı nasıl direndiklerini anlatsalar da, gerçekte pek fazla direnmediler. Aksine sadık olmaya özen gösterip, hatta sadakati Yahudi soykırıma katılma derecesine vardırdılar. Almanya’nın tayin ettiği 1,200 memur ve subay bütün Fransa’yı müstemleke gibi idare ettiler. Almanya, Fransız firmalarına büyük işler vererek, Paris’in zâten tartışılmaz olan sadakatini tartışılmayacak bir noktaya getirdiler. Hata Fransa Almanya’nın günlük işgâl gideri olan 20 milyon reichmark’ı gönüllü olarak ödedi.

MİMAR SİNAN’IN MERKÜR’DE İŞİ NE?

Kategoriler:

GEZEGEN, GÖKTAŞI, DİĞER GÜNEŞ SİSTEMİ GÖK CİSİMLERİ İSİMLERİNDE "TÜRKLER"

Kuşaklar boyu, her doğan çocuğa mutlaka farklı ve daha önce kesinlikle kullanılmamış bir isim bulmak zorunda kalsaydık, ne olurdu?

İşte bugün astronomların, hergün yeni keşfedilen, yıldız göktaşı, kuyrukluyıldız, gezegencik (astreoid), gezegen ayları, bu gök cisimleri üzerindeki dağlar, vadiler, kraterler ve diğer yapılar gibi ayrıntıların isimlendirilmesinde karşılaştırılan durum da bir ölçüde buna benzemeye başladı. Uluslararası Astronomi Birliği (International Astronomical Union), IAU’nun, belli yıllarda gerçekleştirdiği genel kurul çalışmalarında, ‘isimlendirme alt komisyonu sayılabilecek olan çalışma gruplarından gelen öneriler görüşülerek kabul edildikten sonra, bu isimler resmiyet kazanmakta.

İsimlendirmeyi kolaylaştırmak için isimlendirme çalışmalarında uyulması gereken bazı genel kurallar olmakla birlikte tarihi birikim de önemlidir. Örneğin, gezegen gibi sayıca az ve önemli gök cisimlerinde Roma mitolojisi ön planda. Gezegenlerle ilgili daha ayrıntıda isimlendirmelerse, genelde, söz konusu gezegenin eski Yunan (Grek) ve Roma mitolojisindeki konumuna bakılarak yapılmakta.

KURŞUN KALEM / Beth Leibson – Reader’s Digest

Kategoriler:


Bir kurşunkalem, 50 km. uzunluğunda bir çizgi çizebilir, 45.000 sözcük yazabilir. Üstelik yaptığınız hataları silmeniz için, bir de kuyruklarında silgi taşırlar.

400 Yıllık Dostumuz

Kurşunkalem

Kurşunkalemler, yazı dünyasının üvey çocukları gibi görünürler. Herkesin, dolmakalemlerle ilgili söyleyecek kesinlikle bir sözü vardır. Çünkü bir çoğuna göre, dolmakalemler romantik çekiciliğe sahiptir. Fakat şiirlerin dizesinde, kurşunkalemlerle ilgili herhangi bir isteğe ya da şikayete rastlamazsınız. Onlar her zaman ikinci plandadır.

MODERN ÇAĞDA İNSANIN 'ANLAM’ KRİZİ

Kategoriler:

20. ve 21. yüzyıllar bir nevi krizler çağı oldu. Kriz sözlük anlamı birden bire meydana gelen kötüye gidiş yönündeki gelişme, buhran, tehlikeli an, vahamet, bulunmama, yokluk, büyük sıkıntı anlamlarına gelir. Ekonomik kriz, siyasi kriz, kültürel kriz... Sözlük anlamında daha çok kötü bir duruma yol açan gelişme olarak yorumlansa da bunlar bazen iyiye doğru gidişin işareti de olabilir. İnsanlar arasında yaşanan ama pek fark edilmeyen krizlerin başında ‘anlam’ krizi gelmektedir. Var olduğu an’dan beri kendinden başlayarak her şeyi anlamlandırmaya çalışan insan, bu süreci her zaman canlı tutmuştur.

Kurulan tüm sistemler, medeniyetler, düşünce akımları; insanın anlam arayışının ürünüdür. Ancak modern çağda insanların ruhi bunalımlarının en çok arttığı dönem oldu. Bu bunalımları yaşayan insanlardan biri olan senarist- yazar Ayşe Şasa modern insanın çıkmazını şu cümlelerle özetliyor: “ İnsanların geleneksel medeniyetten uzaklaşması, bugünkü bunalımın kaynağı. Çünkü gelenek, insanı kendi fıtratıyla, alemle barıştıran, alemi ahenk haline getiren yapı. Bu bağ koptuğu zaman insan mekanik bir eşyaya dönüşüyor.” Anthony Giddens “Modernliğin Sonuçları” adlı eserinde belirttiği üzere modern çağdaki insanların yaşadığı nevrozların ve psikozların sebebi insanın yetişme çağında yaşadığı mahrumiyet ve acıların anlamını, bulamamasıdır. Modern insan ilahi anlamlardan koptuğu için gitgide anlamsız düzeye mahkûm oluyor.

İSLÂMDA SAĞLIK VE TIBBI NEBEVî

Kategoriler:

İslâm, insanı temel alan ve onun faydası için kaideler koyan bir dindir. Bu dinin içeriğine bakılınca insanın aleyhinde hiçbir hüküm göremezsiniz. Bu onun hak ve evrensel bir din olduğunun en büyük delillerinden birisidir. Sağlık da dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu bir meseledir. Onun için insana zararlı olan şeyler ya haram, ya da mekruh sayılmıştır. Bunların başında alkol gelmektedir. Uyuşturucu ve benzeri aklı devre dışı bırakan maddeler de dinimizin yasakladığı maddeler kapsamındadır. Sigara da bazılarına göre mekruh, bazılarına göre haramdır.

Osmanlı devletinin en uzun saltanat süren padişahlarından Kanunî Sultan Süleyman da sağlığa verdiği önemi belirtmek için şu veciz beyti söylemiştir:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

AZLA YETİNMEK

Kategoriler:

İnsanlar aç doğarlar ve neticede aç ölürler. Dünyaya yeni gelen bebek ilk olarak annesinin memesini yoklar ve sanki önceden öğrenmiş gibi hemen emmeye başlar. Ömrü boyunca mal ve mülk peşinde koşan kişi, son nefesine kadar değişik emellerle yaşar, fakat bu emellerini tam anlamıyla gerçekleştiremeden bu dünyadan göçüp gider. En zengin insanların bile gerçekleştiremedikleri emelleri vardır. İnsanın içindeki maddî açlığı doyurması mümkün değildir. Onun için ecdadımız “İnsanın gözünü toprak doyurur” demişlerdir. Hakikaten öyledir. Dünyada ne kadar servet sahibi olsak da yine de tam anlamıyla mutmain olamayız. Bu herhalde nefsin kurduğu bir tuzaktır.

Oysa mutasavvıflar(Allah dostları) azla yetinmeyi, kanaatkâr olmayı bilmişlerdir. Onların bu durumu “bir lokma, bir hırka” deyimiyle anlamını bulmuştur.

İçeriği paylaş