hikâye
ÜÇ GÜL
mecit 4 Eylül, 2008 - 08:15- mecit yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 57 kez okundu
Sufice sezişleriyle hayretten hayrete konulmama sebeb annem için...
Soğuk kış akşamlarında minderime bağdaş kurup da oturunca şöminenin başına, kucağımda beyaz, yumuşak tüylü tavşanım ne hayallere dalardım.
Tavşanımın titrek kalp atışları avuçlarımda.
Annemden uzaklarda, çok uzaklarda ayazlı bir akşam vaktinde taş ocağa sırtımı dayamış ısınmaya çalışırken, az sonra telefonun çalacağını hissediyorum. Yanılmamışım. Annem, sesi tavşanımın titrek kalp atışları gibi. Tutamasam da yüreğimde hissediyorum titrekliğini.
Vurulmuş olmayayım diye can evimden, ben de onun gibi boğulmayayım diye gözyaşı ummanında susuyor. Oysa farkında değil, soluğu bile titrek. Diyemesem de o an içimdekileri, bir evlat anlar annesinin acısını kilometrelerce uzaklarda olsa da, hiç konuşmasalar da. Nasıl anlıyorsa anneler kuzularını, aynen öyledir evlatların anlaması da. Bir kordonla karnında beslenirken annenin, onun duygularıyla da beslendiğimizi kendisi söylememiş miydi bana .
Anlıyorum acısını, bekliyorum o söylesin. Söylenmemiş sözleri söylemesem de kimse adına, bilirim onun söyleyeceklerini, yüreciğini.
ÇALINMADAN KAPISI KARMAŞANIN
Zeynep Yıldız 12 Ağustos, 2008 - 08:05- Zeynep Yıldız yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 160 kez okundu
Saat öğle sonrası ikiyi vurmasına rağmen hala çıkamadım yataktan. Başımdaki yoğun ağrı tüm uzuvlarımı uyuşturmuş sanki. Her zamanki ıstıraplar yine yapıştı yakama.
Yağmurun sesi kulaklarımı tırmalarken sokaktan geçen büyük araçların gürültüsü iyiden iyiye rahatsızlık vermeye başladı. Ne oluyor yine? Olanı biteni görmek için pencereye doğru atmam gereken birkeç adım sadece. Göze alamıyorum terketmeyi yatağımı. O ise yine karşımda. Yine bana bakıyor büyük bir nefretle ve husumetle. Sevmiyor beni; ben de onu. Birlikte olmak zorunda değiliz halbuki. Neden rahat bırakmaz beni? Çok bıkkınım, çok bitkin. Cesaretim ve mukavemetim yerlere düşmüş, sürünüyor; tıpkı onun vücudu gibi. Neden gitmiyor? Yok olmaya yüz tutuşum da mı caydıramayacak onu? Peşimi bırakmayacak olan ölümüm de mi? Bedenim bulunduğum yere tutsak olsa da, gözlerimi kaçırıyorum hep. Duvarın beyazına akseden sevgilinin yüzü var şimdi karşımda. Yosun yeşili gözleri... Çok hırpalamışlar onu. Sebebi ben olsam da kırgın değil bana. En son adliyede gördüm; bakmıyordu hiç. Haklıydı. İki saat öncesi beraberken pür neş'e idi oysaki. Ya sonra?
İNAN CESUR / BİR ARKASI YARIN ROMANI
Öznur Babur 22 Temmuz, 2008 - 08:00- Öznur Babur yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 145 kez okundu
Zamansız bir mekânda yürüyordum. Karşıma neyin ya da nelerin çıkacağını bilmiyordum elbet. Ayaklarımı sarı pabuçlarımdan çıkarıp -ki sarıyı aslında hiç sevmem- ıslak kumlara oturduğumu çok iyi hatırlıyorum. Belki de pantolonumun o kısmı hala ıslak olduğundan. Hava karanlıktı ama o lacivert devasa su bolluğunun içinde -görüyorsunuz ki belleğim hala yerinde, güzel cümleler kurabildiğime göre- feri kaçmış iki ateş topunu net olmasa da seçebiliyordum. Ürktüm önce, ama ne de olsa ben bir yazarım değil mi, hikayenin nereden çıkacağı belli olmaz, ayağa kalktım.
Ateş topunun kıyıya yaklaştığını görüyordum, ışığını vermekten o gece ısrarla kaçınan cimri aydan medet ummadan gözlerimi iyice açtım, zaten gözbebeklerim bunu kendiliğinden gerçekleştirdiler,evet, yanılmamıştım. Gördüğüm her neyse bana doğru geliyordu. Gereksiz cesareti bir yana atıp tam sıvışacakken nerden geldiğini anlamadığım bir sesin adımı çağırdığını işittim. Tüm bunlar korkunç bir kabus olmalıydı, çünkü hiçbir sağlam kalbin buna dayanabileceğini zannetmiyordum. Hastalıklı olan zaten çoktan göçerdi öbür dünyaya.
SAHİLDEKİ CESET(-4-)
EMİNE _PİŞİREN 11 Temmuz, 2008 - 08:00- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 97 kez okundu
Şaziye ablanın bakışlarında farklı bir ifade yerleşmişti. Buna sevindim. Ağlaması kesilmişti. Küçük kedi yavrusu imdadımıza yetişmişti. Mezar taşları arasından geçerken gözlerim o yavru kediyi aradı. Az ileride gördüm onu.
Küçük tekir kedi yavrusu bir güzel yalanıyordu. Mezar taşında bir mermere çıkmış, oturmuştu. Tüylerini temizlemekteydi. Şirin bir şeydi. Elime alıp sevesim bile geldi.
Şaziye ablanın yanına vardığımda gün ısısını eni konu yitirmişti. Kollarımı kavuşturdum. İçim titremişti. Bu ürperti birazda kanımda düşen açlık kan şekerine de bağlı olabilirdi. Yanına oturduğumda,
“Ablacığım istersen bize gidelim. Üşüdüm biraz. Mezarlıkta fazla kaldık, diye düşünüyorum. Ne dersin, gidelim mi?” diye sordum.
O hemen ayağa kalktı. Ve üzüntüyle konuştu:
BOYNU BÜKÜK BİR NERGİS
mehmet akif 10 Temmuz, 2008 - 08:04- mehmet akif yazıları
- 8 yorum
- devamı...
- 463 kez okundu
O gün sabah erkenden kalkmış bir güvercin ürkekliğiyle çarpan kalbini sakinleştirmek için derin bir nefes alarak evden çıkmıştı. Koşar adım otobüse binmiş ve okulun önündeki durakta inmişti. Okula doğru sessiz adımlarla ilerlerken bir anormallik olduğunu fark etmişti. Bütün başörtülü arkadaşları soğuk parmaklıklar önünde bekliyordu. Artık okula başörtülü olarak giremeyecekti. Kalbine hançer gibi saplanan o sözler oracıkta dizlerinin bağının çözülmesine sebep oldu ve oracıkta yığıldı dizlerinin üstüne oysa ne kadar uğraşmıştı.
İlkokul, ortaokul ve lise birinciliği ardından Türkiye çapında bir dereceyle girmişti tıp fakültesine. Tüm hayallerine kavuştu derken şimdide inançlarına pranga vuran insanlarla karşı karşıyaydı. Aslında insanların en masum giysisiydi başörtüsü. Açılıp saçılıp insanları tahrik etmiyordu en azından tam tersine saflığı, masumiyeti, insanların Allah’a karşı duruşunu sergiliyordu. Boynu bükük bir nergisin halini arz edişine benziyordu. O boynunu her eğdiğinde kan damlıyordu gözlerinden.
SAHİLDEKİ CESET(-3-)
EMİNE _PİŞİREN 10 Temmuz, 2008 - 08:00- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 124 kez okundu
Şaziye ablanın hıçkırıkları içime dolan ayazlar gibiydi. Volümü gittikçe artmaktaydı. Her sorduğum ve soracağım soru onu daha da duygulandırdığı kesindi. Sustum. Ağlayıp, duygularını bulunduğumuz ebedi sükut mekanında akıtmasına izin verdi bu suskunluğum. Bir elim sırtını ufak dokunumlarla teselli eder gibiydi.
Gün sıcaklığını yitirmişti. Gökyüzüne doğru ince bir sızı gibi uzanan serviler siyaha bürünmüşlerdi. Tam karşımda bir mezar taşı dikkatimi çekmişti. Daha doğrusu üzerinde yazılı siyah harfler…
Gözlüklerimde sis vardı. Okuyamadım. Öne doğru uzandı başım. Servilerin gölgelendirdiği bu çıplak mermerleri okumakta eni konu zorlandı gözlerim. Şaziye ablanın hıçkırıkları kesilmişti. Burnunu çekiştiriyordu. Çantamdan kağıt mendil çıkartıp ona uzattım.
“Teşekkür ederim canım, seni de üzdüm. Ama insan eski bir tanıdığa tesadüf edince... Elinde...”
ADI: "OLMAK"
Zeynep Yıldız 9 Temmuz, 2008 - 08:06- Zeynep Yıldız yazıları
- 4 yorum
- devamı...
- 364 kez okundu
Hafif bir ürpertiyle irkiliyorum gecenin sonsuz karanlığına uzanan ilk adımımda. Ilık esen rüzgar mı içimi kaldıran, yoksa etrafımda bağrışan hatıraların etkisi mi bilemiyorum. Gözlerim kapanıyor geçirmiş olduğum günün hareketliliğine inat, usum dinlenişte. Yerçekimine teslimim büyük bir istekle; yukarıma küskün. Uyumayı beklerken dalıp gidiyorum o sabahın erkenine; yeniden yaşarcasına kulağımda sesler, seslenişler; gözümde aşina bakışlar...
Gülüşler vardır, insana hissettirir hissizliğini; deyişler vardır, bildirir bilgisizliğini; fikirler vardır, gösterir düşünceden yoksunluğunu... Bu türden tanıklıklardı işte bugünküler, bu türden tecrübeler. Yürüyorum şose yolda ben benden geçmiş vaziyette, gönlüm maziyi yeniden tadarcasına... Burnum fesleğen kokularıyla oynaşır, gözlerim tanıdık köşe bucaklarda gezinirken kavuşuyorum saadete; ki, uzundur hasret kalmıştım. Eski, yıkık duvarlarda kalan tek tük kerpiç taneleri; yedi yıl evvelinde de aynı yerde biten ve aynı yerde gözüme ilişen zarif bir papatya dalı; köşedeki evin çatısına kurulmuş sakinleriyle bir leylek yuvası... Geleceğime nispet yaparcasına okşuyorum maziyi; sıkı sıkı sarılıyorum.
ELLERİM HALA SICAKTI
EMİNE _PİŞİREN 9 Temmuz, 2008 - 08:02- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 86 kez okundu
Semt pazarı hemen evimin yüz metre ötesine kurulmuştu. Öğle güneşi sıcaklığını hafif, hafif esen İda’nın rüzgarına bırakmıştı. Yeleğimi giyip dışarı çıktım. Pazar çantamı almadım. Alacağım bir kaç kg patates, domates, salatalık için o tangır mangır ses çıkartan arabayı taşımayı lüzum bile görmemiştim.
Pazarın hemen girişinde Küçük kuyu’lu zeytinci kadın oturmaktaydı. Güler yüzlü bir ifadeyle;
-"Ayy, siz yaşıyor musunuz efendim? Bir kaç hafta sizi gözlerimiz aradı. Hayırdır?!."
Özlem demek her insanda her ortamda varmış. Gülümsedim ona.
-"Yok bir şey. Haklısın, cuma pazarında ve market alışverişleri yaptım. Şimdi de alacağım şeyler pek fazla değil hani. Siz nasılsınız?"
SAHİLDEKİ CESET(-2-)
EMİNE _PİŞİREN 7 Temmuz, 2008 - 08:03- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 73 kez okundu
Bir ağustos sıcağında Üsküdar’da kurulan semt pazarını dolaşmak için Kapı ağzındaki evimden çıkmıştım. Güneş tepemdeydi sanki. Cuma pazarını bir şey almadan dolaşıp durmuştum. Zaman zaman kumaşlara dokunan parmaklarım oldu tabi ki, ama alma duygularıma engel olmak zor olmadı. Kira verilecek, çocuğun okul masrafları ve diğer borçlarımız aklıma gelince Cuma pazarından erken ayrılmıştım. Biraz sahile doğru adımlarımı hızlandırdım.
Salacağa doğru uzandı bakışlarım. Yıllar önce bir hayli tatlı anılara tanık olan çay bahçesine on dakikada varmıştım. Tahta sandalyeye oturduğumda alışkanlık işte çantamda ki, sigaram ve çakmağım çay gelmeden önce masada hazırdı.
Kız kulesi tam karşımda nazlı gelin gibi suyun üzerinde durmaktaydı. Her seferinde kayıkla oraya gitme arzusu içimde beslenir, dururdu. Garson yanıma yaklaşıp, “ bir şey alır mıydınız efendim?” dediğinde sıçradım! Dalmıştım çünkü.
GÜL VERENİN ELİNDE GÜL KOKUSU KALIR
EMİNE _PİŞİREN 3 Temmuz, 2008 - 08:01- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 96 kez okundu

"Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla!"
Oscar Wilde
OLMAZ OLMAZ DEMEYİN!..
Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin gelin-kaynana sorunlarına tanık olursunuz. Hiç kimseyi zorunlu olarak sevemeyiz ama, birlikte yaşadığımız kişilere saygımızı göstermeliyiz.
Örf ve adetlerine hala önem veren Japonya ve Çin’de dahi bu dava gündemdedir. Bu hafta ise, okumuş olduğum bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.








Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
2 gün 20 saat önce
2 gün 21 saat önce
3 gün 3 saat önce
3 gün 12 saat önce
3 gün 19 saat önce
3 gün 20 saat önce
3 gün 21 saat önce
3 gün 22 saat önce
6 gün 23 saat önce
1 hafta 5 saat önce
1 hafta 8 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 12 saat önce
1 hafta 13 saat önce