yaşamak

GAZZELİ YARI SAYDAM ÇOCUK, SÖYLE ÇÖL SENİN NEYİN?

Kategoriler:

Ey Çocuk;

"Ne yaman iştir bu çölde susuz, sen İsmail misin, Hacer mi annen senin, hırkanda kum nakışları, yaman hattat elinden gözlerin ateş körfezi, yüreğin hançer ağzından sulanan zemzem, söyle çöl senin neyin?"

Mustafa Yılmaz Hikayatı Ebu Zer

 

Bizler namazda dahi gözleri kapatıp hayattan soyutlanmanın mekruh olduğu bir inanca sahibiz. Hiçbir zulme göz yumamayız. Hiçbir özelliğine, farklılığına bakmaksızın mazlumun yanında, zalim “müslüman” da olsa ona zulmüne mani olarak "yardım" etmekle bizi mükkellef kılan bir imana sahibiz! Fakat öyle bir duruma geldik ki kendinden daha zenginini burjuva zanneden kendini bilmez, nemelazımcı (muhafazakar veya değil) burjuvalar da, kendinden daha zalimini zalim zanneden zalimler de imtihanımız oldu...

Uzaktaki zulümlere dair tepki çok bedel ödemeden “gösterilebiliyor” ama yakınımızdakilere dair aynı tepki sıcak temas bir bedel istiyor. Yaşanan zulümler ne ilk ne de sadece Gazzeyle sınırlı! Aynı kalabalıkları neden başka zulümler için toplayamıyoruz?! Vicdani Red'den tutun tüm dayatlamara dair...

ADIM SÜMEYYE...

Kategoriler:

Peşinen söylemeliyim “barış” yoktu kalem tuttuğum zaman ve “evde yok” dediler bizdekinin ufağından takke takmış adamlar...

Gitmiş ve bir daha gelmemiş, kendisinden haber alınamamış bunca zamandır. Şurada, işte şurada ellerinde taş tutan çocukların yanında görmüşler en son, elini çocukların başında gezdirmiş, kulaklarına bilinmez şeyler fısıldamış, gitmiş ve bir daha gelmemiş...

Söylenene göre 4 vakit önce yitmiş buralardan; 4 ay mı desem, 4 yıl mı yoksa 40 yıl mı...

Bir şeyler, bir şeyler...

Ben bilmem zaten, bize bir şey anlatmadılar. Zaten cahildik anlatsalar da anlamazdık. İnsan mıydık sorsalar onu bile hatırlamazdık.

Babam... Ah babam! Ufaktım öldüğünde, ağız alışkanlığı bendeki, doğrusu “öldürüldüğünde”... On yaşımda vardım yoktum, aklımda; heybetiyle, beni sıkı sıkı kucaklamasıyla, “güzel kızım” deyişiyle durur hâlâ...

ANLADIM Kİ...

Kategoriler:

Üveysi bir aşktan arta kalanları yaşamaktan başka bir şey değildir gayrı yaptığım. Cevri çekilmeyen aşkın kopyasının peşinden darül bekayı aramaya çalışmaktan başka bir şey değil. Artık en ağır dozda alınan antidepresanlarda kesmez oldu. Ne şaraba ne kadına ne ölüme ne geceye nede korkuya dair cümleler keser oldu. Ruhumuzun arka bahçelerinde insanlardan uzak karanlıklar anaforunda büyütüp beslediğimiz esrarda kesmez oldu. Ağır nikotin komalarına alışmıştı bir kere bünyemiz.

Parmaklarından tiksinen ben, parmaklarından günah damlayan, seccade kirlenmesin diye secdeden mahrum kalan ben. Artık yaşam denen mefhumun son noktasında, mutlak değer dizgisinin her hangi bir aralığında vuslatın olmayacağını bile bile eksi sonsudan artı sonsuza kadar uzanan bu çizgiye teğet olan paraboller çizerek varken yok olduğunu farz eden ben.

Karanlık odalarda aynalar karşısına geçip birbirine vurulan iki metal paradan çıkan ince tınının aynadaki aksini görmeye çalışırken. Hayalimde kırgın cümlelerle nakşedilen resmin orta yerinden akan nehirden su içmeye inen ceylanın, söğüdün, ucu bucağı görülmeyen bir ufuğun yalnız bekçiliğini yapan ben...

İMECE DERTLERDEN DEVŞİRİLMİŞ BİR HİKAYEDİR: HAYAT

Kategoriler:

Gecenin ilerleyen saatlerinde huzursuz bir uykuya dalmışsa da, boğazını sıkan ilmek, aklını ağrıtan bir düşünce gri dumanlara sarmalanmış uykusundan etti yine onu. Önce mutfağa gitti, loş ışıkta bir bardağı her zamanki yerinden alıp yarım bardak su içti. Nicedir halkı içi hakkıyla doldurulamamış bir başarıya odaklayarak, hırs afyonuyla yaraladığını düşündüğü “Kişisel Gelişim” kitapları; bardağın dolu kısmına bakılmasını telkin etse de, o bakmaktan ziyade dolu kısmı içmenin daha makul olacağına inanlardandı. Neyse suyu içmişti işte. Ama içi serinleyemezdi elbette yarım bardak su ile. Yüzünü rahat rahat ekşitmeye bir bahane bulmak istercesine geçen gün ekşiliğinden yiyemediği mandalinalardan birine elini attı. Kabuğunu soyarken, “Soyulur muydu hayatın kabuğu, yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?” diye mırıldandı, zor da olsa gülümseyerek. Sonra mandalinanın üzerindeki ince zarları gayri ihtiyari ayıklamaya başladığını farketti. Yerken rahatsız etse de bu beyaz zarların faydalı olduğunu hatırlayıp durdu. Mandalina dilimlerinde ufak delikler açıp, damağıyla bastırarak suyunu emerken yakın zamanda aklını ağrıtan konuları irdelemeye koyuldu.

'ÖLÜM GİYDİRDİM' ISMARLAMALARIMA...

Kategoriler:

İnsan özüne yolcu ,yorgun ve tutsak ama yaşamın dayanılmaz hafifliğiyle...
Kimisinde ağır bir yüktü . Bırakmalımıydı acısını ,hüznünü, kederini, ya da neyine sevinmeliydi.
Yapmışlıklarının, olmamışlıklarını yüzüne karıştırarak, hangi acziyetini ele verdi...
Adem(insan) neden yasak işler, sonrasında acı çeker. Bedelini ödemişken hayatın neden arar insan bir türlü bulamadığını...

İyi'yi ve güzeli aramak bu olmalı , bütün arayışların yegane kaynağı tanrıda gizli. Bulmuşluklarımızı ,bildemediklerimeze ekleyerek ve

milyonlarca insanın çıkarmış olduğu ayak sesiyle söylüyorum! -iyi'yi ve güzeli bulmak özününü bulmaktır. Ademin(insan) suçsuz olduğu o masumiyeti.

BİR GECE ÖLÜM..!

Kategoriler:

Son zamanlarda uykuyu çok sever olmuştum. Oysa, aşırı uyku bana çok çok uzak olan bir duyguydu. Sevmek de değildi aslında, unutmak adına demek daha doğru olurdu..Tabi bunun adına unutmak denirse eğer.

Farz ibadetlerimin ardından, önce dualarımı ulaştırıp Rabbi'me, sonra sığınıyordum yalancı ölümün koynuna..Aynı zaman da kendime kızışlarım da bitip tükenmek bilmiyor du bir türlü.Bitmemeliydi de. Çünkü; vakit benim için kıymetine paha biçilmez bir hazineydi. Her ne kadar takvim yapraklarımı koparmamış olsamda,zaman benden her gün yeni bir yaprak alıp götürüyordu acımadan.

O kadar ağır imtihanlar geliyorki üzerime art arda, acizliğimi uykulara çalıp avutuyordum kendimi çaresizce. Aciz kalmak.! Çaresiz olmak.! Tüken(m)işliğin pencesinde çırpınırken, hiç bir şeye muhtaç olmayan bir merhamete Sığınıp,felaha ermek. Sessiz hıçkırıklarla ağlamak delicesine. Kendinle, kendi içine sığınıp, "kendini" "kendinle" hesapla(ş)maktı sessizce .Kapadım gözlerimi... Vakit Gece...!

Sarıp örttüğü zaman geceye and olsun,Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze,Erkeği ve dişiyi yaratana; Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.(Ley2l. 1.2.3.4.)

AŞK DURDU BOĞAZIMA

Kategoriler:

Çıkar beni kendinden kalansız olsun bu ayrılık! /

Adı yalnızlık.

Adı hüzün.

Adım adında başka bir şey.

Kül rengi bir şiir yazıyorum sana. Hiçbir dize birbirine uymuyor. Yüreksizim, sensizim. Dört yanlışla birlikte işaretlenmiş bir doğru gibiyim. Her şekilde düşüyorum gönlünden. Götürüyor beni, yanlış işaretlediklerin senden.

Öznesi gizli, yüklemi ağır cümleler peşindeyim. İsmine vuran harfleri cümleleştirmeye kalksa kalemim, satırlar dar gelir alır başımı çeker giderim. Geri dönüşü olmayan gidişler tutturmak isterdim. Arkamda kalan kimse olmasın. Trene hep beraber binelim, garda el sallayan kalmasın. Ve kimseye kalkmasın ellerim.

Sükûtuma lâdes cümleler peşindeyim.

GÜN GECE ''DÜŞ'' PEŞİME....

Kategoriler:

Gecedir !

Renkler hızla kirleniyordu bilincimde.
İkametgahını siyahtan alan ,nihayetinde acıda, hissiyatın karamsarlığında olan rengin selamı ile gün gece.
Siyahın son deminde, düşlerin geceye saplanan noktasında ,mahremiyetini 'ince'den ,sessizliğini geceden alan pusatsız bir gürültüyle diyorum.
Gün gece!
Dip gürültüsü 24.10...

---- İnce düşünmek 'ateş-kızmızı'. Düşler bekliyorum tarifi mümkün olmayan renk cümbüşünde. Nedensiz bir siyah-beyaz karşılaştırmasında kaçkın olmuşken siyaha , rengimi söylüyorum 'Düş' peşime!..

Saatlere düşüyorum peşin sıra, sonra düşler, düşüyorum.
Düşmülüğüm düşkünlüğümderdir geceye .

İÇİME AŞK KAÇTI

Kategoriler:

Mihrabına geldim ey aşk!
Tut beni harf harf

Kıblesiz bir aşkla recmetme beni. Üç harfe sığdır ömrümü, felaha çıkar gönlümü. Kapından çevirme beni, Taptuk misali. Kırk yıl, gönlüne yüz sürmeden kapına odun taşımaya hazır bu yürek, Yunus misali. Aşkının dervişliğine kabul et beni.

Gece.

Suskun çığlıklar bastırıyor kör karanlığı. Bir mum misali aydınlat karanlığımı. Nurunu saç damla damla suretime. Alma beni senden, verme beni bana. Hep sende kalayım ben. Rükûlarda sevdim seni ben. Kıyamlara sığdıramadım gönlümü. Secdelerde boşalttım ömrümü. Bir hüzün yükledim heybeme. Karşılığında seni verdim ben! Üstü sende kalsa ne çıkar, alacağımı aldım ben.

Aşkın iç ceplerine bak, beni bulmak istersen. Dar vakte saklanmış iki sarı lira gibiyim ben. Darlığını ferahlatmak adına binlere bozuldum. Tümlüğümün işe yaramazlığı parçalanınca farklılaşırdı belki. Hâlbuki kaç parçaya ayrılırsam ayrılayım üzerime seni aldım ben.

EĞİTİM-ÖĞRETİM KİMİN İŞİ?


Çağımızda Okul gelişmenin, yetişmenin ve hayatın temeli haline gelmiştir. İnsan hayatının çocukluk, ergenlik, gençlik ve orta yaşlara kadar okul değişik fonksiyonlarıyla karşımıza çıkar. Türkiye’de özellikle kamusal alana geçmek için tek geçiş noktası olduğu için okul en önemli çıkış yollarından biridir. Eğitim- öğretim ameliyesinin tümüyle havale edildiği okul kurumuna böylesi bir anlam yükleme düşüncesi sorunludur. Aileler çocukları için okul dışında bir eğitim- öğretim süreci düşünmez ve hayal edemez durumdadırlar.

Okulun böylesi etkili kurumsallaşmasına eleştiren 20 yüzyıl aydınlarından Ivan Illıch “Okulsuz Toplum” eserinde bu süreci değerlendirir. Sistemin ve halkın okula yüklediği anlam çok farklıdır. Sistem “kul” merkezli insanlar yetiştirmek isterken, halk nazarında ise mesleki bir atlama taşı olarak kullanmak ve becerilerini yükseltmek istemektedir. “Okul eğitim için sağlanan parayı, insan ve iyi niyeti kendine mal eder. Buna ilave olarak eğitim görevini üstlenen diğer kurumları da engelleme ye çalışır. İş, boş zaman, siyaset, şehir yaşamı ve aile yaşamının bile kendi başlarına eğitimin aracı olmaları yerine, bunların alışkanlıklar ve bilgi bakımından okula bağımlı oldukları peşin kabul edilmiştir.” Okul dışı eğitim alanlarının etkisi ve önemine ne kadar değinilse değinilsin okul dışında eğitim alanları üzerinde gereği durulup, yorumlanmamaktadır. Kurumsallaşmış alternatiflerde bulunmamaktadır.

İçeriği paylaş