değini

CAHİLİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR

Kategoriler:

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk

Cahit ZARİFOĞLU

“Tevhid-i Tedrisat” kelime tamlaması küçüklüğümden bu yana çok sempatik gelmiştir bana. Tabii amacını şöyle bir kenara koyar isek çok sempatik. “Tedrisat”ı “tevhid” etmek isteyen mantığın düştüğü durum bunun başlıca sebebi olsa gerek. Hem (faşistçe) milli bir doktrin ortaya koyacaksın hem de kullanılan nizamı ortadan kaldırmak için uyarladığın bu doktrine, ortadan kaldırdığın kültürün en mücerret kısmından isim koyacaksın. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyemiyorum. Diyemiyorum çünkü alakasızlığı ortaya koymak bağlamında söylenen bu uç tespit ve teşbih dahi yetersiz kalıyor.

İlköğretim çağındayım, (ama şimdi 7’nin çok geç olduğunun farkındayım!) sabah sabah, gözümüzün çapağıyla, üzerimize farz-ı kifaye(!) olan mübarek “andımız”ı okuyoruz. İki sıra yanımda Ali Şükran kardeş duruyor. Kendisinin etnik kökeni Kürt! Bu içi kof sloganik tekerlemelerle gırtlağımızı oyun oynarcasına yırtıyoruz.

ÇOCUKLAR ve DİN // AHMET ALTAN

Kategoriler:

Dindar olmak isterdim.

Dini bilmek isterdim.

İsterdim ki bana inanmayacak, benden kuşku duyacak insanlara, onların inanacağı ayetlerle, hadislerle seslenebileyim.

Eminim ki kutsal kitapların, kutsal sözlerin bir yerinde “din adına gösterişi” lanetleyen bir cümle vardır.

O cümleyi bilebilmek isterdim.

Ve, onlara o cümleyi söyleyebilmek isterdim.

Bir dağın yamacındaki bir binaya küçük kızları doldurup onlara Kuran öğretmeye kalkmanın bir amacı vardır.

Nedir o amaç?

BİR GÜL TOHUMU EKMELİ KÜLLERİMİZE/BOSNA-1

Kategoriler:

Acısı Dinmemiş Bir Yolculuğun
Geç Kalmış Notları

O köprüde bir başkalık vardı diye ağlıyor yaşlı adam. O köprüde bir başkalık vardı, bu benim Mostar’ım değil! Teselli sözcükleri aramak içimden gelmiyor. Çünkü biliyorum ki karşımdakinin acısının üzerinde her teselli sözcüğü eğreti duracak. Yeri doldurulamayacak bir çok şeyini yitirmiş, vakarı acısıyla bütünleşmiş, sarsılmış ama yıkılmamış bir çınar gibi karşımda duran adam için ne söylesem yavan. Susuyorum, ağlayarak ve yumruk yaptığım parmaklarımı gizliden gizliye dişleyerek eşlik ediyorum acısına. 12 yakını katledilmişliğin acısını içimde nereye yerleştireceğimi bilemeden.

Gariptir ki; saat 15:52 de Mostar yerle bir edildikten sonra; köprüyü yakından gördüğüm, ayak bastığım ilk anda, yani “tamir” edildikten sonra, ben de bu köprüde bir başkalık olduğunu hissetmiştim. Eskiden de bir başkaydı elbet. Fakat artık yalancı bir edayla, hiçbir şey olmamış gibi, akan onca kanın ardından olağanca beyazlığıyla gerçeklikten uzak öylesine bir yeri doldurulmuşluk, kanıma dokunmuştu gördüğümde.

VEFATININ 20. YILDÖNÜMÜNDE CEMİL MERİÇ'İ RAHMETLE ANIYORUZ // Fehmi Yakut

Kategoriler:

Cemil Meriç denince birçoklarının ilk aklına gelen; “Kamus namustur” ya da “Paris evde yoktu. Ben rüyada gördüm Paris’i, gülümsedi ve kayboldu.” (Bu Ülke, s. 44) gibi aforizmalarıdır. Dillere pelesenk olmuş bu cümleler, aslında Cemil Meriç’in bendeki özetidir. Onun lisan konusundaki hassasiyetini bir namus meselesi olarak telakki edişine bakıp da duruşunun önünde eğilmemek mümkün müdür ki; “Kelam, bütünüyle haysiyettir.” “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.” “Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur.”

Peki, Cemil Meriç’i bizim için bu kadar değerli kılan asıl sebep nedir?

Bir toplumun sosyolojisini tahlil etmek, tanımlamak ve prensiplerini ortaya koymak için, o toplumun dilini, tarihini ve dini olgularını irdelemenin gerekliliğine vurgu yapar Cemil Meriç. “Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazinedir.” “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” “Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?” “Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.” “Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.” “Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.” “Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.”

ALTERNATİF EĞİTİM METODLARI

Kategoriler:

Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."(İ.Özel)

Çocukluğumda ebeveynlerimin tüm kardeşlerimle birlikte bizlerin terbiyesinde kullandıkları farklı otantik metodları şimdilerde anımsadıkça yüzümde ılık rüzgarlar estiren tebessümler beliriyor. Yine o günleri özlediğim demlerden birinde; ailemden birkaç kesiti sizinle de paylaşmak istiyorum.

Babam öğretmenlikten kalan vakitlerde toprakla meşguliyete olan düşkünlüğünü anneannemin Bursa'daki asırlık Osmanlı evinin bahçesine zaman ayırarak gidermeye çalışırdı. Hala da öyledir ya... Babamın kuvveti, anneanemin hayat tecrübesiyle birleştiğinde bahçemizin güzelliğine doyum olmazdı. Kokulu sarmaşık güller, leylaklar, zambaklar, envai çeşit çiçek, sebze ve meyva ağaçları... Tabi bir de yeni filizlenmelerinden itibaren o kadar ağaç arasından çocukluk aklıyla boy ölçüşmeye kalktığım kavaklar var.

YUVARLAĞIN KÖŞELERİNE DAİR

Kategoriler:

Unesco açıkgöz düşünce cambazlarının büyük bir iştahla memelerine saldırdıkları garip bir inek. Unesco süslü kutularda sunulan bir afyon. Amacı Asyayı, Avrupayı, terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek, kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek onu!

20 Aralık 1966 Cemil Meriç Jurnal 2den

Ya yok olası Yök'ün yasakçı zihniyetine ne demeli?!

Haydi Kızlar Okula... Ama, şayet, fakat, falan, filan... feşmekan...

...

varış:

/.../

'bana sen haklısın diyorlar,

hayır hayır, ben çok haklıyım.' bilen biliyor.

bu yarışın dışında kalanlar,

adamı sevgi, sevgiyi de adam ediyor.

...

ÖZGÜRLEŞMEK

Kategoriler:


Özgürlük insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Yaşamın içinde kaybolduğumuzda, kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığımızda, dilediğimizce hayatımızı yaşayamadığımızda özgür olmadığımızı düşünürüz.

İnsan yaşamın içinde kendi sınırlarını kendi çizer ve bu sınırlar onun yaşam alanı olur. Bazen bu sınırlara başka insanların girmelerine ve hatta onların bu sınırlara müdahale etmelerine izin verir.. Başka insanlar bu sınırlara kuralları ile gelirler ve sınırlar aşılması zor duvarları oluşturmaya başlar. Birkere izin vermişsinizdir geriye dönemezsiniz. Bazen başka türlüsünün olamıyacağı inancı bile oluşur insan zihninde. Başlangıçta insan bunu sevgi adına , fedakarlık adına yapar ama giderek bu durum onu acizleştirir. İkili ilişkilerimizde, iş ilişkilerimizde, aile ilişkilerimizde, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde bu sistem hep aynı şekilde işler. Taki biz özgürlüğümüzü kaybettiğimiz duygusunu içimizde duyana kadar. İşte kaos bundan sonra başlar.

MİMAR SİNAN’IN MERKÜR’DE İŞİ NE?

Kategoriler:

GEZEGEN, GÖKTAŞI, DİĞER GÜNEŞ SİSTEMİ GÖK CİSİMLERİ İSİMLERİNDE "TÜRKLER"

Kuşaklar boyu, her doğan çocuğa mutlaka farklı ve daha önce kesinlikle kullanılmamış bir isim bulmak zorunda kalsaydık, ne olurdu?

İşte bugün astronomların, hergün yeni keşfedilen, yıldız göktaşı, kuyrukluyıldız, gezegencik (astreoid), gezegen ayları, bu gök cisimleri üzerindeki dağlar, vadiler, kraterler ve diğer yapılar gibi ayrıntıların isimlendirilmesinde karşılaştırılan durum da bir ölçüde buna benzemeye başladı. Uluslararası Astronomi Birliği (International Astronomical Union), IAU’nun, belli yıllarda gerçekleştirdiği genel kurul çalışmalarında, ‘isimlendirme alt komisyonu sayılabilecek olan çalışma gruplarından gelen öneriler görüşülerek kabul edildikten sonra, bu isimler resmiyet kazanmakta.

İsimlendirmeyi kolaylaştırmak için isimlendirme çalışmalarında uyulması gereken bazı genel kurallar olmakla birlikte tarihi birikim de önemlidir. Örneğin, gezegen gibi sayıca az ve önemli gök cisimlerinde Roma mitolojisi ön planda. Gezegenlerle ilgili daha ayrıntıda isimlendirmelerse, genelde, söz konusu gezegenin eski Yunan (Grek) ve Roma mitolojisindeki konumuna bakılarak yapılmakta.

KURŞUN KALEM / Beth Leibson – Reader’s Digest

Kategoriler:


Bir kurşunkalem, 50 km. uzunluğunda bir çizgi çizebilir, 45.000 sözcük yazabilir. Üstelik yaptığınız hataları silmeniz için, bir de kuyruklarında silgi taşırlar.

400 Yıllık Dostumuz

Kurşunkalem

Kurşunkalemler, yazı dünyasının üvey çocukları gibi görünürler. Herkesin, dolmakalemlerle ilgili söyleyecek kesinlikle bir sözü vardır. Çünkü bir çoğuna göre, dolmakalemler romantik çekiciliğe sahiptir. Fakat şiirlerin dizesinde, kurşunkalemlerle ilgili herhangi bir isteğe ya da şikayete rastlamazsınız. Onlar her zaman ikinci plandadır.

CELLADIN SEÇİMİ / SDY'LE İLE GÖRÜŞME // Simon Jones

Kategoriler:

Bir insan nasıl infaz memuru olur? Niye bu mesleği seçer? Özyaşamöyküsü The Hangman’s Tale’de (İnfaz Memurunun Öyküsü), Syd Dernley şunları yazıyor:

“İnsanları öldürmek istediğimden değil; bir yolculuk ve macera duygusu uyandırdığı, kötü ünlü canileri göreceğim ve ünlü detektiflerle karşılaşacağım için.”

Neden polisliği seçmediğini sordum.

“O zamanlar, ruhsatlı, susturuculu 22 kalibrelik bir tüfeğim, bir de susturuculu 22 kalibrelik bir tabancam vardı; Sherwood Ormanı’na yalnızca 6 mil uzaklıkta yaşıyorduk ve sülünlerle kekliklerden hoşlanıyordum,” diyor Syd, muzip bir sırıtışla.

Syd belli ki heyecanlı öldürmelerden zevk duyuyor. Sordum: Başka infaz biçimlerine -sözgelimi, kafa keserek idama- katlanabilir miydi?

İçeriği paylaş