kitaplık
A'MÂK-I HAYAL / Hayalin Derinliklerinde Yolculuk // Filibeli Ahmet Hilmi
İyinur Ergün 1 Ağustos, 2008 - 10:43- İyinur Ergün yazıları
- 9 yorum
- devamı...
- 665 kez okundu
(...) şehri Türkiye’nin en büyük ve en güzel şehirlerinden biridir. Ben uzun bir süre bu şehirde, şehrin ortasında bulunan mahallede oturdum. Hükûmet konağı ile evim arasındaki yollarda dikkat çekici pek çok şey vardı: Köhne evler, her biri birer perişanlık ve yoksulluk yuvası olan bir sürü virane, yürünemeyecek hâlde sokaklar, pislik içinde caddeler... Fakat hepsinden ilginç olan, evime yakın eski bir mezarlıktı.
Bu mezarlığın etrafı çok sağlam ve sanatkârane yapılmış duvarlarla çevriliydi. Duvarda, onar metre arayla yapılmış pencerelere takılmış olan tunç parmaklıklar gerçekten övgüye değerdi. Mezarlığın kapısı tahtadandı ve sonradan takılmıştı. Eski kapısının, zamana karşı direnemediği anlaşılıyordu.
Bu mezarlık, sadece hatıra ve ölülerin gömüldüğü bir yer değil, aynı zamanda birçok değerli eserin bulunduğu bir hazineydi. Pencerelerden görüldüğü kadarıyla, mezar taşlarında, eski hattatlarımızın kalemlerinden çıkmış bir sürü yazı vardı.
TERSTEN PERSPEKTİF // Pavel FLORENSKI
Bünyamin Ergün 30 Temmuz, 2008 - 08:49- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 124 kez okundu

I
“Perspektif eğitimi, ehlileştirmeden başka bir şey değildir.”
Pavel Florenski
Tersten Perspektif isimli metnini Florenski, 1920 Rusyası’nda yazar. Aynı yıl Breton Paris’te Philippe Soupault ile beraber hazırladığı Manyetik Alanlar isimli kitabını yayımlar: Gerçeküstücüler farkında değildir ama bu kitap, Doğu Kilisesi ikona geleneğinin rasdelka diye tanımladığı elektriksel ya da manyetik alandaki çekim kuvvetlerini göstermekte kullanılan eğrilere benzer görünmez ikona çizgilerini hatırlatmaktadır. İki kitap arasındaki benzerlik, görmeye ve okumaya dair alışkanlıkların kırılmasından kaynaklanır; nasıl merkezi perspektifin aksine tersten perspektif, resme bakan gözü tekil ve sabit bir odak noktası olmaktan kurtarıyorsa, okuru farklı özne pozisyonları almaya zorlayan ya da en azından bunu amaçlayan bir kitaptır Manyetik Alanlar. Florenski, gerçeküstü bir yenilik anlayışı yerine gerçekdışı bir eskinin savunusunu yapıyor olsa da Yeniçağ’ı belirleyen özne-merkezci anlayış, yirmili yıllarda yavaş yavaş kırılmaya başlamıştır.
BÜYÜK ROMULUS // Friedrich DÜRRENMATT
Bünyamin Ergün 29 Temmuz, 2008 - 08:35- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 139 kez okundu
Romulus Augustus: Batı Roma İmparatoru
Julia: Karısı
Rea: Kızı
Isaurialı Zeno: Doğu Roma İmparatoru
Aemilian: Romalı Asilzade
Mares: Harbiye Nazırı
Tullius Rotundus: Dahiliye Nazırı
Spurius Titus Mama: Süvari Kumandanı
Achilles: Uşak
Pyramus: Uşak
Apollyon: Antikacı
Caesar Rupf: İş Adamı
Phylax: Tiyatro Oyuncusu
Odoaker: Germanların Hükümdarı
Theoderich: Yeğeni
Phosphoridos: Mabeyinci
Sulphurides: Mabeyinci
SANATIN ÖYKÜSÜ // E. H. GOMBRICH
Bünyamin Ergün 23 Temmuz, 2008 - 07:54- Bünyamin Ergün yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 206 kez okundu
“Sanat” diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır. Bir zamanlar bu adamlar renkli toprakta bir mağaranın duvarına kabaca bizon resimleri çiziktiriyordu; bugün de bazıları boya satın alıp duvar ya da tahta perdeleri resimliyor ve daha birçok başka şeyler üretiyorlar. Tüm bu etkinlikleri sanat diye tanımlamakta hiçbir sakınca yok, yeter ki bu sözcüğün yer ve zamana göre birbirinden değişik anlamlara gelebileceği unutulmasın ve günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapınma aracı haline gelen ve büyük S ile başlayan Sanat’ın var olmadığının bilincinde olunulsun. Bir sanatçıya, yapmış olduğu şeyin bir bakıma güzel sayılabileceğini ama “Sanat” olmadığını söyleyerek, onu yıkıma sürükleyebilirsiniz. Aynı biçimde, bir tabloyu güzel bulan herhangi bir kimseye, bu tabloda beğendiği şeyin Sanat değil de başka bir şey olduğunu söyleyerek, kafasını karıştırabilirsiniz.
anlamak* için //OKUMALAR [8]
anlamak 17 Temmuz, 2008 - 08:14- anlamak yazıları
- 13 yorum
- 769 kez okundu
CYRANO DE BERGERAC // Edmond ROSTAND
Bünyamin Ergün 9 Temmuz, 2008 - 08:03- Bünyamin Ergün yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 148 kez okundu
XIX. yüzyılın son yıllarından 1914 şemaetine kadar, önce Fransa’yı ve tedricen bütün garp edebiyatı âlemini en ziyade meşgul eden sima, Edmond Rostand olmuştur. 27 aralık 1897 gecesi, Porte-Saint-Martin tiyatrosunda Cyrano de Bergerac’ın kazandığı misli görülmemiş muvaffakıyet, genç şairin bir gün öncesine kadar pek mahdut kalan şöhretini, bir anda, bütün Fransa’ya, hatta bütün cihana yaymıştı. Zamanın en müşkülpesent münekkitlerinden biri olan Emile Faguet, ertesi günü, büyük bir şairin doğduğunu cihana müjdeliyordu: “Göz kamaştırıcı bir zaferle XX. Yüzyılı açan bu şaire, Avrupa gıpta ile, Fransa gurur ve ümitle bakıyor”. Piyes yüzlerce defa oynandı, bütün dillere tercüme edildi ve yüz binlerce nüsha satıldı. 1900’de oynanan L’Aiglon, Rostand’ın şöhretini büyük bir şaşaa içinde XX. yüzyıla nakletti. Bir an geldi ki, bütün Fransız ve hatta dünya matbuatı, mütemadiyen genç şairin hayatı, eserleri, projeleri, serveti, akademi azalığı, nişanları ve meşhur Arnaga malikânesiyle uğraşır oldu. Fakat mecmua sahiplerinin, tiyatro müdürlerinin, hatta bazen siyasî partilerin, türlü türlü maksatlarla, her gün biraz daha cilâ verdikleri bu şöhret, pek insanî olarak, edebiyat ve tenkid âleminde muhtelif aksülâmeller uyandırdı.
BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // BİLÂD-I RÛM’A YOLCULUK
Bünyamin Ergün 3 Temmuz, 2008 - 12:55- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 67 kez okundu
(“Çevirenin notu: İbn-i Battuta’nın yaşadığı ve yolculuklarını gerçekleştirdiği 14. yüzyıl itibarıyla, ülkemizin Asya’daki topraklarının bugün kullandığımız o sıcak ve sevimli ismi “Anadolu”, henüz ne yerel ne de uluslararası düzeyde yaygın bir şekilde kullanılmıyordu. “Anadolu” sözcüğünün bu toprakların değişmez ismine dönüşmesi, Battuta’nın döneminden daha sonraki çağlara dayanır. Bu nedenle gezginimiz, o döneme kadar yaygınlıkla kullanılan “Rum diyarı” -Bilâd-ı Rûm- ismini salt coğrafî bir tanımlama olarak tercih ederken, bu coğrafyada yaşayan insan unsuruna yönelik pek çok gözlem ve iltifatında ise özellikle Müslüman Türkleri kastetmektedir. Tarihsel bir gerçekliği saptırmamak için, biz de bu ismin geçtiği yerleri “Anadolu” olarak değiştirmemeyi uygun gördük.)
Lazkiye’de Martalomin adında bir Cenevizli’nin gemisine binerek, “Bilâd-ı Rûm” diye anılan ve eskiden Kûmların memleketi olduğu için onlara nisbet edilen Türk ülkesine doğru yola çıktık.
Bu ülke, vaktiyle eski Rûmiar ve Yunanlılar’m elindeydi. Daha sonra Müslümanlar bu topraklan adım adım fethetmişlerdir. Orada halen Müslüman Türkmenler’in idaresi altında yaşayan bir hayli Hıristiyan vardır.
BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // ALANYA SULTANI KARAMANOĞLU YUSUF BEĞ
Bünyamin Ergün 3 Temmuz, 2008 - 12:54- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 85 kez okundu
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Alanya, deniz kıyısında büyük bir şehirdir. Ahalisi Türkmendir. Mısır, İskenderiye ve Şam tüccarları alışveriş yapmak üzere buraya gelirler. Burada bol miktarda kereste imâl edilmekte olup, İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç olunur. Beldenin üst tarafında sağlam ve dehşet verici bir kale vardır ki, Büyük Sultan Alaaddin-i Rûmî’nin eseridir.
Alanya’da şehrin kadısı Celaleddin-i Erzincanî ile görüştüm. Cuma günü benimle birlikte kaleye çıktı, orada namaz kıldık. Bana ikramda bulundu ve bir ziyafet verdi. Bu şehirdeyken, babası vaktiyle Sudan şehirlerinden Mali’de vefat etmiş olan Ruceyhani’nin oğlu Şemseddin’in verdiği bir yemekte de bulundum.
Cumartesi günü Kadı Celaleddin ile birlikte atlara binerek, Alanya Sultanı Karamanoğlu Yusuf Beğ’i ziyarete gittik. “Beğ”, Türkçede melik, yani hükümdar demektir.
BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // ANTALYA
Bünyamin Ergün 3 Temmuz, 2008 - 12:53- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 76 kez okundu
Buradan Antalya’ya doğru yola çıktım. Bu şehit, yüzölçümünün genişliği, nüfusunun çokluğu ve planının muntazamlığı itibariyle bölgenin en önde gelen şehirlerindendir. Her fırka diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hıristiyan tüccarları “Mina” adıyla bilinen mahallede oturmaktadırlar. Mahallenin etrafı bir surla çevrilmiş olup, geceleri ve cuma vakti kapıları kapanır. Şehrin eski sakinleri olan Rûmlar, diğerlerinden ayrı olarak başka bir mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir sur ile çevrilmiştir. Aynı şekilde Yahudiler’in de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin hâkimi. ailesi ve devlet ricali de yukarıda açıkladığımız şekilde, şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surlarla çevrilmiş bir kalede oturmaktadırlar. Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet ederler.
Bu beldede bir cami ve medrese ile birçok hamam, gayet tertipli ve geniş çarşılar vardır. Şehrin etrafı, yukarıda zikrettiğimiz mahalleleri de ihtiva eden büyük bir suda kuşatılmıştır. Buranın bağ ve bahçeleri çoktur. Meyveleri ise pek nefistir. Özellikle “kamereddin” denilen bir çeşit kayısısı vardır ki; bu pek lezzetli olduğu gibi çekirdeği de tatlıdır. Bu meyve kurutulduktan sonra, çok makbul sayıldığı Şam ve Mısır gibi memleketlere gönderilir. Şehrin, yazın en sıcak günlerinde bile buz gibi soğuk olan lezzetli su kaynakları vardır.
BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // DÜNYADA BİR EŞİ DAHA BULUNMAYAN BİR CEMİYET: AHİLER
Bünyamin Ergün 3 Temmuz, 2008 - 12:52- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 59 kez okundu
Yolculuğumun bu bölümünde “Ahiler” denilen toplulukla tanıştım. Bilâd-i Rûm’a yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her vilayette, her şehirde ve her köyde bulunan Ahiler, bekâr ve sanat sahibi gençlerin oluşturduğu bir tür cemiyetti. Bunlar birbirleriyle çok sıkı bir dayanışma içindedirler. Her birinin halk içinde muteber birer mesleği vardır. Memleketlerine gelen yabancılara yakın bir ilgi gösterir; onların yiyecek ve içeceklerini temin eder; konuklarının insanî ihtiyaçlarını karşılamakta ellerinden gelen bütün itinayı gösterirler.
Öte yandan, yaşadıkları yerlerdeki zorbaları da yola getirir, herhangi bir sebeple bunlara iltihak eden kötüleri tek tek ortadan kaldırırlar. İşte, bu gibi hususlarda Ahilik cemiyetinin dünyada eşi ve benzeri yoktur.









Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
2 gün 20 saat önce
2 gün 21 saat önce
3 gün 3 saat önce
3 gün 12 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 20 saat önce
3 gün 21 saat önce
3 gün 22 saat önce
6 gün 23 saat önce
1 hafta 5 saat önce
1 hafta 8 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 13 saat önce