YAĞMUR

bünyamin Ergün Per, 06/09/2012 - 09:04 tarihinde yazdı

Dışarıda yağmur yağıyor. Sıkışacak bahane arayan İstanbul trafiği de haliyle yavaş ve sıkıcı. Servisin içi uyku getirecek kadar sıcak. Cama düşen damlaları saymak bugün beni pek heyecanlandırmıyor; ama vaktin başka türlü geçmiyor. Vakit geçmeli, eve varmalıyım.

Aklımı biricik sevdiklerim için boşaltmaya çalışırken hiç yapmadığım bir şey yaptım ve servisi hiç olmayacak bir yerde durdurdum ve indim. Arabalar hızla yanımdan geçerken çiseleyen yağmur yüzüme vurmaya başlamıştı. Servis, beni umursamadan yoluna devam etti. Şehirlerarası yolda yapayalnızdım.

Fark, değişikliği getirir. O günkü farkın bana hangi değişikliği getireceğini bilmiyordum. Açıkçası biraz endişeleniyordum, zira bu durum yaşadığım bir bunalımın başlangıcı anlamına geliyor olabilirdi. Hayatımı alt üst edecek bir yolun başında duruyor olabilirdim. Sevdiklerim, nefret ettiklerim; nefret ettiklerim de değerlerim olabilirdi. Umursanmadan yapılan her hareketi dikkatle takip etmek gerekli, öyle değil mi?

Sanki bu an daha önce hiç hissetmediğim bir şey yaşıyordum. Huzurluydum. Beni bu aydınlığa itenin karanlığın ta kendisi olduğunu hissediyorum. Tabi bunu sevgilime ne zaman söyleyecektim? Belli ki eve geç kalacaktım... Bu durumu yarime nasıl açıklayabilirdim?

Aslında hayatın kendisi mucize; ama Midas gibi nelere sahip olduğumuzu bilemeyiz, daima başkalarında olan zenginliklere heves ederiz. Kör olmayı yeğleyip aşkımı damla damla içmek için vakit kollarım. Aşkım, içimi titreten yagânedir. Onu öyle çok severim.

Ama bu demek değil ki, mucizeleri bilmem, görmem. İmtihanımız çok. Bunların hangisinin mucize olduğuna kafa yormak bile zenginlik, şükür; fakat insan aklının yetmediğini nasıl arzu eder?

Eve vardığımda yiyeceğim zılgıtı düşünürken iyiden iyiye ıslanıyordum. Hızlanan yağmur etkisini azaltana kadar beklemeye karar verdim ve yağmurun erişemediği bir saçak bulup kenara çekildim. Yüzümü yola döndüm ve gelip geçen arabaları izlemeye başladım.

Hayallerim, aklımdan çoktur. Hayallerime uydum ve yoldan geçen arabaları ikiye ayırdım. Sağa gidenleri evine giden, sola gidenleri de evinden uzaklaşan olarak hayal ettim. Bir anda sağa giden arabaların içleri aydınlandı. Sanki arabadakilerin gülümsediğini görüyordum ve sanki hepsinde keyifli nağmeler çalıyordu. Bu uçan halılara binen kahramanlar evine ulaşır ulaşmaz o masum yürekleri kötü kralın zulmünden kurtaracak, onları çok daha mutlu yaşayacakları bir diyara götürmek için bin bir güçlükle savaşacaktı.

Bunlar, içine daldığım sürece derinliklerinde kaybolduğum ve kimseye anlatmadığım, içimi ısıtmakla kalan, anlık hayaller. Bunlardan kurtulup hayatın gerçeklerine kaldığım yerden başlamak için tek sebebim sevdiğim. Özlediğim.

Yağmur hızını azaltacağı yerde giderek hızlanıyordu. Belki de servisten inmemeliydim; ama ne çare... İş içten geçmiş bir kez.

Gözlerimi yoldan alıp etrafa bakındım.

İndiğim yer pek kısır bir yerdi. Kapalı kapılar ve perdelerden süzülen bir kaç loş ışık dışında pek bir şey göremiyordum. Islanmayı göze alıp yürümeye karar verdim.

Bir kaç dakika yürümüştüm ki, yolumun üzerinde bir kitapçı gördüm. "Batmak için açılmış bir ticarethane" diye düşündüm ve gülümsedim. Yine de sahibinin cesaretini tebrik etmeli diye içimden geçirirken bir baktım ayaklarım yolunu evimden çevirmiş, beni kitapçıya götürüyor. Heyecanlıydım; ama yönümü tekrar evime çevirdim. Aşkımın içimdeki derin köklerini ne etkileyebilirdi ki?

İçeri girdim. Burası, dışarıdan görüntüsünün aksine şaşırtacak kadar büyük bir kitapçıydı. İçeride hiç müşteri yoktu. Kitaplara dingin kafayla en son ne zaman vakit ayırdığımı hatırlamaya çalıştım, hatırlayamadım. Sevgilimle birlikteydik yine. İstediği bir kitap vardı; ama paramız yoktu, alamamıştık. Özür dilememde yardımcı olabilir diye istediği kitabı satın almaya karar verdim.

Gözlerim etrafta bir çalışan arıyordu; ancak sanki burası bomboş bir yerdi. Zamandan uzak, masallar diyarında gizlenmiş, dingin, dünyanın merkezinde bir yer. Bir kitapçı başka nasıl olabilirdi ki?

"Af edersiniz!" diye bağırdım, birisi duyacakmış gibi. Uzaklardan inler gibi genç bir bayan sesi geldi "Buyrunuz!"...

Sesin geldiği yönü tayin etmeye çalışırcasına yürürken gözlerim de kitabı arıyordu.

Hanımefendiyi gördüm ve ağır adımlarla ona doğru yürümeye başladım. "Bir kitap arıyordum. Yardımcı olabilir misiniz?" dedim.

Gözlerim mi yorulmuştu, yoksa hanımefendinin bulunduğu yer mi aşırı ışıklandırılmıştı; anlamadım. Hanımefendinin ilgisini bekliyordum. O ise olabildiğince ağır davranıyordu.

Gözlerini bana çevirmeden elindeki kitaba bakar halde yüzünü bana döndü ve "Hangi kitaptı?" diye sordu.

"Nasıl?"

Dedim ve durdum. Şaşkınlıktan bir iki adım geri atmışım.

Karşımda eşim vardı. Kadife elbisesi bütün dünyayı kaplıyordu. Teni güneş, gözleri ışıl ışıldı.

"Sevgilim" demek istedim, diyemedim. Elinde tuttuğu, aradığım kitaptı. "Biliyorsunuz, bu kitap daha yeni basıldı. Şükür ki biz de bugün sipariş etmiştik." dedi ve dediğini teyit etmemi istercesine kitabın ilk sayfasını gösterdi. Evet, kitap ilk baskıydı; ama... Bu kitap yeni değildi ki... 10 yıldır piyasada olan bir kitaptı.

Kitabı, sevgilimin eline dokunmadan aldım. "Sevgilim" karşımda duruyordu. Sarılmak istedim, yapamadım. Sanki yıllar önce arzuladığım bir anı yaşıyordum. Aşkın ilk basamaklarına geri dönmüştüm. Allah aşkıma aşk katmıştı.

Durdum ve gülümsedim.

"Çok teşekkürler, sevgilim çok sevinecek." diyebildim.

"Aşk, güzeldir." dedi ve gülümsedi.

Gözlerimden düşen yaşlar mümkün olmadığını bilmesine rağmen bu mucizeyi izaha çalışıyordu. Ellerim titriyor, dizlerimin bağı çözülüyordu. Düşünecek, konuşacak o kadar çok şey vardı ki? Acaba ölmüş müydüm? Ya da bu da derin hayallerimden birisi miydi? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey aşkımın gerçekliğiydi. Anı anına yaşadığım, her anının kıymetini bildiğim ve hatta benden bihaber yaşadığı zamanlara kızdığım aşkımın demine varıyordum.

Ah sevgilim.

Seni öyle çok sevdim ki

ve seni öyle çok seviyorum ki

ve seni öyle çok seveceğim ki...

Sustum ve gözlerimi kapadım. Bu anı gönlümle hissetmeliydim...

kategori: