YAZ SICAĞI

bünyamin Ergün Sa, 09/12/2014 - 11:25 tarihinde yazdı

SANAT, İNSANIN VARLIĞINA DAİR SORULAR SORAN ÜÇ BAŞATTAN BİRİDİR.
İşte bu nedenle de İnsan'ın çeperlerini genişletmeye ve kimi zaman da imha etmeye meyillidir. Üzerine düşeni, vakur adımlarla, kendine dönük olana kendinde vaat eder, fazlasını ya da azını değil. Talibin kavrama eşiğini yükseltemezse ardını dönüp gitmez. Giden, yine ve daima taliptir. Zira bu bir "ben" değil, "sen" savaşıdır.

Dedik ya, sanat, "ben"deki değişimi "sen"e aktarabilmenin üç egemen yolundan biri. Diğerleri Felsefe ve Din. Bu üç egemen yoldaki en yüksek doruğa çıkabilmiş kişinin tek kaygısıdır, "ben"deki değişimi "sen"e aktarabilmek. Pekâlâ, neden? Neden bu kişiler doruklardan aşağıya bir tek kelimeyle dahi olsa seslenebilmek için debelenir durur?

Bu, hakikatin çağrısıdır. Hakikat, yani İnsan. Varamayacak, olamayacak, bilemeyecek ve hiçbir zaman içinde bulunduğu kısır döngüden çıkamayacak olduğunu ve bilebileceği tek şeyin de bundan öte olmadığını bilen İnsanın hazin masalıdır, bu çağrı.

Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi Kış Uykusu'da işte bu kadar hazin bir çağrıdır. İnsana, yalnızca İnsana dair.

NEDEN BİR BAŞYAPIT?
"bu ülke"nin hastalığıdır, eserlerde gördükleri birtakım enstantaneleri daha önce gördükleriyle birleştirerek anlam aramaya çalışmak... Bu, şüphesiz zavallı bir tutum. Eksik ve hatalar laf-ü güzâf, atıf ve ilişkilendirmelerse batıl. Sebebin kaynağını çırılçıplak soyduğu İnsan'da uyandırdığı tedirginlikte ve bu tedirginliğin imha ettiği duvarlarda aranmalı.

İnsan'ın isyanında, Aşk'ın nefesinde, Yalnızlığın yani Kış'ın soğuğunda ya da Uyku'daki kâbus'ta...

BU MASALI BULMAK MÜMKÜN MÜ?
Öyle sanıyorum ki değil. Zira "bu ülke" öksüz ve yetim olduğu için kendini uykunun sıcacık kollarına vermek üzere yatağına uzandığı vakit, başında kendine masal okuyacak kimsesi yok. Masalı olmadığı için de her yeni sabahta rüyadan değil kâbustan uyanıyor, kan, ter ve korku içerisinde. Samimiyet dolu gülümsemelerin kaybolmasının ve bu sebeple de "güven"i kaybetmemizin en büyük nedeni bu.

Sürekli "ben" diyen birine nasıl güveneceğiz? Hele de bu kişi sanat, felsefe ya da din doruklarından birinden sesleniyorsa? Mümkün mü? Değil elbette... Umulur ki doruktaki bu kişi gözlerini kapattığı vakit vakfettiği her hakikati "sen"e Yaz Sıcağında bir rüyaya dalar gibi aktarabilsin. Hayır! "bu ülke" Kış Soğuğunda kâbus görenlerden oluşuyor. Ne zaman ki birimiz bir masal yazmaya başlar, bahar gelir ve geldiğinde AŞK başını Güneşe yani İnsan'a çevirir.

NE YAPMALI?
Başımızı ne yana çevirirsek çevirelim etraf zifirle boyanmış tablolarla dolu. Biz, yine umuda değil hayale dalıp AŞK'a sarılmanın yollarını arayalım. Zira, İnsan ancak masalı olursa rüyaları Yaz Sıcağına kavuşur.

Zannedildiği gibi zor, çok zor bir şey değildir bu. Biraz düşünerek ne yaparsanız yapın varamayacak, olamayacak, bilemeyecek ve hiçbir zaman içinde bulunduğunuz kısır döngüden çıkamayacak olduğunuzu ve bilinebilecek tek şeyin de bundan öte olmadığını anlamak yeterli. Yine de zor gelir, bilirim. O vakit arkanıza yaslanın ve şunca yıl yaşamanıza rağmen nasıl bir masalınız olduğunu düşünün. Ortaya çıkanı "ben"e değil, "sen"e en az "ben"in anladığı gibi anlatmaya gayret edin.

Anlatamıyorsan? Ya olmamışsın ya da ölmemişsin...

kategori: