TOPLAYICI OLMA KÜLTÜRÜNDEN VAZGEÇMEK!

Kategoriler:

Modern toplumlarla geri kalmış ya da gelişimini henüz yeterince tamamlayamamış toplumlar arasındaki en belirgin fark:

Ekonomik parametreler ve bunun sonucunda kişi başına düşen milli gelir seviyesine bağlı olarak sahip oldukları refah düzeyleri nedeniyle modern toplumlarda temel ihtiyaçlar (iş, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım …) büyük oranda karşılandığı ve sosyal güvenlik sistemi sağlıklı işlediği için bu toplumlarda yaşayan insanlarda kendileri ve nesilleri için gelecek kaygıları, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanlara nazaran oldukça azdır.

Yaşamımızda toplayıcı olma kültürü; tarih öncesi döneme dayanmaktadır. İlk insanoğlunun tarih sahnesinde yerini almasından bu yana bu duyguyla beslene beslene bugünlere gelindi. Ve bu özellik gelişimini, hayat standardını yeterli düzeye çıkaramamış toplumların karakteristik özelliği halini almıştır.

Bu analiz bağlamında düşünecek olursak;

Ülkemizde yaşayan ailelerin zamanlarını/mesailerini kendisinden çok gelecekte çocukları daha iyi bir hayat yaşasın diye servet edinme /toplama kaygısıyla sürekli çalıştıkları görülür.

Oysaki:

Anne babanın çocuklarına karşı en önemli vazifesi; onları hayata en iyi şekilde hazırlamak değil midir?

Bu düşünceyi biraz açalım…

Çocuk eğitiminin ilk adımı ailede başlar. Aile bebeklik sürecinden itibaren çocuğu sevgi çemberine almalı, çocuğun; zihinsel, bedensel, kişisel, dilsel özelliklerinin farkında olarak, ilgi ve yeteneklerini geliştirmesine, sosyalleşmesine yardımcı olmalı, ahlaki eğitimine dikkat ederek, gelişimini sağlıklı bir şekilde sürdürmesi için imkânlarını kullanmalı…

Sonraki aşamada:

Çocuğun akran gruplarla iletişiminde/etkileşimde yardımcı olarak, örgün eğitim çağına ulaştığında okulla gerekli iletişimi kurarak çocuğunu imkanları dahilinde en iyi eğitimi alma fırsatına kapı aralamalıdır.

Fakat toplumumuzdaki aile hayatında görünen manzara genel manada bu anlatılanların dışında görülüyor…

Nedense; bizler çocuklarımızın geleceğe hazırlama konusunda
en önemli unsuru; onlara maddi kaynak hazırlama/toplama çabası olarak anlamaktayız.

Ahlaki değerleri içselleştirmek başta olmak kaydıyla, çocuklarımıza iyi bir eğitim imkânı sağlama düşüncesinin önemini kavramadan…

Kim çocukları için daha çok mal (ev, araba, servet) hazırlayabiliyorsa kendisini bahtiyar saymaktadır.

Bu pahallı ve zahmetli kaygıyı özümsediğimizden dolayıdır ki; kendi hayatımızı heba etmekten çekinmeden, toplayıcı olma kültürüne sahip olma ilkesi ile hayatı, mutluluğu/sevinci gelecek günlere erteleyerek, bu günümüzü hayallere yelken açarak geçirmekteyiz...

Yitiğimiz Olanı Stokladıklarımızla Örtemiyoruz

Yazıyı okurken modernlik, az gelişmişlik ve gelişmişlik kavramlarının sanki biraz irdelenmesi gerektiği düşüncesi hasıl oldu bendenizde. Bu haliyle değerlendirdiğimde benim gelişmişlik tasavvurumla pek uyuşmuyorlar. Hatta insani ve toplumsal tekamül gibi ifadelerle tasvir edilmesi daha bir örtüşüyor bilincimle. Zira gelişmişlik tasavvuru ve buna dayalı değerlendirmeler genelde dışarıdan ihraç edilip dayatılıyor sanki bize.

Değinmek istediğim bir başka konu ise bize gelişmiş olarak lanse edilen ve örnek olarak sunulan ülkelerde biriktirme "kültürü"nün daha had safada olduğunu gözlemliyoruz. Bir çok gelişmemiş ülkeye göre çok daha büyük endişe ve güvenlik korkularıyla sisteme bağlanmış durumdalar. Belki de sahip olduklarını kaybetme korkusu da sebepler hanesine yazılabilir.

Gelişmişlik adı altında bilincimize ve topluma pompalananlar uğruna "Başarı" odaklı olmayı seçip "İnsani/İslami" tekamülümüzü öteler hale geldik...

Kapitalizm sadece ölçülen değerlerle kurulu bir sistem olduğu için somut bir halde ölçülemeyene dair bir tatmin sunamıyor haliyle. Böyle olunca da sanki bizler yaşadığımız düzende yitiğimiz olan değerleri ve uzun vadeli hazların boşluğunu var olanı stoklamakla yamayabileceğimiz yanılgısına düşüyoruz.

Tek kişilik gizli empatik kale! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri...
Sesini yükseltme sözünü yükselt...

Evriyelim...

Ben de bu yazı için Meryem Rabia kardeşim gibi düşünüyorum diyebilirim. Modernitenin, gelişmişilğin ve medeniyetin daha iyi irdelenmesi ve bizim değerlerimizi karşılayacak anlatımlar ortaya konulması durumunda hangi moderniteden, gelişmişlikten bahsedebiliriz? Batı öykünmecilği hücrelerine kadar musallat olmuş bir toplumun gelişime evrimesinden mi? İçi salt kapitalizm ve sömürücülüğün argümanlarıyla doldurulmuş bu kavramlar zincirine bir halka da biz olabilsek, ne kadar gelişmiş olur ve hayat standartlarımız bi'okadar yükselirdi!!!

Önce gelişim ve medeniyetten kastımız ne, onu bilelim.

Muhabbetle.

Mutmain Muhalif...