sosyoloji
EĞİTİM-ÖĞRETİM KİMİN İŞİ?
Rüstem Budak 10 Ekim, 2008 - 07:30- Rüstem Budak yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 329 kez okundu
Çağımızda Okul gelişmenin, yetişmenin ve hayatın temeli haline gelmiştir. İnsan hayatının çocukluk, ergenlik, gençlik ve orta yaşlara kadar okul değişik fonksiyonlarıyla karşımıza çıkar. Türkiye’de özellikle kamusal alana geçmek için tek geçiş noktası olduğu için okul en önemli çıkış yollarından biridir. Eğitim- öğretim ameliyesinin tümüyle havale edildiği okul kurumuna böylesi bir anlam yükleme düşüncesi sorunludur. Aileler çocukları için okul dışında bir eğitim- öğretim süreci düşünmez ve hayal edemez durumdadırlar.
Okulun böylesi etkili kurumsallaşmasına eleştiren 20 yüzyıl aydınlarından Ivan Illıch “Okulsuz Toplum” eserinde bu süreci değerlendirir. Sistemin ve halkın okula yüklediği anlam çok farklıdır. Sistem “kul” merkezli insanlar yetiştirmek isterken, halk nazarında ise mesleki bir atlama taşı olarak kullanmak ve becerilerini yükseltmek istemektedir. “Okul eğitim için sağlanan parayı, insan ve iyi niyeti kendine mal eder. Buna ilave olarak eğitim görevini üstlenen diğer kurumları da engelleme ye çalışır. İş, boş zaman, siyaset, şehir yaşamı ve aile yaşamının bile kendi başlarına eğitimin aracı olmaları yerine, bunların alışkanlıklar ve bilgi bakımından okula bağımlı oldukları peşin kabul edilmiştir.” Okul dışı eğitim alanlarının etkisi ve önemine ne kadar değinilse değinilsin okul dışında eğitim alanları üzerinde gereği durulup, yorumlanmamaktadır. Kurumsallaşmış alternatiflerde bulunmamaktadır.
OKULLAR AÇILDI; ÖĞRETİM BAŞLADI, EĞİTİM BAŞKA BAHARA...
Rüstem Budak 16 Eylül, 2008 - 07:15- Rüstem Budak yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 386 kez okundu
Yeni bir eğitim- öğretim yılı başladı. Milyonlarca çocuk- genç kendilerini geleceğe hazırlayacak bir süreçten geçmek için okula gidiyorlar. Anne- babalar çocuklarını geleceğe hazırlamak endişesindeler. Okul ve öğretmenin çocuğu- genci hem mesleki hem de kişilik noktasında katacağı bilgi ve deneyimlerle yetiştirmesini arzulamaktadırlar. Ancak yıllardan beri biriken sorunlar, ideolojik kavgalara kurban verilmiş mesleki eğitim, özgürlük alanı daraltılmış ve mesleksiz- kişiliksiz bir insan tipi yetiştiren eğitim- öğretim ile kriz derinleşmektedir.
Bu sorunlu alan hakkında Adem- merkeziyet ve ferdiyetçilik görüşleri tanınan Prens Sabahattin’in bundan 100 yıl önceki tesbitlerini okuyalım:
“Her ülkenin olduğu gibi, Türkiye’nin de selameti milli terbiye sisteminin ıslahına bağlı! Terbiyenin iki köklü sebebi olan aile ve okul, kendilerinden beklenen görevi yerine getirmiyorlar. Terbiyenin temel faktörü beden, fikir ve ahlak yoluyla şahsi kabiliyeti artırmaktır.
MEDENİYETLERİN İNSAN TANIMLAMALARI- 3 Batı Düşüncesinde İnsan
Rüstem Budak 26 Eylül, 2007 - 07:03- Rüstem Budak yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 919 kez okundu
Batı 14 ve 15. yüzyıllardan başlayarak düşünsel- sosyal- ekonomik-siyasal- toplumsal alanlarda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bu dönüşüm Modern Batı Medeniyeti’ni oluşturdu. Bu medeniyet algısı günümüzde de halen etkisini sürdürmektedir. Diğer medeniyetlerde de olduğu gibi insana bakış açısında geleneksel düşünceyi dönüştürerek ve düşünce yaklaşımları ile değiştirdi. Batı bu değişimi kendisinden önceki Eski Yunan- İslam ve Roma medeniyetlerinin birikimlerinden faydalandı. Ancak bunların tekrarı yerine yeni bakış açıları ile farklı bir insan algısı geliştirdi.
Batı kendisinin içinde bulunduğu Hıristiyanlık ve Roma etkisinin biçimlendirdiği bir anlayış vardı. Din algısının oluşturduğu baskıcı anlayışı yıkan anlayış ön plana geldi. İnsanın doğumdan günahkâr doğduğu anlayışı yerine zihninin beyaz bir sayfa gibi boş olduğu ve doğumdan veya geçmişten herhangi bir günahın taşıyıcılığını üstlenmediği yaklaşımı ön plana geldi. Batının oluşturmaya çalıştığı yeni insanda modernlik öncesi din algısının yaşamın her alanındaki etkinliğini kırmak veya en aza indirgeyerek gelişmenin önünde engel oluşturmaktan uzak kılınmak istendi.
MEDENİYETLERİN İNSAN TANIMLAMALARI- 2 HİNT- ÇİN DÜŞÜNCESİNDE İNSAN
Rüstem Budak 18 Eylül, 2007 - 07:09- Rüstem Budak yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 922 kez okundu
Her medeniyetin kendine özgü insan algısı vardır. Bu algı medeniyetin kültürel, coğrafi, ekonomik, siyasi yapısıyla ilintilisidir. Zihnimizde batı terminolojisinin jargonuyla konuşacak olursak Doğu’nun İnsan’a ilişkin tanımlamalarda farklı bir yeri olduğunu araştırma yapan herkes farkındadır. Hint ve Çin medeniyeti halen etkisi devam eden alt yapısı güçlü, geleneğin birikimiyle biçimlenen ve yenilenen insan anlayışı vardır.
Tanımlamalar:
“İnsan ölünce seni ateşe, soluğu rüzgâra, aklı aya, özü esire, saçı otlara karışır. Peki insanı kendisi nerede? Elini ver dostum; bu sırrı ancak sana ben açıklayabilirim” der Upanişadlarda. Ve insanların içindeki sırrı açıklamaya başlar.
MEDENİYETLERİN İNSAN TANIMLAMALARI- 1 Eski Yunan Düşüncesinde İnsan
Rüstem Budak 10 Eylül, 2007 - 07:03- Rüstem Budak yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 1409 kez okundu
İnsana bakış açınız sizin dünyaya, hayata, sorunlara, geleceğe, geçmişe yönelik görüşünüzü etkiler. İnsan… Yiyen, içen, sevinen, hastalanan, isyan eden, seven, nefret eden, düşünen, üzülen, paylaşan… İnsanlığın tarihi insanın kendini tanıma, anlamlandırma ve bunun doğrultusunda yönlendirme mücadelesinin tarihidir. İnsanın bakışı hep kendi üzerine olmuştur. Davranışını, psikolojisini, bedeninin, arzularını keşfetmeye çalışmıştır. Bu merak insanoğlu var olduğu müddetçe devam edeceği ve gittikçe derinleşeceği değişmeyen gerçektir. Tarih dinler, filozoflar, alimler, bilginler insan hakkında farklı yorumlar getirmişlerdir.
Hayata dair tüm tanımlamalarda insan merkezdir. Her medeniyetin insana ilişkin tanımlamaları farklı farklıdır. Medeniyetlerin beslendikleri düşünce kaynakları, coğrafya, tarihsel kültür farklı farklı insan algılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Biz de dört bölümden oluşacak bu yazı dizisinde insanlık tarihinin en önemli ve etkili medeniyetleri olan Eski Yunan, Hint-Çin, Batı ve İslam medeniyetlerinin insana bakış açılarını ele alacağız.
HARF DEVRİMİ
resul davutoğlu 11 Nisan, 2007 - 07:10- resul davutoğlu yazıları
- 18 yorum
- devamı...
- 9093 kez okundu
Bir yazarın harf devrimiyle ilgili yazısını okuyunca çok değişik duygularla bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Mazinin kül edilmesine bir başyazar öyle yaklaşıyorsa, "kelimeler orada kifayetsiz" kalıyor. Düşünce isyan ediyor. Cemil Meriç’i hatırladım. Acaba "sadece uydurukçaya karşı olmada mutaasıbım" diyen Meriç sağ olsaydı, o yazıyı nasıl değerlendirirdi. Fildişi kulesine sığınmakta haksız değilmiş. İçinizin yangınına yüzünü dönüp bakan yoksa, mecburen bir melce ararsınız. O kuleyi seçti. Ama sağ olsaydı, o yazara keskin hançerler misali cümlelerle saldıracağı kesindi. Ne mi yazmıştı yazarımız. Bugüne kadar yazılanları. Onlardan birini okumuşsanız, onu okumuş gibisiniz. Yazıldığı gibi okunmayan dillerde sıkıntı varmış falan filan. Bunları okurken Peyami Safa’nın bir başyazar hakkındaki cümleleri aklıma geldi. Neyse...
Alfabesini değiştiren tek millet var mı? Arnavutlar dışında yok. Onların da değiştirirken doğru dürüst bir yazılı kültürleri yoktu. Yani değiştirmemiş gibiler.
O övünülen hamle, bizi ebkem yaptı. Topal ve güdük... Yahya Kemal, Haşim, Cenap, Mithat Efendi, Fikret hâsılı kelam bütün o dahiler, ustalar ve âşıklar okunabiliyor mu? Hayır.
ORTADOĞU... ORTADOĞU...
Rüstem Budak 14 Şubat, 2007 - 08:24- Rüstem Budak yazıları
- 3 yorum
- devamı...
- 688 kez okundu
Ortadoğu tarihin ve dünyanın kalbi. Medeniyetlerin, dinlerin doğduğu ve dünyaya buradan yayıldığı yer. Her zaman egemen güçlerin kontrol etmek istedikleri büyük havza. Barışın da savaşın da kaynağı. İletişim ve ulaşımın kavşak noktası. Hakimiyetini ele alanın dünyaya hükmedebildiği yer. Sezai Karakoç’un deyimiyle “Tarihin matematik kuralı: İnsanlığın dirilişi, Ortadoğu’nun dirilişi ile doğru, Avrupa’nın dirilişiyle ters orantılıdır.” Ortadoğu’da barış olmadan dünya’da barış olamaz.
“Osmanlı Barışı” bozulalı 150 yıldır bölge çalkantılarla var olmaya devam ediyor. İsrail’in bölgeye yerleştirilmesi ile başlayan süreç daha kanlı hal alarak devam ediyor. Büyük güçlerin desteğini alan İsrail bölgedeki varlığını kalıcı hale getirmek ve güvenliğini sağlamak amacıyla bölgenin gerçek sahipleri olan Filistinlileri sürgün, katliam, işkence, soykırım ile varlığını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Varlığını bir başka milletin yok oluşuyla doğru orantılı düşünen bir devlet terörizm üretiyor. Irak’a sudan bahanelerle büyük idealler, çıkarlar için işgal ediliyor. Savaşın başlangıcından bu yana 700.000’e yakın insanın öldürüldüğü ve her gün bu bilançonun artarak devam ettiği bölge zulmün çizmesi altında kan ağlıyor. Ortaya atılan fitne tohumları ile ümmet parçacıkları çoğaltılmaya çalışılıyor. Amerika’nın başlattığı başta İsrail olmak üzere bazı devletlerin destek verdiği bu süreç dünya barışını tehdit ediyor. Son olarak provakatif Mescid- i Aksa kazısı ile akıldan yoksun davranışlarını devam ettiriyor.
ATALET PSİKOZU
huseyingurselbilmis 21 Mart, 2006 - 23:07- huseyingurselbilmis yazıları
- 3 yorum
- devamı...
- 3540 kez okundu
Cezayirli ünlü İslam âlimi Malik bin Nebi, “İslam Davası” adlı kitabında İslam toplumunun -medeniyet boyutunda- kan kaybetmeye başladığı zamandan günümüze değin geçen süre zarfında yaşadığı sorunları irdelerken, bu sorunların ortaya çıkmasında aslında Müslümanların büyük pay sahibi olduklarını anlatıyordu. Yazara göre bu ‘pay sahibi olma’ durumu Müslümanlardaki ‘atalet psikozu’ndan kaynaklanıyordu. Atalet; durgunluk, tembellik, üşengenlik anlamlarına geliyor. Bu, büyük bir sorun gerçekten. Bunu açıklamaya çalışmak bile aslında anlamsız ve boş bir çaba gibi geliyor insana. Yani Müslümanların, ne/neler, nasıl oldu da artık bu kelimelerle ifade edilebilir hale gelmeleri durumu ortaya çıktı? Bu kavramlar nasıl oldu da Müslümanlarla birlikte anılır hale geldi.
İslam’ın medeniyet geçmişi, bu medeniyetin ortaya koyduğu büyük gelişme ve atılımlar (Tıp, Mimari, Edebiyat, Sanat Fikir gibi hemen hemen her alanda) aynı yüzyıllarda dünyanın genel durumu da dikkate alınarak düşünüldüğünde böyle bir durum nasıl ortaya çıkıyor, bunu anlamak/anlamlandırmak ve anlatmak çok zor. İşte tam da bu noktada Malik bin Nebi’nin tespitini yaptığı durumu sorgulamak gerekiyor. Sorulması gereken birçok soru var tabi.




Son yorumlar
4 saat 14 dakika önce
4 saat 38 dakika önce
12 saat 14 dakika önce
13 saat 12 dakika önce
13 saat 25 dakika önce
14 saat 9 dakika önce
1 gün 10 saat önce
1 gün 20 saat önce
2 gün 16 saat önce
3 gün 21 saat önce
4 gün 10 saat önce
4 gün 16 saat önce
4 gün 18 saat önce
5 gün 12 saat önce
5 gün 12 saat önce